10 Temmuz 2024 Çarşamba

FAŞİZM - 3 -

 

                                                 FAŞİZM -3 - 


                                       SÖMÜRÜ-DEVLET-FAŞİZM

Sınıfların ortaya çıkışı ve sömürü ilişkileri devleti zorunlu kılmıştır. Kısacası üretim fazlasına el koyanların kendilerini ve mülklerini koruyacak örgütlenmelere gereksiniminin bir ürünüdür. Devlet oluşumu basitten karmaşığa sınıfsal hakimiyetin değişimine göre evrim geçirerek günümüzün "MODERN" devlet diye tanımlanan aşamasına gelmiştir.

Faşizm sözcüğü Roma imparatorluğunda otoritenin simgesi olarak; baltaya bağlı ağaç çıtaları olarak ifade edilir. Balta devleti temsil ediyor ise, ağaç çıtalar da baskı uygulamasını anlatıyor olsa gerek. Gerçi iki darbe yaşamış ülkemizde bunları anlatmak için tarihsel ve entelektüel bilgiye gerek yok. Toplumun ağırlıklı bir kesimi bir biçimde ağaç çıtalar ile tanışmıştır. Georgi Dimitrov  1935 yılında Komintern’e sunduğu raporda “faşizmin iktidara gelmesinin” “bir burjuva hükümetin diğerini takip ettiği sıradan bir intikal” olmadığına, dikkat çekmiştir. Antonio Gramsci ise “işçi sınıfını hareketsiz kılmak için onu parçalayıp dağıtmayı kendisine görev bellemiş silahlı tepki” olarak faşizmin ve faşist yapıların örgütlenmesini tanımlamıştır. Doğaldır ki tarihsel süreçlerdeki hakim sınıflar arasındaki ilişki ve çelişkilerin sonucu belirlediği gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Başka bir anlatım ile kapitalizmin krizlerinin ürettiği bir yönetim tarzıdır. Bir dönem Avrupa'daki devrimci mücadele, Rusya devrimine tepki olarak faşizmin geliştiği iddia edilse de gerçeği ifade etmez. Faşizmi masum göstermek ve kapitalizmden yalıtmak için günümüze kadar süren birçok teori geliştirilmiştir. Hannah Arendt'ın faşizm ile kapitalizm arasındaki bağlantıyı koparma çalışmaları dikkate değerdir. Günümüzdeki yükselen faşizmi saklamak için yeni yeni düşüncelere gereksinim vardır. Günümüz dünyasında güçlü devrim hareketleri olmadığı gibi, reel sosyalizm olarak isimlendirilen bir süreç sona ermiştir. Amerikan tarihçisi Henry A. Turner'in içtenlikle itiraf ettiği gibi," faşizmin modern kapitalizmin bir sonucu olduğu olgularla kanıtlanırsa, kapitalist sistem savunulamaz hale gelir" ( Faşizm üzerine-önlenebilir yükseliş. s.21.)  Bulmak isteyenler için yol arayışlarına yardımcı olacak bir tanım.

Kapitalist düşünce oluşturucularının yorum-tanım ve terimlerini bir kenara iten bir yaklaşım kaçınılmazdır. Ayrıca yaşanmış faşizmlere ilişkin yorumlara takılıp kalmak, günü yorumlama açısından engelleyici olabilmektedir. Milliyetçilik-ırkçılık, din, hukukun işleyişi, temsili demokrasi vs alanlarla sınırlı yorumlar yeterli değildir. Parça-bütün ilişkisi koptuğu gibi resmin büyüğünü görmek zorlaşıyor. Başka bir anlatım ile sermaye-devlet ilişkisini gölgelemektedir. Faşizmi sivil ve yarı sivil oluşumlar ile tanımlamak eksik olduğu gibi, sınırlı demokratik hakların kullanılıp-kullanılmadığı ile de açıklamak olanaksızdır. Burada belirleyici olan ulusal ve uluslar üstü sermayenin şekillendirdiği devlet örgütlülüğü ve işleyişidir. Emperyalizmin ilk dönemi sorunları ile şekillenen faşizm oluşumu ve iktidar ilişkileri ile günümüzü aynı kefeye koymak her şeyden önce maddi yaşam ve ekonomik değişimin geldiği evredeki nesnel gerçeği görmemek veya görmek istememektir.

Liberal demokrasinin uygulanmasında kapitalist merkezlerde bile büyük zorluklar yaşandığı günümüzde, çevre ve geri ülkelerde böyle bir beklenti fazla iyimserliktir. Hür dünyanın lideri, dünyayı otoriter ve totaliter diye tanımlayan ve saflaştıran ABD, böyle bir konumlanışın ekonomik-politik ve askeri nimetlerini toplamış sözüm ona demokrasinin merkezi olan bir ülkede bile darbe girişimleri yaşanabiliyor. ABD'nin birçok ülkede darbe ile oluşturduğu yönetimler, kendi halklarına baskı-işkence ve terörün en şiddetlisini yaşatmışlardır. Günümüzde bu tartışmaların karşılığı nedir diye sorulabilir. Anlatılmaya çalışılan tüm konularda olduğu gibi FAŞİZM konusunda da sermayenin tanımlarını geçersizleştirmek, işçi sınıfı ve emek cephesinden tanımlar üretme çabasıdır. Tanımlama yalnız bir literatür sorunu değildir. Aynı zamanda karşı mücadeleyi belirleyen bir içerik taşır. Farklı bir anlatım ile olguya kendi adını vermektir. "CAN YÜCEL' in ifadesi ile herhangi bir cismin adını koymaktan korkmamalıyız."

Faşizm "toplumsal yaşamın tümünü kapsayan tek ideoloji" olarak tanımlanır toplum bilimciler tarafından. Buna ulaşmanın yolu kitlesel taban ve şiddet hareketine yol vermek olabileceği gibi, yukarıdan aşağıya devlet örgütlenmesi ile de olabilir. 24 ocak ekonomik programının uygulanması için askeri darbenin yapılması ve beraberinde kararların zor yoluyla topluma kabul ettirilmesi uygulaması tipik bir faşizm deneyidir. (ekonomik veya politik tercihlerin belirleyiciliği sorunu da açıkça görülmektedir.) "Tırmanan faşizm" tanımı, yerini tepeden inme faşizme bırakmıştır. Kitleleri faşist şiddet ve terörle teslim alma yöntemi başarısızlığa uğrayınca, askeri darbe ile toplumun teslim alınması sağlanmıştır. İthal ikameci politikadan, ihracata yönelik ekonomik politikaya geçilmiş ve kazanılmış olan ekonomik ve demokratik haklar büyük oranda yok edilmiştir. Sonuç olarak dünyada ve ülkemizde gelişmeler yeni süreçleri değerlendirme ve yeni tanımlara gitmek gerektiğini göstermektedir.

                                      SÖMÜRGE TİPİ FAŞİZM 

Sömürge tipi faşizm tanımlamasını Türkiye'de ilk kez kullanan Mahir Çayan olmuştur. Böyle bir tanımlama yapılırken dünya genelindeki süreç, emperyalizmin geldiği aşama ve emperyalist merkezlerin geri ülkelerdeki yönetimler üzerinde oynadığı rol dikkate alınmıştır. Dünyanın üçte birinin kapitalizmin dışına çıktığı, 1954 Guatemala-1954 Paraguay- 1965 Endonezya- 1967 Yunanistan - 12 mart muhtırası 1971- 1973 Şili darbesinin yaşandığı bir zaman dilimi. Faşizmin geniş kitle desteği olmayınca, yukarıdan aşağı devlet kurumları aracılığı ile oluşturulması süreci yaşanmıştır. Burada en belirleyici olan ise bu ülkelerin demokratik devrimlerini yaşamamış olmalarıdır. Emperyalizm ile girilen  ekonomik ve askeri ilişkiler beraberinde yönetim tarzını ve devlet biçimini belirleyebilmektedir. Kitlelere verilecek ekonomik tavizler olmayınca yerini baskı araçlarına bırakmaktadır. Göstermelik olarak yasama-yürütme ve yargının olması baskıcı yönetimi aklamaz. Kısacası göstermelik"demokrasi"kocaman bir FAŞİZM'dir.

İzmir iktisat kongresi ile ekonomik rotasını çizen ülkemiz kapitalistleşme yolunda sürecin koşullarına uyumlu bir şekilde yol almıştır. 1932-1942 dönemi tekellerin oluşma evresidir.    1942-1950 dönemi Marshal- Truman yardımları ve tekelleşmenin boy attığı evredir. Ekonomik yardımların yanında özellikle askeri alanda yapılan yardımlar devlet örgütlenme ve yönetim biçimini belirleyen en önemli etken olmuştur. Beraberinde NATO  üyeliği, süreci taçlandırmıştır. Bizim gibi ülkelerde devlet ve yönetim biçimini belirleyen yerel etkenlerden çok, emperyalist etkenlerdir. Sömürgecilik ilişkisi süreklilik isteyen ve kendi savunucularını yaratan bir süreçtir. Altıncı filoyu kıble yapanlar ve ABD çıkarlarını" milliyetçilik" olarak savunanlar bu sürecin ürünüdür. Her ne kadar faşist yönetim biçiminin kuruluşu yukarıdan aşağı olmuş olsa da, dinci ve sözüm ona milliyetçi kitlelerden kendisine bir taban oluşturabilmekte, koşullara göre değişen farklı propaganda malzemeleri ile taban oluşumunun sürekliliği sağlanabilmektedir. Kısacası yukarıdan aşağı devlet kurumları, resmi ve yarı resmi paramiliter güçler ve beraberinde aynı çerçevede hareket eden sivil örgütlenmeler. (Tarikat ve cemaat yapıları dahil). İndirgemeci ve kalıpçı tanımlamalara uymasa da süreçte yaşananları başka türlü tanımlamak olanaksızdır. Bu süreç 24 ocak ekonomik kararları ve 12 eylül darbesi ile ekonomik işleyişteki değişime kadar devam etmiştir. İhracata yönelik ekonomik model ile uluslar üstü sermayeye katılım süreci kaçınılmaz olarak devlet yönetim biçimindeki değişimleri getirmiştir.

                                  NEOLİBERALİZM- FAŞİZM

Başlığı liberal dostlarımız iyi niyetli bulmayabilir. Liberalizm aydınlanma felsefesinin bir ürünüdür. Kapitalizmin rekabetçi döneminde özgürlükçü ve demokratik bir rol oynamıştır. Dönemin ekonomik işleyişine uygun bir düşünsel yaklaşımdır. Neoliberalizm ise küresel ekonomiyi ve uluslar üstü sermaye hareketini ve tekelleşmenin uç noktasını anlatır. Böyle bir sermaye oluşumunun neden demokrasi ve özgürlükler diye bir derdi olsun. Gelinen aşamada ekonomizm belirleyicidir ve toplumsal kesimlerin baskı ile denetim altında tutulma eğilimi güçlüdür. Böyle bir eğilim devleti ekonomik ve sosyal alandan yalıtmış, yalnız güvenlik örgütüne dönüştürmüştür. Ayrıca kitle desteği anlamında da faşist düşünce eğilimleri güçlendirmek için gerekli çabayı göstermektedirler. Paradigmalar değiştikçe tanımların da değişimi zorunludur. Doğal olarak faşizm algısı ve ortaya çıkan FAŞİZM de geçmiş deneylere göre farklılıklar içerir. Tekelleşmenin uç noktaya vardığı bir dönemde, tekeller arası rekabet artmıştır. Elli küsur yıldır süren bu dönem toplumsal kazanımların çoğunu ortadan kaldırmıştır. Bu sistem süper zenginler ve dev şirketlere çalışmaktadır.

Günümüz coğrafyasında merkez ve çevre ülkelerde farklılıklar içerse de faşizm frenlenmesi gereken bir güç olarak yol almaktadır. "Gossweiler'e göre kritik olan nokta bir kitle hareketinin olup olmadığı değil, tekelci burjuvazinin mevzisini bir diktatörlük kurarak güçlendirme konusundaki kararlılık derecesidir- bu diktatörlüğün askere mi, polise mi, kiliseye mi, yoksa faşist bir kitle partisine mi dayalı olduğuna bakılmaz" tanımlaması öğreticidir. Kalecki'nin faşizmi tasmalı köpek tanımlamasındaki "belirli amaçlara ulaşmak için her an serbest bırakılabilir ve hatta tasması takılıyken bile olası muhalefeti sindirme görevi görür." sözünü ekleyebiliriz. Gelinen noktada ABD ve AB ülkelerindeki faşist düşünce ve örgütlenmelerin güç kazanmasına şaşırmamak gerekiyor. Krizden çıkamayan ve duvara dayanmış olan emperyalist merkezler çözümü faşizmde ve savaşta arayacaklardır. Birbirini tamamlayan ve besleyen bu süreç devam edecektir. Burada önemli olan zaman geçirmeden direniş mücadelelerinin ve cephelerinin oluşturulmasıdır. Bizim için belirleyici olan faşizmin nasıl tanımlandığı değil, kapitalizmin krizinden çıkabilmek için baş vurduğu son çarelerinden biri olduğu gerçeğini kavrayabilmektir.

2008-2009 krizinin kronikleşmesi, bazı ekonomistlere göre daha büyük bir krizin bekleniyor olması, bölgesel savaşlar ve üçüncü dünya savaşının çıkabileceği koşullarda; küresel sermayenin toplumsal koşulları zorlayıcı önlemlere baş vurması kaçınılmazdır. Kapitalizm üretim ve yayılma olarak sınırlarına dayanmıştır. Gelinen aşamada FAŞİZM ve SAVAŞ dışında seçenekleri kalmamıştır. 2019 DAVOS toplantısının belirleyici konusu küresellik olmuştur. Neoliberalizmin krizi ve çıkışsızlığı karşısında ortaya çıkabilecek toplumsal hareketlere ve isyanlara karşı alınması gereken önlemler tartışıldı. Yakın geçmişteki faşizmin yükselişine bakılınca patronlar zaman geçirmeden tedbir almışa benziyor. Her zamanki gibi eksik olan, emek cephesinin gerekli duruşu ve mücadele yöntemlerini geliştirmedeki zayıflığıdır.

          SINIF MÜCADELESİ VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE

Faşizm; kapitalizmin bir ürünü olduğuna göre, sınıf mücadelesi ile faşizme karşı mücadeleyi asgari taleplerde birleştirmek gerekiyor. Sınıf savaşımındaki uzlaşmazlık farklı biçim ve şekillerde gelişen mücadeleler şeklinde devam eder. Bazen çok güçlü olabildiği gibi, bazen de daha düşük düzeylerde savaş sürer. Sınıflar ortadan kalkıncaya kadar devam edeceği gerçeği üzerinden hareket edersek, faşizme karşı mücadelede en güçlü kavgayı işçi sınıfını vermesi doğaldır. İşçi sınıfının mücadelesini ekonomik ve sendikal mücadele ile sınırlı tutmayan, devrimci bir tarzda siyasi mücadeleye yükselten devrimci bir anlayış zorunludur. Doğal olarak böyle bir süreç düşünsel  bir alt yapıyı ve beraberinde  örgütsel ilişkiyi oluşturmayı gerekli kılar. Bu da günümüz sol düşünürlerine günü ve koşulları kapsayan kapitalizmi aşan inandırıcı bir sosyalizm düşüncesi oluşturma görevi yüklüyor. Beraberinde mücadeleyi kucaklayabilecek politik örgütlenme. Faşizmin yükselişi tartışılırken ileri sürülen tez solun sınıf temelli mücadeleden uzaklaştığı, neoliberalizmin düşünce yapısına eklemlendiğidir. Sınıf temelli mücadele yalnız ekonomik-demokratik alana terk edilemeyeceğine göre, siyasal alanda beklentiye yanıt verebilecek düşünsel-örgütsel ve eylemsel bir süreç zorunludur. Böyle bir süreç faşizme karşı mücadeleye de katkı sunar.

Yaşanmış faşizm deneylerinde (Almanya-İtalya) başarısızlığın temel etkeni birleşik direniş örgütlenmelerinin, doğru strateji ve taktiklerinin oluşturulamamasıdır. Günün koşullarında marksist partilerin bakış açılarındaki yanlışlıklar yenilgide önemli rol oynamıştır. Tarihsel deneyleri de dikkate alarak sınıf mücadelesi, faşizme karşı olan diğer sınıf ve tabakalar ile ortak mücadele etmek işçi sınıfının kaçınılmaz görevidir. Böyle bir mücadelenin sınıf mücadelesini saptıracağı, faşizme karşı mücadelenin politik hareket ettirici etkileri olmayacağı tezleri tüm tarihi deneyleri yok saydığı gibi, pratik toplumsal mücadeleyi bilmemekten geçiyor. Gerek sınıf mücadelesi, gerekse de faşizme karşı kesimlerin mücadelesi birbirlerini ilerlettiği gibi, toplumsal hareket yaratma sürecinin de kaldıracıdır. Burada belirleyici olan belirli klişelerin içerisinde sıkışıp kalmamak, hayatın dayattığı somut koşullar karşısında tavır belirlemek ve mücadele etmektir.

                                      NASIL BİR MÜCADELE

Sınıf ve faşizme karşı mücadelede tüm araçlar ve yöntemler kullanılır. Tek bir alana sıkışmak sorunların çeşitliliği karşısında çözümsüz kalmaktır. En basitinden en karmaşığına, en barışçıl olandan gerektiğinde en şiddetli yöntemler kullanılmasına kadar çok geniş bir yelpaze içerir. Burada belirleyici olan sistemin çizdiği sınırlar içinde kalmamak, sisteme eklemlenme gibi bir derdin olmamasıdır. Günümüzde gerek dünyada, gerekse de ülkemizde sol olduğu iddiasındaki bir çok örgütlenmenin sistemin parçası olduğu gerçeği çok açıktır. Böyle olmaları beraberinde ezilen sınıfların kendilerinden uzaklaşmasını getirmiştir. Sistem içi iyileştirme taleplerinin ve sosyal devlet anlayışının çok fazla karşılığı yoktur. Kapitalizmin sınırlarına dayandığı günümüzde farklı bir düzen anlayışını merkezine almak kaçınılmazdır. Aksi halde günümüzde olduğu gibi dolgu malzemesi olmanın ötesine geçilemez.

Gelinen evrede faşizm tehlikesinin ortadan kalkması, kapitalizmin sonlanması ile olanaklıdır. Böyle olması bütün sorunları devrime bağlama kolaycılığı yaratmamalıdır. Sistemin işleyişi içerisinde en küçük hak kazanımları çok önemlidir. Faşizmin saldırıları karşısında direnme mücadelesi bir yanıyla saldırıları geriletirken, bir yanı ile gelecek mücadelesi için öz güven, bilgi ve deney birikimi demektir. Burada belirleyici olan toplumun kendi sorunlarına sahip çıkması ve kendi örgütsel yapıları ile buna yanıt üretmesidir. Geçmişin sınıfsal karşılığı olan örgütlenmeler mevcut olmadığına göre, mücadele içinde oluşacak ve sınıfsal karşılığını bulacak örgütlenmeleri oluşturmanın yolu açılmış olacak. Belirleyici olan inatçı-direngen bir çizginin izlenmesi ve kapitalizmi aşma hedefinden şaşılmaması. Geçmiş direniş komiteleri deneyi, zamanın ruhuna uygun can güvenliğinin belirleyici olduğu koşullar içinde oluştu. Geriye halkın kendini savunması konusunda küçümsenmeyecek deneyler bıraktı. Günümüzde ise gerek sınıfsal mücadelede, gerekse de ekonomik ve demokratik mücadelede ve beraberinde faşizmin saldırıları karşısında sorunların dayattığı noktalarda meclis örgütlenmelerine gidilebilir; ortak sorunlar karşısında ortak çözümler aranabilir. Bu tarz örgütlenmelerin sosyalizmin nüvelerini oluşturacağı gerçeğini önemsemek gerek. Kurtarıcı ve peygamber bekleme kültürü de aşılmış olur.

Sonuç olarak faşizme karşı mücadele programı anti-faşist güçleri kapsayacak bir esnekliğe sahip olmalıdır. Geçmişin direniş örgütlenmesini devrim programına bağlayan anlayış aşılmalıdır. Bu gün tüm alanlarda hak mücadelelerine yoğunlaşma ve mücadele alanlarının taleplerinde uzlaşmak zorunludur. Böyle bir birlik devrimi hedefleyenleri kapsayabildiği gibi, alan mücadelelerinin hedeflerini de kapsamak zorundadır. Önümüzdeki zorunlu durak BİRLEŞİK DİRENİŞ MÜCADELESİ ve ÖRGÜTLENMESİ' dir.

                                  YAHYA TAŞDEMİR  18-07-2024