ORTA DOĞU VE TÜRKİYE
2010
Yılında Arap baharı
diye isimlendirilen, Kuzey Afrika
ve Orta doğu
coğrafyasında ciddi anlamda toplumsal hareketlilikler yaşandı.
Hareketliliğin temel nedeni ekonomik sıkıntılar ve yönetim
hoşnutsuzluğu idi. Emperyalizm kendi krizinin faturasını ağırlıklı olarak az
ve orta gelişmiş ülkelere yükledi. Tunus'ta
başlayıp, bütün kuzey Afrika'
yı sarsan ve sonunda
Suriye' ye gelip dayanan bir süreç. Dönemin, Dünya
ve ülke kamuoyunda farklı değerlendirmeleri yapıldı. Bazıları
gelişmeleri eşitlik
ve özgürlük taleplerinden doğru demokrasi
atağı olarak değerlendirip alkış tuttular. Bazıları,
özellikle, kullanışlı
aptallar, yaşanan
gelişmeyi hayra yordular ve şakşakçıların arkasına dizildiler.
ABD' nin Irak' a
getirdiği demokrasiyi'
iyi bilen sol ise olaya
daha mesafeli yaklaştı. Kısa tanımı ile konuyu daha geniş
boyutu ile irdeleyip, somut
sonuçlara gitmek
istedi.
Sol; kuş mu? Civciv
mi?;
tartışmalarını sürdürürken, ortalığı
kapkara
bir Sibirya kışı
kapladı.
Sibirya
kışı beraberinde Sibirya kurtlarını da getirdi. Bu kurtlar tüm
iştahları ve doymazlıkları ile petrol kuyularının başına
çöktüler. Bunu sağlamak için gerektiğinde savaş silahını ve
provokasyonları kullandılar. (Libya' ya askeri müdahale, Mısır'da
darbe gibi). Sonuçta gördüğümüz bölgenin
istikrarsızlaştırılması ve petrol başta olmak üzere doğal
kaynaklarına el koyma. Tüm bunlar yaşanırken bazen tereddütlü
karşı çıkışlar olsa da,Türkiye de bu kervanda yer almaya
çalıştı. İş Suriye' ye gelince gerek ülkenin iç yapısı,
gerekse de RUSYA, İRAN , ÇİN' in tutumundan dolayı olay istedikleri
gibi gitmedi. Bizim yeni Osmanlıcılar ise fazla gaza
gelmiş olacaklar ki bir hafta içinde EMEVİ camisinde cuma namazı
kılmaya soyundular. Strateji çok derin olduğu için yolu bir türlü
bulamadılar. Sonuç böyle olunca amaca giden her yol mübah mantığı
ile ABD-SUUDİ-KATAR ile ortak, mezhepsel temelde savaşacak dostlar
beslediler. Kendi canavarlarını kendi elleriyle yaratmış oldular.
İstenenin bu olup olmadığından emin değilim, fakat büyüttükleri
çocuk çok acımasız ve vahşiydi. Gerek bölgede yaşayan halklar,
gerekse de Dünya genelinde tepki topladılar. Bu durumu iyi
değerlendiren ABD hızla tavır değiştirerek yarattıkları
canavara karşı savaş veren pozisyona geçti. Böylece kendi vahşi
ve sömürgeci yüzünü gizleme olanağı yakaladı. Diğer
ülkelerin tavır değişikliği zaman aldı. Bunda kendilerinin
mezhepsel dünya felsefelerinin de rolü olsa gerek. Türkiye ise
biraz da dış zorlamaların etkisi ile sonunda tavrını
değiştirmeye başladı.
Orta doğu
cephesinde bunlar yaşanırken, Kürt yurtsever hareketi de İŞİD
karşıtı savaşta önemli rol oynadı. Bunun yarattığı olumlu
hava çerçevesinde ABD ve AB ülkeleri ile iyi ilişkiler
geliştirdi. Yedi haziran seçimleri öncesi tüm provokatif eylemler
karşısında çok temkinli bir çizgi izledi. Seçim sonuçları ile
birlikte, özellikle PKK hareketi sözcülerinin açıklamaları ve
pratik süreç daha çatışmacı bir hatta doğru yol aldı. Bu
tavır değişikliğinde devrilen süreç masasının tekrar işlerlik
kazanmasını zorlamak olabileceği gibi, daha ileri talepleri de
içeren bir strateji de düşünüyor olabilecekleridir. Murat
Karayılan' ın yaşanacak çatışmalı dönemden sonra ;Türk
halkıyla birlikte yaşamayı tartışmaya açabiliriz; sözü
ciddiye alınmalı. Orta doğudaki gelişmeler ve PKK nin oynadığı
rol kendilerini daha farklı düşünmeye yönlendirmiş olabilir.
Tüm
bunların yanında sarayın ve AKP cephesinin tavrına da bakmak
gerekiyor. Sarayın sultanı -verin 400 milletvekilini bu işi
halledelim- derken şaka yapmadığını düşünmenin sırası. Bu
söz bir yanıyla bir talebi ifade etse de bir yanıyla tehditti ve
olabilecekleri anımsatıyordu. İlk işaretlerini DOLMA BAHÇE
görüşmelerini tanımadığını söyleyen sarayın hakimi, olası
gelişmelere göre savaşa hazırlandığı çok açıktı. Seçim
sürecinde yaşanan HDP karşıtı eylem ve provokasyonlar gelecek
süreç için de yol göstericiydi. Seçim sonrası koalisyona
taraftar olmadığını geçici hükümet ile tekrar seçime gitme
isteklerini açıktan ifade ettiler. Doğaldır ki sonuçların
değişmeyeceği bir seçim neden tekrarlansın? Böyle bir durumda
insanın aklına sonuçları değiştirebilecek olayların yaşanması
gerektiği sorusu geliyor. Suruç olayı ve sonrası gelişmeler yeni
ip uçlarını ortaya çıkardı. Terörize edilmiş bir ülke, baskı
altına alınmış bir muhalefet ve milliyetçi oyları kendisine
çekebilecek bir süreç. Tüm bunları tamamlayan güçlü iktidar
ve bu temsiliyeti sağlayacak sarayın güçlü kişisi. Bu arada ABD
ile yapılan gizli anlaşma ile dostluk tazeleme, İŞİD' e karşı
göstermelik operasyonlar ile de Dünya' ya şirin görünme.
Senaryo, iyi bir metin izlenimi veriyor, tutup tutmayacağını hep
birlikte göreceğiz. Daha önceki senaryo metinleri de çok iyiydi,
fakat Gezi İsyanı hepsini çöpe attı.
Tüm
bu gelişmeler ve kurgular karşısında ne yapılabilir? Çaresiz
bir şekilde olanları mı seyredeceğiz? Haziran felsefesini
kapsayan fakat var olan haziran örgütlenmesini aşan bir noktadan
çözümler üretmeliyiz. EMEK-DEMOKRASİ- BARIŞ GÜÇLERİ gerek
kapsayıcılık, gerekse toplumsal derinlik konusunda hızla
politikalar geliştirmeli ve pratiğe aktarmalıdır. Haziran
Hareketi bir yandan kendi örgütlenmesini ve işleyişini
düzenlerken, diğer yandan ise olabilecek en geniş kesimlerle ortak
hareket etmenin yollarını bulmalıdır. Tek maddelik eylem
ortaklıkları olabileceği gibi, birkaç maddelik ortaklıklara da
gidilebilinir.
Tek
adam ve AKP' nin baskıcı yöneliminin önüne geçmek zorunluluğu
açıktır. Karşı güçlerin dağınıklığı ve zayıflığı
mazeretimiz olamaz. Tarihsel görevler bizim konumumuza göre önümüze
gelmez. Biz bu görevler karşısında takındığımız tavır
başarma yeteneği ve becerisi ile anılırız. Görünen o ki çok
zorlu bir sürece doğru yol alıyoruz. Kendi yarattıkları kaos
ortamının sonuçlarını satın almaya çalışan köylü kurnazı
bir güçle karşı karşıyayız. Sonuç olarak normal koşullarda
alamadıkları 400 millet vekilini, döve döve almak istemektedirler.
Bizi kavgaya davet ettikleri açıktır. Bizim yapacağımız daveti
kabul etmek, fakat oyunu kendi koyduğumuz kurallar çerçevesinde
oynamaktır. Bunun yolu da şiddet eylemlerinden uzak durup, meşru
alanda mücadeleyi en geniş alana yaymaktır. Başarmak için yola
çıkarsak, neden olmasın. YAPTIK-YAPABİLİRİZ.
24-07-2015 YAHYA
TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder