21 Temmuz 2023 Cuma

HAZİRAN HAREKETİ

                                             HAZİRAN  HAREKETİ 

2013 Haziran ayaklanması Türkiye tarihinin belki de en ciddi kırılma noktasıdır. Neoliberal dinci bir diktatörlüğe doğru doludizgin giden bir sürecin önüne bir set oluşturmuştu. Halk deyimi ile yılanın beli kırılmıştı. Doğaldır ki böyle bir sonuç her şeyin bittiği anlamını taşımıyor. Tarihsel birçok olayda görüldüğü gibi (31 mart olayı bunun klasik örneği) bu tarz büyük ayaklanmaların toplumsal sonuçları on yıllara yayılır. Bu nedenle ivedi sonuçlar ve mucizeler beklemek yanlıştır. Burada bize düşen görev olayın kendisini iyi okuyup, hangi tarz ve yöntemle örgütsel karşılık verileceğidir. Özgürlük talebi ile oluşan haziran isyanını özgürlük, emek ve sosyalizm kavgasında kalıcı kılabilmektir. Haziran hareketi de böyle bir talebi karşılamanın mütevazi bir çabasıdır.     

Haziran örgütlenmesini salt araç sorunsalına kapılmadan tartışmaya çalışacağım.  Bu konuda çok dikkatli davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Tarihsel olarak olumsuz deneylerin olumlulardan çok olduğunu düşünürsek sanırım bu dikkati hepimizin göstermesi gerekir. ODTÜ ÖTK-DEV-GENÇ-DİRENİŞ KOMİTELERİ deneylerinden ÖTK deneyini kısaca anlatarak başlayacağım. ODTÜ kampüsünde her bölümün öğrenci kapasitesiyle orantılı ÖĞRENCİ KONSEYİNE temsilci seçme hakkı vardı. Öğrenciler bireysel veya grup adayı olarak seçime girerek temsilci seçilirlerdi. Her aday propaganda ve siyasi  çalışma özgürlüğünü olanaklar çerçevesinde  kullanırdı. Öğrenci konseyi de kendi içinde yürütmesini seçerdi. Böylece her öğrenci doğal üye idi ve alınan kararlar her bireyi bağlardı. Böyle bir örnekten günümüz için de çıkarılacak dersler vardır. Haziran meclislerinde de temsil ve karar alma işleyişini oturtup, gerçek temsili sağlayabiliriz. Böylece daha sahici ve kalıcı ilişkiler oluşturulur. Böyle bir işleyiş hareket olma özelliğine zarar verir mi, esnekliğini engeller mi diye kuşkular oluşabilir. Sağlıklı bir yaklaşım ve ilişki biçimi bu kuşkuları aşar. Çünkü hangi aracı kullandığından çok, nasıl kullandığın önemlidir. Kübayı gezen birçok kişinin ortak gözlemi yönetici kesimin ayrıcalıklı olmadığıdır. Kısacası sosyalist olmanın sıradan ve alçak gönüllü davranışlarını gösterilmiyorsa, araçlardan çıkarılacak hiç bir sonuç yoktur. Kendi partimizde bile çok yakından gözlemlediğimiz, yönetim kademelerine gelenlerin kendilerini farklı görüp, konumlandırması, yabancılaştırmayı da beraberinde getirmektedir. Haziran gibi daha  geniş örgütlenmelerde bu olayın hızlı olacağını gözden kaçırmayalım. Kısacası bu işi kotaracak arkadaşların öncelikle sosyalist davranış biçimlerini göstermeleri gerekiyor. Çok bilen ukalalığı değil, sürekli öğrenen öğrenciliği seçmeliyiz. Bu da doğal olarak sahici olmayı zorunlu kılmaktadır.   

Haziran isyanının öznelliği (özgürlük talepleri)  ile sınırlı bir mücadele ve örgütlenme anlayışı ile yol alınabileceği konusu ayrı bir tartışma konusudur. Daha doğrusu böyle sınırlandırılacak bir hat ancak genel anlamda liberallerin istemlerini kapsar. Sosyalistler isyanın ikinci gününde itibaren (BAŞKA BİR HAYAT, BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN) olduğunu küçük de olsa uygulamaya koydular. Ayrıca yaşanan sorunların neoliberal politikalardan kaynaklandığını göz ardı etmezsek, daha ileri talepleri sürmek zorunluluğu ortaya çıkar. Böyle bir çizgide kapsayıcılık sorunu tartışmaya açılır. Bu sorunu çözecek olan örgütsel yetkinlik, beceri ve motivasyon sorunudur. Örgütsel olarak bu niteliklere sahip değilsek, gezi isyanında olduğu gibi çarşı grubunun görselliğini seyretmekle yetiniriz. Biraz ağır bir eleştiri gelebilir. 

   Buradan sosyalist hareketi küçümsediğim anlamı çıkmasın. Yalnızca toplumsal olaylarda oynadığın rol senin güç sınırlarını çizer, geri kalanı senin kendine biçtiğin roldür. O da seninle sınırlıdır. Bundan dolayı haziran örgütlenmesini toplumsal bir güç haline getirmek iddiamız varsa öncelikle kendini sosyalist diye adlandıranların yoğun çaba sarf etmesi gerekiyor. Haziran hareketi bizim sefaletimizi kapatır diye bekliyorsak çok bekleriz. Böyle bir karşılıksız aşka ÖDP yi kurarken de kapılmıştık. Başka bir anlatımla ÖDP yi haziranın sırtına yükleyip kurtuluruz diye düşünüyorsak bu da bize sefaleti yaşatır. Demem o ki dostlar ufukta kaçacak bir yer gözükmüyor. Yapılacak olan inanç tazeleyip çizmeleri giymek, umarım becerebiliriz.

Tüm bu sözlere ne gerek vardı diye düşünebilirsiniz. Kısaca tarihe bakarsak bunu anlamlandırmak kolaylaşır. 2009 ÖDP kongresinde çok iddialı sözler söylemiş, duygusal sahneler yaşamıştık. Kongreden gelirken özel sohbetlerimizde bunu kimlerin  ve nasıl yapacağını sormuştum. Doğal olarak yanıtı yoktu, durumu idare etmenin dışında ciddi hiç bir varlık gösteremedik. Tüm bunların ötesinde gücümüze güvenmediğimiz için seçim dönemlerini pas geçmenin yollarını aradık. 2013 HAZİRAN İSYANI topluma ve bize büyük umutlar verdi. Böyle olmasına karşın süreci okumamız ve  tavır almamız bir yıldan fazla zaman aldı. Bu da bize fikri tembellikte geldiğimiz noktayı gösteriyor. Demem o ki dostlar periyodik parti toplantıları, basın açıklamaları ve bazı olaylar karşısında gösteriler ile süren tempo ile alınacak yol yoktur. Bu güne kadar yaptığımız gibi kendimizi yineleriz. Şimdi son söz olarak soruyorum. HAZİRAN HAREKETİNİ KİMLER NASIL ÖRGÜTLEYECEKTİR ?

                                        16 - 06-2015    YAHYA TAŞDEMİR.

                                                                                                                                                                

BİRLEŞİK SOL MUHALEFET

                                      BİRLEŞİK SOL MUHALEFET                                                                             

12 eylül darbesi ve yarattığı toplumsal sonuçlara bir de 1989 Sovyet sisteminin yıkılışının etkilerini eklersek kapitalizm ve onun ideologları için çifte bayram olmuştu. Hatta meşhur tanımlamaları ile dünyanın sonunu ilan etmişlerdi. Kısacası kapitalizm en son ve en ileri bir sistemdi, daha ilerisini hayal etmek bile boş bir çabaydı. Genel tanımı ile neoliberal dalga bütün dünyayı etkiliyor,sol ideolojilerde de savrulmalara neden oluyordu. Sol düşünen bazı  kişi ve kurumlar böyle bir dalganın karşısında içine kapanarak kendilerini korumaya çalıştılar, bazıları ise bu rüzgara kapılıp savruldular.  Böyle bir durum genel olarak solun etkisizleşmesini ve daralmasını getirdi. Solun etkisini kaybettiği alanlar, özellikle yoksul bölgeleri dini felsefe ve örgütlenmeler etki altına  aldı. Ülkemizde ise ABD nin yeşil kuşak teorisinden beri yatırım yapılan, 12 eylül yönetiminin bütün olanakları ile destek verdiği tarikatlar çığ gibi büyüdü. Solun boşalttığı alanları hızla doldurdular. Özellikle kapitalizmle uyumlu ılımlı islam tanımlamasına uyanlar tercih edildi. Bunun doğal sonucu bu kesimlerin temsilciliğine soyunan AKP iktidar oldu.  

Tüm dünya, ABD' nin 2008 de ekonomik olarak duvara çarpmasıyla bu tatlı rüyadan uyandı. Dünyanın sonu değildi ve kapitalizm yeniden sorgulanmaya  başlanmıştı. KAPİTALİZM tüm acımasızlığı ve sömürüsü ile ortadaydı. Bunlar bize olaylara tekrar sınıfsal zeminden bakmamız gerektiğini anımsattı. Pembe tablolar masalların ve rüyaların alanıydı. Gerçek yaşam ise sınıf savaşımı ve sokak hareketleriydi.   

Ülkemize gelince; 12 yıllık AKP iktidarı dini ideoloji ve örgütlenmelerle toplumu teslim alma süreci işlerken,karşı çıkanların hesabına düşen baskıydı.  Böyle bir baskı ve şiddet sarmalına dini formatlı uygulamalar ile orta çağ felsefesine dönme çabaları da eklenince karşımıza gezi ayaklanması çıktı. Farklı tanımlamalar yapılsa da benim gözümde tarihin gördüğü en barışçıl ayaklanmadır. Toplumun farklı sınıf ve tabakalarının, farkı düşünce ve örgütlenmelerin EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK talepli ayaklanmasıydı.

Gezi ayaklanması tüm sol gruplar için öğreticiydi. Doğaldır ki öğrenmek olayı ne kadar alabildiğin ile ilgili bir olaydır. Türkiye'deki sol yapılar böyle bir ayaklanmanın ortaya çıkmasında geliştirdikleri eylem tarzları ile yol gösterici olsalar da olayı kavrama ve yorumlamada bir hayli zorlandılar. ÖDP gibi yapı bile aradan bir yıl geçtikten sonra ne yapılabilirliğini tartışmaya başladı. Buradan birleşik muhalefet önerisini çıktı. Böyle bir önerme gezi ayaklanmasında kendiliğinden ortaya çıkan bileşenlerin, ortaklaşabilecekleri bir program çerçevesinde eylem ve örgütlenme birliğine gitme çabasıdır. Bizim bir yıl sonra tartışmaya başladığımız böyle bir önermeyi gezi çadırlarında 18-20 yaşındaki gençler getirmişlerdi. İlk anda çok basit gibi gözükse de 7-8 maddelik bir anlaşmayla yol alınabileceğini ifade ediyorlardı. Çok bilme ukalalığından sıyrıldığımız zaman konunun yakıcılığı ile karşılaştık. Şu anda bizim yapmaya çalıştığımız da başlangıç noktasına dönmektir. Bunu yaparken çok fazla fikri ve örgütsel hazırlığımız olmadığı gerçeği de ortada. Tüm bunlara karşın tarihi olarak önümüze düşen görev olduğu için, (kervan yolda düzülür hesabı) eksiklerimizi yol alırken gidermeye çalışmalıyız. Öncelikli konu, yaşanmış olumsuz deneylere takılmadan,  dersler çıkararak ilerleme zorunluluğudur. Bunu yaparken  sol yapıların çok fazla sınıfsal ilişki, örgütlenme ve taleplerle hareket etmediği gerçeğinin altını çizmek gerekiyor. Daha çok grupsal kültür ve alışkanlıklarla hareket eden yapılarla  yol alacağız. Böyle bir somut durum kendi içinde birçok sorunu içermektedir. Grupsal yapılarını geliştiren ve besleyen koşullar gelişmediği zaman kendi kendini bitiren tartışmalar ve dağılmalar kaçınılmaz olmaktadır. Gerekçe yaratmak ise hiç zor bir olay değildir. Bunun bariz deneyini format farklı olsa da ÖDP kuruluşu ve sonrasında yaşadık. Şu andaki formatın farklı  olması sonucun farklı olacağı anlamını taşımaz.Tarih ders çıkarılmamış deneylerle doludur. Bu arada grup dışı bağımsız bireylerin katılım ve katkısını küçümsediğim sonucuna varılmasın. Bu insanlar da olası başarısızlıkta, ayni dağılma sürecinde paylarına düşeni alırlar.                                             

Doğaldır ki burada ne yapmalı, nasıl yapmalı sorularına varılır. Kendi verili durumumuzu gerçekçi bir şekilde görebilirsek bu soruların yanıtına daha kolay ulaşılır. Öncelikli olarak neoliberal dalganın bizde oluşturduğu sınıf kavramından korkma ve küçümseme alışkanlığını bırakacağız. Sınıfsal yapılardaki değişimi gören, fakat sınıf savaşımını ret etmeyen (ekonomideki fordist üretimden, esnek üretime geçmenin yarattığı farlılıkları ve beyaz yakalıların proleterleşmesi vs)  bir anlayışla  mücadele edeceğiz. Yoksulları ve işsizleri tekrar kazanmanın kavgasını vereceğiz. Bu kesimleri dini yapı ve örgütlenmelerin etkisinde çıkaracağız. Buna bir de çeşitli nedenlerle ötekileştirilenleri de eklemeliyiz. Kısacası çok geniş bir yelpaze, çok fazla görev gözüküyor. Doğal olarak sorulacak soru bunu kotaracak bir örgütlenmemiz var mı? Örgütlenmeler önüne koyduğu görevlere göre şekillenirler ve yol alırlar, yapamazlarsa da yok olurlar.        

                                        20-06-2014 YAHYA TAŞDEMİR