28 Ekim 2015 Çarşamba

KANLI GİDİŞ

                                               KANLI GİDİŞ

Ülkede son yaşananlara bakınca başka bir başlık atmak olanaksız. Yeni bir iktidar değişim sancılarının yaşandığı günlerde her zaman olduğu gibi fatura sola, emekten, barıştan ve insanlıktan yana olanlara çıkıyor. Birçok kişinin ifade ettiği gibi ölüm hep bize düşüyor.

Çok gerilere gitmeden cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan süreçlere ve politikalara bakmadan sağlıklı sonuçlara gitmek mümkün değil. Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine baktığımızda çizgisini büyük oranda İTTİHAT VE TERAKKİ kadrolarının belirlediği SÜNNİ- HANEFİ İSLAM ve TÜRKÇÜ bir politik hat görürüz. Bu hat tekçi ve asimilasyoncu olduğu için doğal olarak baskıcıdır. Bu baskıcı yan zaman zaman Kürt isyanlarının imhacı bir şekilde bastırılmasını sağlarken, zaman zaman da başta komünistler olmak üzere her türlü muhalif harekete karşı her türlü zulmü meşru görmüştür. Bu çizgi daha sonraları TÜRK-İSLAM sentezi olarak isimlendirilmiştir.

Kuruluş süreci ve felsefesi demokratik bir mücadeleyi içermediği,daha çok askeri bürokrasinin önderliğinde yapılan kurtuluş savaşı ile kurulan ülkemizde iktidar değişimleri dönemin koşullarına göre hep sancılı olmuştur. 1946-1971-1980-1992-VE 2000. Bu gün yaşadığımız da bu sürecin devamıdır. TÜRK-İSLAM SENTEZİNİN İslam yanı ağır basan(ılımlı İslam olarak isimlendirilen) bir sürecin de sonuna geldik. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere, genel olarak emperyalizmin ILIMLI İSLAM teorisi çöktü. Çöken bir düşünce akımının ülke uygulayıcılarının direnmeleri sonucu değiştirmez.Yalnızca geçişi zorlaştırır ve günümüzde olduğu bazı acıların yaşanmasına neden olur. Kısacası dış medya organlarının belirttiği gibi "TEK ADAM" yönetiminin istemlerine göre sürecek bir yaşam yoktur.

Yukarıdaki tanımlamalar daha çok emperyalizm ve sermaye güçlerinin rolleriyle ilişkindir. Bir de buna bütün bu süreçlerin acılarını yaşayan emek-demokrasi-sosyalizm ve barış savunucuları açısından bakmak gerekiyor. Bütün süreçlerin bedelini ödeyen solcular ve devrimcilerin yapabildikleri ve yapamadıkları nelerdir. Hem faturayı ödeyen olmak hem de muhatap olamamak gibi bir sonuçla karşı karşıyayız. Düzen içi araç ve yöntemlerle oluşturulan mücadele geleneği ve kültürü ile düzen dışı muhalefet geliştirilebilir mi? Başka bir tanımlama ile klasik burjuva demokrasisinin işlediği ülkeler ile ülkemizdeki mücadele araç ve yöntemler ayni olabilir mi? Kısacası hepimizin hızlı bir sorgulayıcılık sürecinden geçmemiz gerekiyor. Doğru söz söylemenin kulağa hoş gelen bir tınısının dışında karşılığı yoktur, Doğru araç ve yöntemlerle hayata ne kadar müdahale edebildiğimiz önemlidir. Aksi durumda geçmişte olduğu gibi gelenleri ve gidenleri seyrederiz. 1980 den bu yana sürekli birilerinden kurtulmaya çalışırken daha kötüleriyle karşılaştık.

Ne yapmamız gerektiği konusunda biraz tarihe bakmakta yarar var. Tarihsel süreçlerde yaşananlardan dersler çıkararak, tekrara düşmeden,yeni koşulları ve mücadele yöntem ve araçlarını gözden geçirmek gerekiyor. Bunu yaparken de MAHİR'İN deyimiyle patlamayan eski tüfeklerle alınacak yol olmadığını da görelim.

                                       27 Ekim-12015 YAHYA TAŞDEMİR.