4 Ağustos 2015 Salı

ORTADOĞU VE TÜRKİYE

                              ORTA DOĞU VE TÜRKİYE

2010 Yılında Arap baharı diye isimlendirilen, Kuzey Afrika ve Orta doğu coğrafyasında ciddi anlamda toplumsal hareketlilikler yaşandı. Hareketliliğin temel nedeni ekonomik sıkıntılar ve yönetim hoşnutsuzluğu idi. Emperyalizm kendi krizinin faturasını ağırlıklı olarak az ve orta gelişmiş ülkelere yükledi. Tunus'ta başlayıp, bütün kuzey Afrika' yı sarsan ve sonunda Suriye' ye gelip dayanan bir süreç. Dönemin, Dünya ve ülke kamuoyunda farklı değerlendirmeleri yapıldı. Bazıları gelişmeleri eşitlik ve özgürlük taleplerinden doğru demokrasi atağı olarak değerlendirip alkış tuttular. Bazıları, özellikle, kullanışlı aptallar, yaşanan gelişmeyi hayra yordular ve şakşakçıların arkasına dizildiler. ABD' nin Irak' a getirdiği demokrasiyi' iyi bilen sol ise olaya daha mesafeli yaklaştı. Kısa tanımı ile konuyu daha geniş boyutu ile irdeleyip, somut sonuçlara gitmek istedi. Sol; kuş mu? Civciv mi?; tartışmalarını sürdürürken, ortalığı kapkara bir Sibirya kışı kapladı.
                  
 Sibirya kışı beraberinde Sibirya kurtlarını da getirdi. Bu kurtlar tüm iştahları ve doymazlıkları ile petrol kuyularının başına çöktüler. Bunu sağlamak için gerektiğinde savaş silahını ve provokasyonları kullandılar. (Libya' ya askeri müdahale, Mısır'da darbe gibi). Sonuçta gördüğümüz bölgenin istikrarsızlaştırılması ve petrol başta olmak üzere doğal kaynaklarına el koyma. Tüm bunlar yaşanırken bazen tereddütlü karşı çıkışlar olsa da,Türkiye de bu kervanda yer almaya çalıştı. İş Suriye' ye gelince gerek ülkenin iç yapısı, gerekse de RUSYA, İRAN , ÇİN' in tutumundan dolayı olay istedikleri gibi gitmedi. Bizim yeni Osmanlıcılar ise fazla gaza gelmiş olacaklar ki bir hafta içinde EMEVİ camisinde cuma namazı kılmaya soyundular. Strateji çok derin olduğu için yolu bir türlü bulamadılar. Sonuç böyle olunca amaca giden her yol mübah mantığı ile ABD-SUUDİ-KATAR ile ortak, mezhepsel temelde savaşacak dostlar beslediler. Kendi canavarlarını kendi elleriyle yaratmış oldular. İstenenin bu olup olmadığından emin değilim, fakat büyüttükleri çocuk çok acımasız ve vahşiydi. Gerek bölgede yaşayan halklar, gerekse de Dünya genelinde tepki topladılar. Bu durumu iyi değerlendiren ABD hızla tavır değiştirerek yarattıkları canavara karşı savaş veren pozisyona geçti. Böylece kendi vahşi ve sömürgeci yüzünü gizleme olanağı yakaladı. Diğer ülkelerin tavır değişikliği zaman aldı. Bunda kendilerinin mezhepsel dünya felsefelerinin de rolü olsa gerek. Türkiye ise biraz da dış zorlamaların etkisi ile sonunda tavrını değiştirmeye başladı.

Orta doğu cephesinde bunlar yaşanırken, Kürt yurtsever hareketi de İŞİD karşıtı savaşta önemli rol oynadı. Bunun yarattığı olumlu hava çerçevesinde ABD ve AB ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirdi. Yedi haziran seçimleri öncesi tüm provokatif eylemler karşısında çok temkinli bir çizgi izledi. Seçim sonuçları ile birlikte, özellikle PKK hareketi sözcülerinin açıklamaları ve pratik süreç daha çatışmacı bir hatta doğru yol aldı. Bu tavır değişikliğinde devrilen süreç masasının tekrar işlerlik kazanmasını zorlamak olabileceği gibi, daha ileri talepleri de içeren bir strateji de düşünüyor olabilecekleridir. Murat Karayılan' ın yaşanacak çatışmalı dönemden sonra ;Türk halkıyla birlikte yaşamayı tartışmaya açabiliriz; sözü ciddiye alınmalı. Orta doğudaki gelişmeler ve PKK nin oynadığı rol kendilerini daha farklı düşünmeye yönlendirmiş olabilir.

Tüm bunların yanında sarayın ve AKP cephesinin tavrına da bakmak gerekiyor. Sarayın sultanı -verin 400 milletvekilini bu işi halledelim- derken şaka yapmadığını düşünmenin sırası. Bu söz bir yanıyla bir talebi ifade etse de bir yanıyla tehditti ve olabilecekleri anımsatıyordu. İlk işaretlerini DOLMA BAHÇE görüşmelerini tanımadığını söyleyen sarayın hakimi, olası gelişmelere göre savaşa hazırlandığı çok açıktı. Seçim sürecinde yaşanan HDP karşıtı eylem ve provokasyonlar gelecek süreç için de yol göstericiydi. Seçim sonrası koalisyona taraftar olmadığını geçici hükümet ile tekrar seçime gitme isteklerini açıktan ifade ettiler. Doğaldır ki sonuçların değişmeyeceği bir seçim neden tekrarlansın? Böyle bir durumda insanın aklına sonuçları değiştirebilecek olayların yaşanması gerektiği sorusu geliyor. Suruç olayı ve sonrası gelişmeler yeni ip uçlarını ortaya çıkardı. Terörize edilmiş bir ülke, baskı altına alınmış bir muhalefet ve milliyetçi oyları kendisine çekebilecek bir süreç. Tüm bunları tamamlayan güçlü iktidar ve bu temsiliyeti sağlayacak sarayın güçlü kişisi. Bu arada ABD ile yapılan gizli anlaşma ile dostluk tazeleme, İŞİD' e karşı göstermelik operasyonlar ile de Dünya' ya şirin görünme. Senaryo, iyi bir metin izlenimi veriyor, tutup tutmayacağını hep birlikte göreceğiz. Daha önceki senaryo metinleri de çok iyiydi, fakat Gezi İsyanı hepsini çöpe attı.
             
Tüm bu gelişmeler ve kurgular karşısında ne yapılabilir? Çaresiz bir şekilde olanları mı seyredeceğiz? Haziran felsefesini kapsayan fakat var olan haziran örgütlenmesini aşan bir noktadan çözümler üretmeliyiz. EMEK-DEMOKRASİ- BARIŞ GÜÇLERİ gerek kapsayıcılık, gerekse toplumsal derinlik konusunda hızla politikalar geliştirmeli ve pratiğe aktarmalıdır. Haziran Hareketi bir yandan kendi örgütlenmesini ve işleyişini düzenlerken, diğer yandan ise olabilecek en geniş kesimlerle ortak hareket etmenin yollarını bulmalıdır. Tek maddelik eylem ortaklıkları olabileceği gibi, birkaç maddelik ortaklıklara da gidilebilinir.

Tek adam ve AKP' nin baskıcı yöneliminin önüne geçmek zorunluluğu açıktır. Karşı güçlerin dağınıklığı ve zayıflığı mazeretimiz olamaz. Tarihsel görevler bizim konumumuza göre önümüze gelmez. Biz bu görevler karşısında takındığımız tavır başarma yeteneği ve becerisi ile anılırız. Görünen o ki çok zorlu bir sürece doğru yol alıyoruz. Kendi yarattıkları kaos ortamının sonuçlarını satın almaya çalışan köylü kurnazı bir güçle karşı karşıyayız. Sonuç olarak normal koşullarda alamadıkları 400 millet vekilini, döve döve almak istemektedirler. Bizi kavgaya davet ettikleri açıktır. Bizim yapacağımız daveti kabul etmek, fakat oyunu kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde oynamaktır. Bunun yolu da şiddet eylemlerinden uzak durup, meşru alanda mücadeleyi en geniş alana yaymaktır. Başarmak için yola çıkarsak, neden olmasın. YAPTIK-YAPABİLİRİZ. 

                              24-07-2015      YAHYA TAŞDEMİR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder