21 Ağustos 2015 Cuma

NEREYE GİDİYORUZ

                                               NEREYE GİDİYORUZ?

Ülkedeki birçok duyarlı insan, aydın ve yazar bu soruya yanıt arıyordu. Yanıtlar da kişilerin durduğu yere ve konuma göre farklıydı. Ortak yorumlar erken seçim ve olası sonuçların birkaç puanlık oynamaları üzerineydi. Sorunun yanıtını net bir şekilde sarayın sultanı SİSTEM DEĞİŞMİŞTİR diyerek verdi. Kısacası bizi kuş mu? Civciv mi? tartışmalarından kurtardı. Böylece sivil bir darbe ilanı yapılmış oldu.

31 mayıs 2013 gecesi Taksimde yanımda bulunan birkaç arkadaşa “Tayyip Erdoğan ve İmralı planları çöktü” sözünü söyledim. Ağzımdan istem dışı dökülen bir sözdü. Gezi ayaklanmasının ruh haliydi. Kurgunun bütünü bilmesek bile BAŞKANLIK ve ÖZERKLİK üzerine yürütülen bir görüşme ve tartışma SÜRECİ yaşandığını biliyorduk. Görüşmelerin gizli yürütülmesinin ana etkenlerinden birisi de buydu. Gezi İsyanı ülke genelinde farklı bir bakış açısı yarattı. Bunun doğal sonucu Kürt ulusal hareketi de bu bakıştan etkilendi. Bunun en bariz örneğini HDP' nin Türkiye' lileşmek gibi bir eksene kaymasında görebiliriz. Böyle bu durumun yıllardır savaş veren PKK' yi rahatsız etmediğini düşünmek biraz fazla saflık olur.

Tayyip Erdoğan ve AKP cephesi ise kilitlendikleri hedefe varmak için bütün araç ve olanakları kullanmaya hazırdılar. 7 Haziran seçimlerinin ertesinde zaman kaybetmeden hızla kaos, savaş ve iç savaş ortamına girdiler. Kısacası yaratılacak olağanüstü ortam içinde yönetime fiili olarak el koymanın koşullarını yaratmaya koyuldular. Bu konuda dış dünyanın etkilerini abartmamak gerekiyor. Emperyalist ülke ve bloklar için demokrasi değil çıkarları önemlidir. Ayni yorum sermaye grup ve kesimleri için de geçerlidir. Böylesi bir ortama PKK' nin da hazır olduğuna bakarsak, görüşmelerle alamadıklarını, silah gücü ile almayı deneyecekleri kesin. PKK seçim öncesi izlediği temkinli çizgiyi hızla terk etti. Gidiş şimdilik kontrollü bir iç savaş gibi gözüküyor. Gözden kaçırılmaması gereke iki tarafında kontrolü ne kadar elinde tutabilecekleridir. Ortadoğu coğrafyasında oyuncu çoktur, bir dönem sonra bütün oyunların iç içe geçme olasılığı yüksektir.

Bütün bunlara ekonomik durgunluk ve krize doğru gidişi de eklersek işin ciddiyeti daha da artar. Yerli ve yabancı sermaye gruplarının toplumun baskı altına alındığı koşulları kendileri için daha uygun bulması doğaldır. Onlar için kazanç ve daha fazla kazanç önemlidir. Bunu söylemekteki amacım Tayyip Erdoğan' a mesafeli gibi duran TÜSİAD çevresinin herhangi bir direnç göstermeyeceğine ilişkindir.

Bu resme bakarak ne yapılabilir? Sorusunun yanıtını üretmek zorundayız. Sosyal medya tepkileri, barış çağrıları, imza kampanyaları, Dünya barış günü gösterileri vb önemlidir, değerlidir. Fakat gidişi durdurmak için yeterli midir? Çözümsüzlüğün çözümü olarak olayı HAZİRAN HAREKETİNE gönderen güzellemeler ne kadar gerçekçidir. Bütün bunları aşan, bu gidişi ortadan yaran düşünce, örgütlenme ve mücadele biçimlerine gereksinimiz yok mudur?

Sonuç olarak zor bir görevle karşı karşıyayız. Geçmişimiz, yenilgilerin tarihi olabilir. Bu bizim yeni kavgalara tutuşmamız zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bugünden yarına meşru ve barışçıl yöntemlerden sapmadan daha militan, daha dirençli ve sürekliliği olan eylem ve örgütlenme tarzlarına başvurmak kaçınılmaz gözüküyor.

                            21-08-2015 YAHYA TAŞDEMİR.

4 Ağustos 2015 Salı

YUNANİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

                            YUNANİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yunanistan'da yaşanan süreç, Dünya ve Türkiye sol hareketlerinin gündeminde. Her parti veya grup kendi durdukları yere göre sonuçlar üretiyor. Klasik KP’liler genellikle gelecek cennet vaadi ile tüm süreci olumsuzluyor (Böyle bir yaklaşım dini felsefeye de çok uzak değil). Her düşünsel akımın alıcıları olsa da bugünü açıklamıyor. Bazı kesimler ise abartılı bir olumlulukla alkışlıyor, bazıları ise iyimser bir temkinlilikle ders çıkaracak, deney biriktirecek bir süreç olarak yorumluyor. Ben kendi adıma son tanımlamaya yakınım. Devrimciliğin hayatı yalnızca yorumlayan değil; değiştirip dönüştüren bir akım olduğunu unutmazsak ezilenler adına en küçük bir gelişme bile bizi mutlu eder. Bunun reformizm olduğunu biliriz fakat ileriye atılmış bir adım olarak değerlendiririz.

Yunanistan'da SYRIZA; yaşanan ekonomik krizin sonuçlarını ve halkın tepkisini iyi kullanarak iktidara geldi. Kısa tanımlama ile kapitalizmin kuralları ve hukuku içinde iktidar oldu. Böyle bir iktidar oluş, senin daha sonraki davranışlarını da büyük oranda belirler. Ayrıca mülkiyet ve üretim ilişkilerinin değişmediği bir sistemde yönetimlerin hareket alanının sınırlılığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Durum böyle olunca “ülkeyi eski biçimde yönetmeye devam etti” tanımlamasının politik bir karşılığı yoktur (Önder İşleyen'in Birgün Pazar ekindeki yazısı). Mülkiyet ve üretim ilişkileri değişmeden yönetim ilişkisi nasıl değişecek? Ayrıca halkın örgütlülüğü ve mücadele gücü çok önemlidir fakat her şey değildir. Birçok maddi koşul oluşmadan sonuç almak zordur. Cezaevi süreçlerini yaşayan arkadaşların yakından bildiği en örgütlü direnişler bile bir dönem sonra dağılma ve kırılmalara uğramıştır. Hatta bazen 3-5 kişinin feda eylemine kadar giden üzücü sonuçlar yaşanmıştır. Bu nedenle SYRIZA olayını değerlendirirken daha geniş bir çerçeveden bakmalıyız. VİETNAM ve KÜBA örneklerini ise kendi tarihi koşullarında değerlendirmek doğru olur.

Tekrar konumuza dönersek; uluslar üstü sermayenin egemenlik kurduğu, emperyalizmin bu aşamasında, Yunanistan gibi ekonomik gücü ve potansiyeli malum, askeri kapasitesi sınırlı bir ülkenin direnme gücü ne kadar olur? AB sürecinde yaşanan eşitsiz gelişim ve düşük artı değer üretiminden kaynaklanan nedenle ekonomik olarak daha da geriye gitmiştir. Avrupa'nın patronu Almanya'nın politikasının Hitler’in güler yüzlü versiyonu olduğunu düşünürsek işin zorluğu daha da anlaşılmış olur. Daha kolaycı çözümler de önerilebilir; iktidarı bırakmak gibi. Böyle bir tercihin temsil ettiği kesimler üzerindeki etkilerini de düşünmek gerekir... SYRIZA ve TSİPRAS’ın vereceği mücadeleyi yakından takip edip destek vermek görevlerimiz arasındadır. Bunları yaparken diyalektik materyalizm olarak isimlendirdiğimiz yöntemden şaşmayarak sonuçlar çıkarmak ve gelecek için birikim oluşturmak zorundayız. Bu yolun uzun ve zor bir süreç olduğunu unutmamak koşuluyla...

Sonuç olarak; mülksüzleştirme, sınıfsız ve sömürüsüz topluma ulaşıncaya kadar deney biriktirmeye devam edeceğiz.           20-07-2015


                                                    YAHYA TAŞDEMİR.

ORTADOĞU VE TÜRKİYE

                              ORTA DOĞU VE TÜRKİYE

2010 Yılında Arap baharı diye isimlendirilen, Kuzey Afrika ve Orta doğu coğrafyasında ciddi anlamda toplumsal hareketlilikler yaşandı. Hareketliliğin temel nedeni ekonomik sıkıntılar ve yönetim hoşnutsuzluğu idi. Emperyalizm kendi krizinin faturasını ağırlıklı olarak az ve orta gelişmiş ülkelere yükledi. Tunus'ta başlayıp, bütün kuzey Afrika' yı sarsan ve sonunda Suriye' ye gelip dayanan bir süreç. Dönemin, Dünya ve ülke kamuoyunda farklı değerlendirmeleri yapıldı. Bazıları gelişmeleri eşitlik ve özgürlük taleplerinden doğru demokrasi atağı olarak değerlendirip alkış tuttular. Bazıları, özellikle, kullanışlı aptallar, yaşanan gelişmeyi hayra yordular ve şakşakçıların arkasına dizildiler. ABD' nin Irak' a getirdiği demokrasiyi' iyi bilen sol ise olaya daha mesafeli yaklaştı. Kısa tanımı ile konuyu daha geniş boyutu ile irdeleyip, somut sonuçlara gitmek istedi. Sol; kuş mu? Civciv mi?; tartışmalarını sürdürürken, ortalığı kapkara bir Sibirya kışı kapladı.
                  
 Sibirya kışı beraberinde Sibirya kurtlarını da getirdi. Bu kurtlar tüm iştahları ve doymazlıkları ile petrol kuyularının başına çöktüler. Bunu sağlamak için gerektiğinde savaş silahını ve provokasyonları kullandılar. (Libya' ya askeri müdahale, Mısır'da darbe gibi). Sonuçta gördüğümüz bölgenin istikrarsızlaştırılması ve petrol başta olmak üzere doğal kaynaklarına el koyma. Tüm bunlar yaşanırken bazen tereddütlü karşı çıkışlar olsa da,Türkiye de bu kervanda yer almaya çalıştı. İş Suriye' ye gelince gerek ülkenin iç yapısı, gerekse de RUSYA, İRAN , ÇİN' in tutumundan dolayı olay istedikleri gibi gitmedi. Bizim yeni Osmanlıcılar ise fazla gaza gelmiş olacaklar ki bir hafta içinde EMEVİ camisinde cuma namazı kılmaya soyundular. Strateji çok derin olduğu için yolu bir türlü bulamadılar. Sonuç böyle olunca amaca giden her yol mübah mantığı ile ABD-SUUDİ-KATAR ile ortak, mezhepsel temelde savaşacak dostlar beslediler. Kendi canavarlarını kendi elleriyle yaratmış oldular. İstenenin bu olup olmadığından emin değilim, fakat büyüttükleri çocuk çok acımasız ve vahşiydi. Gerek bölgede yaşayan halklar, gerekse de Dünya genelinde tepki topladılar. Bu durumu iyi değerlendiren ABD hızla tavır değiştirerek yarattıkları canavara karşı savaş veren pozisyona geçti. Böylece kendi vahşi ve sömürgeci yüzünü gizleme olanağı yakaladı. Diğer ülkelerin tavır değişikliği zaman aldı. Bunda kendilerinin mezhepsel dünya felsefelerinin de rolü olsa gerek. Türkiye ise biraz da dış zorlamaların etkisi ile sonunda tavrını değiştirmeye başladı.

Orta doğu cephesinde bunlar yaşanırken, Kürt yurtsever hareketi de İŞİD karşıtı savaşta önemli rol oynadı. Bunun yarattığı olumlu hava çerçevesinde ABD ve AB ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirdi. Yedi haziran seçimleri öncesi tüm provokatif eylemler karşısında çok temkinli bir çizgi izledi. Seçim sonuçları ile birlikte, özellikle PKK hareketi sözcülerinin açıklamaları ve pratik süreç daha çatışmacı bir hatta doğru yol aldı. Bu tavır değişikliğinde devrilen süreç masasının tekrar işlerlik kazanmasını zorlamak olabileceği gibi, daha ileri talepleri de içeren bir strateji de düşünüyor olabilecekleridir. Murat Karayılan' ın yaşanacak çatışmalı dönemden sonra ;Türk halkıyla birlikte yaşamayı tartışmaya açabiliriz; sözü ciddiye alınmalı. Orta doğudaki gelişmeler ve PKK nin oynadığı rol kendilerini daha farklı düşünmeye yönlendirmiş olabilir.

Tüm bunların yanında sarayın ve AKP cephesinin tavrına da bakmak gerekiyor. Sarayın sultanı -verin 400 milletvekilini bu işi halledelim- derken şaka yapmadığını düşünmenin sırası. Bu söz bir yanıyla bir talebi ifade etse de bir yanıyla tehditti ve olabilecekleri anımsatıyordu. İlk işaretlerini DOLMA BAHÇE görüşmelerini tanımadığını söyleyen sarayın hakimi, olası gelişmelere göre savaşa hazırlandığı çok açıktı. Seçim sürecinde yaşanan HDP karşıtı eylem ve provokasyonlar gelecek süreç için de yol göstericiydi. Seçim sonrası koalisyona taraftar olmadığını geçici hükümet ile tekrar seçime gitme isteklerini açıktan ifade ettiler. Doğaldır ki sonuçların değişmeyeceği bir seçim neden tekrarlansın? Böyle bir durumda insanın aklına sonuçları değiştirebilecek olayların yaşanması gerektiği sorusu geliyor. Suruç olayı ve sonrası gelişmeler yeni ip uçlarını ortaya çıkardı. Terörize edilmiş bir ülke, baskı altına alınmış bir muhalefet ve milliyetçi oyları kendisine çekebilecek bir süreç. Tüm bunları tamamlayan güçlü iktidar ve bu temsiliyeti sağlayacak sarayın güçlü kişisi. Bu arada ABD ile yapılan gizli anlaşma ile dostluk tazeleme, İŞİD' e karşı göstermelik operasyonlar ile de Dünya' ya şirin görünme. Senaryo, iyi bir metin izlenimi veriyor, tutup tutmayacağını hep birlikte göreceğiz. Daha önceki senaryo metinleri de çok iyiydi, fakat Gezi İsyanı hepsini çöpe attı.
             
Tüm bu gelişmeler ve kurgular karşısında ne yapılabilir? Çaresiz bir şekilde olanları mı seyredeceğiz? Haziran felsefesini kapsayan fakat var olan haziran örgütlenmesini aşan bir noktadan çözümler üretmeliyiz. EMEK-DEMOKRASİ- BARIŞ GÜÇLERİ gerek kapsayıcılık, gerekse toplumsal derinlik konusunda hızla politikalar geliştirmeli ve pratiğe aktarmalıdır. Haziran Hareketi bir yandan kendi örgütlenmesini ve işleyişini düzenlerken, diğer yandan ise olabilecek en geniş kesimlerle ortak hareket etmenin yollarını bulmalıdır. Tek maddelik eylem ortaklıkları olabileceği gibi, birkaç maddelik ortaklıklara da gidilebilinir.

Tek adam ve AKP' nin baskıcı yöneliminin önüne geçmek zorunluluğu açıktır. Karşı güçlerin dağınıklığı ve zayıflığı mazeretimiz olamaz. Tarihsel görevler bizim konumumuza göre önümüze gelmez. Biz bu görevler karşısında takındığımız tavır başarma yeteneği ve becerisi ile anılırız. Görünen o ki çok zorlu bir sürece doğru yol alıyoruz. Kendi yarattıkları kaos ortamının sonuçlarını satın almaya çalışan köylü kurnazı bir güçle karşı karşıyayız. Sonuç olarak normal koşullarda alamadıkları 400 millet vekilini, döve döve almak istemektedirler. Bizi kavgaya davet ettikleri açıktır. Bizim yapacağımız daveti kabul etmek, fakat oyunu kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde oynamaktır. Bunun yolu da şiddet eylemlerinden uzak durup, meşru alanda mücadeleyi en geniş alana yaymaktır. Başarmak için yola çıkarsak, neden olmasın. YAPTIK-YAPABİLİRİZ. 

                              24-07-2015      YAHYA TAŞDEMİR