696 NOLU KHK ve HALK MECLİSLERİ
Ekonomik krizin
derinleştiği, çözüm yollarının tıkandığı ve krizin
faturasının ezilenlere çıkarıldığı dönemler, aynı zamanda
halkın teslim alınmaya çalışıldığı dönemlerdir. Böyle
süreçlerde devletin resmi kurumlarının yanında yarı resmi ve
sivil örgütlenmeler de devreye sokulur. Amaç ise açıktır,
İTİRAZ etme teslim ol. Günümüzün deyimi ile BİAT et. Farklı
bir anlatımla normal yollardan üretilemeyen RIZA' nın zor yoluyla
üretilmesi.
7 Haziran 2015 seçimlerinden beri yaşanan sürecin 1980 öncesi sürece
benzerlikleri çok fazladır. Ekonomik tıkanıklık-yönetememe
krizi-baskı ve şiddet unsurlarının ağırlık kazanması.
Günümüzü geçmişten ayıran ideolojik örtüsünün ve oluşum
tarzının farklılığıdır. 696 nolu KHK
ile tartışması alevlenen süreç bu günün konusu değildir. Uzun
bir dönemdir alt yapısı hazırlanan, medyaya yansıdığı kadar
fiziki örgütlenmeleri oluşturulan bir süreç. Kafamızı kuma
gömmeye gerek yok. Her şey çok açık ve net yaşanıyor. Burada
sorun demokrasiden yana olduğunu söyleyen kesimlerin görevlerini
yerine getirmeyişleri. 696 sonrası yayınlanan açıklamaların
mezarlıktan geçerken ıslık çalmaktan farkı yok. Gelen dalgayı
karşılayacak anlayış ve oluşumlara hızla gereksinim var.
Tarihsel sorumlulukları yerine getirememenin yarattığı sonuçlar
öz eleştiriler ile kapatılamıyor. Bir halk deyimi olan “korkunun
ecele faydası yok” sözü öğreticidir. Yaşanan süreci
meşrulaştırmak veya risksiz bir çizgi izlemek için kalemini
dolandıranlara söylenecek söz yok. Onlar yeni dönemin “YETMEZ
ama EVET”çileridir. Önemli olan karşı olduğunu söyleyenlerin
kalemlerini eğip, bükmeleridir. Her zaman çalı dolaşılarak yol
alınmaz. Bazen de çalının üzerine yürümek gerekir. Önümüzdeki
dönem RİSK alınmadan yürünemez. Esnek sözcüklerin arkasına
saklanmadan açık ve net bir dil kullanılmalıdır.
Sözün özü
kapsayıcı bir demokrasi programı ile birlikte hızla DEMOKRASİ
güçlerinin birliği oluşturulmak zorunda. Detaylara
takılmadan-kazanç hesabı yapılmadan yerine getirilmesi gereken
birinci görev. Böyle bir oluşumun toplumsal karşılığı olarak HALK MECLİSLERİ örgütlenmesi sürecin vazgeçilmezidir. Halk
meclisleri ile birlikte saldırılar karşısında halkın meşru
savunması kaçınılmazdır. Hazırlıksız yakalanmaların
faturasının ağır olduğu MARAŞ-SİVAS katliamlarında
görülmüştür. Burada belirleyici olan halk adına birilerinin
değil, halkın kendisinin savunma yapılarını oluşturabilmesidir.
Halk meclisleri
daha çok yerleşim alanları üzerinden kurgulanır, mahalle
meclisleri ve sokak meclisleri şeklinde. Üretim ve eğitim alanları
da aynı anlayışla kurgulanmak zorundadır. Demokrasi mücadelesinde
en belirleyici olan işçi sınıfı örgütlenmesine ağırlık
verilmek zorundadır. Küçük burjuva aydın kesimlerle
derinlemesine Entelektüel tartışmalar yapılabilir, fakat yol
alınamaz. Kitlelerin mücadelesinden söz edeceksek, onlarla
buluşmak zorundayız. Çalışanlarının %70' ücretli olduğu bir
ülkede belli bir alana sıkışan mücadele iç çekişmelere ve
duygusal doyum alanlarına dönüşür. İşçi meclisleri, genel
örgütlenmenin bel kemiğini oluşturmak zorundadır. Post modern
akımların etkisinden sıyrılıp iş yerlerinde işçi meclisleri
örgütlenmelerine yoğunlaşmak zorunludur. İşçilerin ekonomik
kazanım mücadelelerinin içinde, politik bilinç ve eylem
süreçlerinde işçi meclisleri önemli görevleri yerine
getirebilir. Eğitim
alanlarına gelince; birçok tartışmada tanımlanan gençliğin
ataklığı ve günlük çıkar ilişkilerine henüz girmemiş olması
onları ülke sorunlarına daha fazla duyarlı hale getirir.
Gençliğin özelliği onların daha çabuk örgütlenmesini ve
harekete geçirilmesini sağlar. Ayrıca mahalle ve sokak
meclislerine güç katarlar.
Geçmişte
olduğu gibi günümüzde de görevden kaçmanın veye savsaklamanın
yüzlerce gerekçesi sıralanacaktır. Ne yazık ki tüm tarihi
süreçlerde yaşanan sapmalara bakılarak yön belirlenemez.
Önümüzdeki dalga karşılanamazsa, daha sonrakileri karşılamak
olanaklı olmayabilir. Bu gün için belirleyici görev halkası
tehlikeli gidişin önüne set çekmektir. Çekilemediği takdirde on
yıllar sürecek karanlık bir döneme razı olunur. Devrimcilerin
böyle bir gidişi kabullenmeleri kendilerinin inkarıdır.
Koşulların ağırlığı, örgütlenmelerin zayıflığı gerekçe
olamaz. Belirleyici olanın doğru politik önermeler ile mücadelenin
içinde olmaktır. Doğru politikalar hayatın içinde karşılığını
bulur.
Gelecek süreci
tepkili bazı kesimlerin ateşleyiciliği üzerinden de kuramayız.
Gezi isyanı 31 mart 1909 olayı gibi büyük ayaklanmalar çok özel
koşullarda ve çok seyrek olarak yaşanan gelişmelerdir. Böyle bir
olasılığa yapılacak yatırım düş kırıklığı ile
sonuçlanabilir. Yapılması gereken öncelikli kendine ve mücadele
güçlerine güvendir. Mücadele bileşenlerini daraltacak ve
etkisizleştirecek tanımlamalardan da kaçınmalıyız. Ayrıca
toplumsal karşılığı olmayan bileşenlerin bir araya gelmesinin
de bir karşılığı olmaz. Yapılması gereken tüm demokrasi
güçlerini kapsamaktır. Gerekli olan ise devrimci kararlılıktır.
Böyle bir süreç konformist yaşam tarzlarını terk etmeyi de
zorunlu kılar.
Teknolojinin
gelişmediği, tarlaların hayvan gücü ile sürüldüğü günlerde
büyüklerimiz “ÇARIK GİYMEDEN TARLA SÜRÜLMEZ” derlerdi...
YAHYA TAŞDEMİR 06-01-2018