NEREYE
GİDİYORUZ?
Ülkedeki
birçok duyarlı insan, aydın ve yazar bu soruya yanıt arıyordu.
Yanıtlar da kişilerin durduğu yere ve konuma göre farklıydı. Ortak yorumlar
erken seçim ve olası sonuçların birkaç puanlık oynamaları üzerineydi. Sorunun
yanıtını net bir şekilde sarayın sultanı SİSTEM DEĞİŞMİŞTİR
diyerek verdi. Kısacası bizi kuş mu? Civciv mi? tartışmalarından
kurtardı. Böylece sivil bir darbe ilanı yapılmış oldu.
31
mayıs 2013 gecesi Taksimde yanımda bulunan birkaç arkadaşa
“Tayyip Erdoğan ve İmralı planları çöktü” sözünü
söyledim. Ağzımdan istem dışı dökülen bir sözdü. Gezi
ayaklanmasının ruh haliydi. Kurgunun bütünü bilmesek bile BAŞKANLIK ve ÖZERKLİK üzerine
yürütülen bir görüşme ve tartışma SÜRECİ yaşandığını
biliyorduk. Görüşmelerin
gizli
yürütülmesinin ana etkenlerinden birisi de buydu. Gezi İsyanı ülke genelinde farklı bir bakış açısı yarattı. Bunun doğal sonucu Kürt ulusal hareketi de bu bakıştan etkilendi. Bunun en
bariz örneğini HDP' nin Türkiye' lileşmek gibi bir eksene
kaymasında görebiliriz. Böyle bu durumun yıllardır savaş veren
PKK' yi rahatsız etmediğini düşünmek biraz fazla saflık olur.
Tayyip
Erdoğan ve AKP cephesi ise kilitlendikleri hedefe varmak için bütün
araç ve olanakları kullanmaya hazırdılar. 7 Haziran seçimlerinin
ertesinde zaman kaybetmeden hızla kaos, savaş ve iç savaş
ortamına girdiler. Kısacası yaratılacak olağanüstü ortam
içinde yönetime fiili olarak el koymanın koşullarını yaratmaya
koyuldular. Bu konuda dış dünyanın etkilerini abartmamak
gerekiyor. Emperyalist ülke ve bloklar için demokrasi değil
çıkarları önemlidir. Ayni yorum sermaye grup ve kesimleri için
de geçerlidir. Böylesi bir
ortama PKK' nin da hazır olduğuna bakarsak, görüşmelerle
alamadıklarını, silah gücü ile almayı deneyecekleri kesin. PKK
seçim öncesi izlediği temkinli çizgiyi hızla terk etti. Gidiş şimdilik kontrollü bir iç savaş gibi gözüküyor. Gözden kaçırılmaması gereke iki tarafında
kontrolü ne kadar elinde tutabilecekleridir. Ortadoğu coğrafyasında
oyuncu çoktur, bir dönem sonra bütün oyunların iç içe geçme olasılığı yüksektir.
Bütün
bunlara ekonomik durgunluk ve krize doğru gidişi de eklersek işin
ciddiyeti daha da artar. Yerli ve yabancı sermaye gruplarının toplumun
baskı altına alındığı koşulları kendileri için daha uygun bulması doğaldır. Onlar için kazanç ve daha fazla kazanç önemlidir. Bunu söylemekteki amacım Tayyip Erdoğan' a mesafeli gibi
duran TÜSİAD çevresinin herhangi bir direnç göstermeyeceğine ilişkindir.
Bu
resme bakarak ne yapılabilir? Sorusunun yanıtını üretmek
zorundayız. Sosyal medya tepkileri, barış çağrıları, imza
kampanyaları, Dünya
barış günü gösterileri vb önemlidir, değerlidir. Fakat gidişi
durdurmak için yeterli midir? Çözümsüzlüğün çözümü olarak
olayı HAZİRAN HAREKETİNE gönderen güzellemeler ne kadar
gerçekçidir. Bütün bunları aşan, bu gidişi ortadan yaran
düşünce, örgütlenme ve mücadele biçimlerine gereksinimiz yok
mudur?
Sonuç
olarak zor bir görevle karşı karşıyayız. Geçmişimiz, yenilgilerin tarihi olabilir. Bu bizim yeni kavgalara tutuşmamız
zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bugünden yarına meşru ve barışçıl
yöntemlerden sapmadan daha militan, daha dirençli ve sürekliliği
olan eylem ve örgütlenme tarzlarına başvurmak kaçınılmaz
gözüküyor.
21-08-2015
YAHYA TAŞDEMİR.