KRİZ - SAVAŞ VE DEVRİM
Başlık kaçınılmaz süreci tanımlıyor gibi gözükse de; ne yazık ki günümüz gerçeği ile pek örtüşmüyor. Neoliberalizm "başka bir dünya mümkün" düşüncesini büyük oranda dumura uğrattı. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası sosyalizm ve kurtuluş savaşları dönemini beklemek fazla iyimserlik olur. İdeolojisizleştirme ve örgütsüzlüştirmede gelinen boyut örgütlü bir işçi sınıfı ve halk hareketinin oluşma koşullarını zorlaştırdı.
Ekonomik krizler ve beraberinde oluşan toplumsal ve yönetememe krizi, aynı zamanda düşünsel üretim ve karşı hareket yaratmanın koşullarını oluşturur. Ekonomik krizin kronikleşmesi ve savaşa dönüşmesi, giderek üçüncü bir dünya savaşına doğru yol alması, önümüzdeki uçurumun büyüklüğünü ve krizlerin boyutlarını açıkça göstermektedir. Nükleer silahların varlığının savaşı engelleyici bir faktör olabileceği düşüncesinin çok karşılığı yoktur. Tam aksine savaşın yıkıcı etkisini artırır. Böyle bir dönem beraberinde sorunlara çözüm arama ve mücadeleyi yükseltme görevini zorunlu kılar.
EKONOMİK KRİZ
Kapitalizmin rekabetçi dönemindeki krizler; KRİZ-DURGUNLUK-YÜKSELİŞ-CANLANMA döngüsü içinde sürdü. Dönemin bir özelliği olarak kapitalist üretimin gelişimine ve ilerlemesine yol açtı. Sermayenin yoğunlaştığı ve tekelleşme dönemini yaşadığı emperyalist dönemde ise krizler UZUN DALGA diye tanımlanan evrelere ulaştı ve krizden çıkamama savaşları kaçınılmaz kıldı. Savaş krizin son çaresi olarak gündeme geldi. Kondratieff, e göre savaşlar ve devrimler dalgaların başlangıç dönemlerinde veya dalgalar arası geçiş dönemlerinde ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde yaşanan ve hala aşılamayan 2008-2009 krizine şimdilik bölgesel savaşlar ile çözüm arınıyor olsa da henüz olumlu bir gelişme görünmüyor. Günümüzdeki kriz daha çok KAPİTALİZMİN krizi gibi gözükmektedir. Görünen o ki çok fazla merkezileşmiş ve yoğunlaşmış finans sermayesi üretim alanlarına yönelip, teknolojik gelişme- emeğin verimliliğinin artırılmasına ilgi duymadığından krizin aşılması zorlaşmaktadır. Günümüzdeki finans sermayesi yatırıma değil, daha çok rant ve faiz döngüsü içinde hareket etmektedir. Sonuç olarak kapitalist üretimin gelişiminin önündeki gerçek engel "SERMAYE"nin kendisi olmuştur. Günümüzdeki sistemin yaşadığı kriz ve geldiği evre kurumların işlerliklerini ve yenilenmesini sürdüremeyecek bir noktadır. Böyle bir sonuç var olan sistemin yerine daha ileri bir sistem veya sistemleri zorunlu kılmaktadır. (Ezberimizde olan sınıfsız ve sömürüsüz toplum tanımını niyet olarak atlamadan)
Sınıf ve emek mücadelesinin yaşadığı krizi Burjuvazi de yaşamaktadır. Burjuvazi artık eskisi gibi üretememekte, ekonomik ve düşünsel olarak yol alamamaktadır. Kısacası kendi sistemlerini yaşatma yetisini kaybetmişlerdir. Mali araçlarla kazanma beraberinde daha fazla işsizlik ve yaşam seviyesinin düşmesini getirmiş, eşitsizlik artmış, etik ve kültürel çürüme derinleşmiş, umutsuzluk ve çaresizlik artmıştır. Tüm bunlara ABD' de olduğu gibi tekellerin geldiği devasa boyutları nedeniyle, iflasına izin verilmemekte ve zararları devlet aracılığı ile toplumun sırtına yüklenmektedir. Kapitalizmin duvara dayanması, vahşi döneminde olduğu gibi tekrar doğa talanına yönelmiştir. Ülkemizde yaşananlara bakınca çok daha kolay sonuca ulaşılır.
SAVAŞ VE DEVRİM
Uzun dalga krizleri genel anlamda savaş ve devrimlere neden olmuştur. Günün tarihsel konjoktürü ve örgütlülük yapısı buna olanak tanımıştır. Savaşlar yıkıma neden olurken, devrim ve ulusal kurtuluş savaşları geleceğe olan umudu arttırmıştır. Günümüzün en büyük çelişkisi burjuvazi gibi proletaryanın da çözümsüzlüğü yaşıyor olmasıdır. Çözümsüzlüğün toplumsal karşılığı ise karamsarlık-umutsuzluk ve içine kapanmadır. Kısacası çürüme aşamasıdır. Savaşlar ile birlikte diğer bir tehlike ekolojik ve iklim değişiminin yarattığı yıkımlardır. Günümüz açısından iyimser bir anlatım olanaklı değildir.
Bölgesel savaşların yeterli olmadığı aşamada, daha geniş çaplı savaşları beklemek gerekiyor. Dünya liderliğini kaybetmek istemeyen ABD ve liderliğe talip olan ÇİN-RUSYA arası çekişme ve çatışmanın belirli alanlar ile sınırlı kalmayacağı gerçeği görülmelidir. Savaşın yaygınlaştığı bir dönemde dünyanın sonunu getirebilecek nükleer silahların devreye sokulacağı kesindir. Bazılarının ileri sürdüğü gibi böyle bir sonucun kendilerinin de sonu olacağı için baş vurulmayacağı düşüncesi fazla iyimser bir yaklaşımdır. Başka bir açıdan ise çaresizliğin yarattığı teselli savunmasıdır.
Dünya genelinde sayıları çok sınırlı finans sermaye sahibinin istemleri olurken, milyarlarca insanın seyirci kalacağını düşünmek çok ağır bir tanım olur. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm ezilenlerin ve beraberinde yaşamak isteyen tüm insanların çözüm üreterek mücadele etmesi zorunludur. Aksi halde HİTLER'in son döneminde söylediği gibi yaşanacakları hak etmiş olurlar. Bu arada fikri üretim olarak gerçek aydınlara (küçük çıkarların peşinde koşmayan) büyük görevler düşmektedir. Dünya genelinde ve ulus devlet çapında yeni baştan sınıfsal anlamda kutuplaşma kaçınılmazdır. Böyle bir kutuplaşma sermayenin davranışlarını disipline edebileceği gibi, devrim ve başka bir dünya umudunu güçlendirir, ezilenler için güç ve enerji kaynağı olur.
İnsanlık bir avuç finans sermaye sahibinin istemlerine terk edilemez-edilmemelidir. Gerek birey olarak, gerekse de tüm örgütlü yapılar süreci tekrar-tekrar değerlendirip çözüm arayışlarını yoğunlaştırmalıdır. Hiç bir çözümün önümüze hazır gelmeyeceğine göre, fikri üretim ve pratik mücadeleden başka yol yoktur.
YAHYA TAŞDEMİR
05-12-2024