TEKRAR YUNANİSTAN ve SYRIZA ÜZERİNE
20-07-2015
tarihli yazımda
“ “Devrimciliğin hayatı yalnızca yorumlayan değil; değiştirip
dönüştüren bir akım olduğunu unutmazsak ezilenler adına en
küçük bir gelişme bile bizi mutlu eder. Bunun reformizm olduğunu
biliriz fakat ileriye atılmış bir adım olarak değerlendiririz.”
tanımlamasını yapmıştım. 27-11-2016
tarihli “Devrimcilik
iddiası olanlar için biz niye SYRIZA olmayalım deniyorsa burada
ciddi çizgi sorunu var demektir. Bunu söylerken ezilenlerin en ufak
kazanımları önemlidir ve küçümsenemez. Bu kazanımların ne
kadar kalıcı olacağı ayrı bir tartışma konusu. Burada
belirleyici olan BURJUVA İDEOLOJİSİNE TESLİM olmak BURJUVA
ÇÖZÜMLER çerçevesi içinde kalmaktır. Kullanılan dilin
devrimci ve keskin olması,özellikle kriz döneminin yarattığı
ekonomik koşullardan dolayı sol ve radikal eylemlere yönelmeleri
geçicidir. Sınıfsal konumlarından dolayı uzlaşma masasından
uzaklaşamazlar. Gelinen noktada kaçınılmaz olarak tekrar tekrar
reform ve devrim konularını tartışmak zorundayız. 16-07-2017
tarihli “Geleceğin
yeniden tasarımı mevcut sistemin beklentiyi karşılamamasından doğar. Sosyalist düşünce günün koşullarını karşılayacak
gelecek tasarımı oluşturulamazsa, gelecek kurulması da
olanaksızdır. Böyle bir sonuç karşıt oldukları sistemin
parçası olmayı getirir. Sol popülist bazı yapıların iktidar
ortağı ve iktidar olarak yaşadıkları da budur. Bu da günümüz
marksistlerinin sistemin doğru çözümünü, sistem karşıtı
mücadelenin doğru belirlenmesini ve beraberinde doğru araçların
tespitini zorunlu kılar. Yaşanan süreçte gücü ele geçirdiğini
düşünen partiler güç tarafından ele geçirilmişlerdir.
Reformlar sistemin restorasyonunu sağlarken toplumsal muhalefete de
gedikler açar. Fakat bu gedikler hiçbir zaman toplumsal dönüşüme
yol açmaz. Buradan kaçınılmaz olarak reformizm ile devrimci çizgi
ayrımına gelinir; PAZARLIK MASASINDA MI OLUNACAK? Ya da MASAYI
DEVİRİP yine YENİDEN DEVRİM ve SOSYALİZM Mİ mi denilecek?”
yazımda da konuyu detaylandırmaya çalıştım.
31-03-2019
tarihli
“Neoliberal
politikaların
tahribatları sonucu oluşan tepkileri örgütlemede ve yönlendirmede
sol popülist olarak isimlendirilen oluşumlar etkili olmuştur.
Böyle bir sürece sosyalizmin itibar kaybının da katkısı vardır.
Sorunları ekonomik merkezli ve sınıfsal temelde yorumlamayıp,
mağdur kesimlerin çıkarlarını gözeten bir yerden duygulara
seslenmeyi seçmişler ve etkili olmuşlardır. Güney Amerika ve
güney Avrupa'daki bu yapıların bazıları iktidara da
gelmişlerdir. Komşumuz Yunanistan'da Syriza iktidarı da genel
olarak sevinçle karşılanmış ve beklenti yaratmıştır.
Beklentilerin karşılanamayışı ise düş kırıklığı ve
eleştirileri beraberinde getirmiştir. “Syriza iktidara geldikten
sonra, bu toplumsal hareketleri geliştirme ve ona dayanma yerine
doğrudan Avrupa oligarşisi ile pazarlığa oturarak
kazanabileceğini düşündü.”YOL s.1.s.21. Bazıları ise işi
daha ileri götürüp popülist hareketten sınıf hareketi
yaratılabileceği yorumuna kadar gitmişlerdir. Tepkilerin harekete
geçirilmesi ve yönlendirilmesi önemli bir gelişmedir. Unutulan
ise sistemin hukuku çerçevesinde iktidara geliş, tepkisel bir
kitle örgütlenmesini aşan örgütlenme ve mücadele araçlarının
olmadığı bir ortamda sistemin sahipleri ile kavga beklemek. Ayrıca reformist hareketler bazı iyileştirmeler ve
kapitalizmin ehlileştirilmesini aşan talepler içermezler. Sorunları
yorumlayış ve çözüm önerileri küçük burjuvazinin bakış
açısı ile sınırlıdır. Ayrıca örgütlenmelerin ana
gövdelerini küçük burjuva ve orta kesimlerden oluştuğu da
gözden kaçırılmamalıdır. Her sınıf kendi politik
reflekslerini gösterir. Program olarak kapitalizmin işleyişini
aşan bir bakış açısı, örgütlenme ve mücadele oluşturulmadığı
sürece düş kırıklıkları sürekli yaşanacaktır. Sorun sürecin
sonundaki konum değil, sürecin başındaki bakış açısındadır.
Tepkiler üzerinden iktidarı almayı hedeflenmiş ise iktidarı
alınır ve beraberinde tepkileri yumuşatacak tavizler kazanım
olarak sunulur. Detaylara boğulmadan eleştiriyi düşünce
sisteminin bütününe yöneltmek gerekir.” yazımda
da tartışmayı kendi açımdan sonlandırdım.
Alıntıların
fazlalığı sıkıcı olabilir. Ne yazık ki unutkan bir toplum
olduğumuzdan ve fikri takip konusundaki zayıflığımızdan dolayı
buna mecbur kaldım. Günümüze
gelince 07-07-2019
Tarihli seçimde SYRIZA
güç kaybına uğramış ve görevini tamamlayarak muhalefete
çekilmiştir. Zorlu bir görev gördüğü yadsınamaz. Ekonomik
krizin yarattığı tepkileri kontrol etmiş ve beraberinde yerli ve
uluslar üstü sermayenin taleplerini yerine getirmiştir. Sermaye
açısından görevini tamamlamış ve gelecek dönem gereksinmeleri
açısından bekleme salonuna alınmıştır. Yaşanan sürecin
sınıfsal bazda işçi sınıfı ve diğer ezilenlere kazanımı
nedir? Doğaldır ki bu süreci değerlendirmek Yunanistan
emekçilerine ve marksistlerine düşmektedir. Bilinen
bir gerçek faturanın sermaye tarafından ödenmediği.
“Biz
neden SYRIZA olmayalım” diyenler için ise kaçırılan bir şey
yoktur. Ülkemiz açısından süren ve derinleşen ekonomik kriz,
Cumhurbaşkanlığı sisteminin işlemeyişi ve tıkanması tüm
toplumsal koşulları hazırlamaktadır. Toplumsal tepkilerin
yönlendirilmesi bir aşamadan sonra İMAMOĞLU tarzıyla sürdürülemez olabilir. Daha radikal sol popülist söylemlere gerek
duyulabilir. Sorun böyle bir süreci kotarıp-kotaramamak.
Toplumsal yapıyı sınıf yapılarından soyutlayıp, kaynaşmış
bir yapı olarak değerlendirip, memleket ekonomisine ciddi katkılar
sunulmuş olur. Çipras
da görevi bırakırken memleket ekonomisini bataktan çıkardığını
söylüyordu.
Sorunların
çözümü NEREYE BAKTIĞIN DEĞİL, NEREDEN BAKTIĞINA göre
şekillenir.
Sistemin krizlerine ve çözümlerine odaklanılıyor ise kaçınılmaz
olarak sistemin restorasyonunda yer alınır. Yapılması
gereken marksist literatürden uzaklaşıp, duygulara seslenen
popülist söylemdir. Marksist ve sınıfsal bir çizgi sürdürmek
isteyenler için halkı aldatmaya dayalı söylemler kabul edilemez.
Kolaycı ve kısa dönemli çözümlerden çok, zor ve uzun dönemli
bir örgütlenme ve mücadele kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki
sermaye ve sermaye devleti ile mücadele sağlam bir
düşünce-örgütlenme ve güçlü direnişlerle sürdürülebilir.
YAHYA
TAŞDEMİR. 08-07-2019