25 Ağustos 2016 Perşembe

MİLLİ MUTABAKAT-1-

                                              MİLLİ MUTABAKAT  -1-

Ulusal uyum, anlaşma, ittifak vs. Sözcük karşılığı bir hayli geniş alanı kapsadığı gibi toplumsal yaşamda da geniş bir oluşumu temsil etmektedir. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çok fazla kullanılır oldu. Temsili gösterisi de YENİKAPI' da yapıldı. Neyin uyumu, neye ve kime karşı uyum? Ne için, kimin için, kime karşı? Sorular açık, yanıtlar kapalı. Kısacası tam anlamıyla kamuoyu (PR) oluşturma çalışması.

Böyle bir oluşum içinde yer alan MHP için söylenecek çok fazla söz yok. Buna karşın ülkenin kurucu partisi ve laikliğin güvencesi olarak sunulan CHP nasıl ikna edildi?  İktidarı baştan beri paylaşan islami iki gruptan birinin diğerini tasfiye etmesi kendileri için neden bu kadar önemli? Yoksa bizim göremediğimiz bazı ulusalcı dostlarımız tarafından ifade edilen emperyalizme karşı savaş mı var? Tüm bunlar CHP'  nin klasik devlet refleksi mi? Bu soruların yanıtlarını daha çok bu partinin üyelerinin araması gerekiyor.

Bizim üzerinde durmamız gereken ise bir şekilde soldan oy alan, fakat bütün ilişki ve ittifaklarını sağ ile yapan bir kuruma karşı etkili olamayışımızdır. Tarihe göz attığımızda solda güçlü bir mücadele oluştuğu zaman bu tarz partilerin bu kadar rahat davranamadıkları görülmektedir. Böyle bir sonuç bize çuvaldızı kendimize batırmamız gerektiğini gösterir. Solun genel olarak DEMOKRASİ- SOSYAL DEVLET- İNSAN HAKLARI-LAİKLİK gibi belirli bir alana sıkışmış yönelimi güç oluşumunda zafiyet yaratmaktadır. İyi niyetli insanların erdemli mücadeleleri belli bir alanın dışına çıkmıyor. Ayrıca bu talepler sosyal demokrat program çerçevesindedir. Bu da bize yaptıklarımızı sorgulamamız gerektiğini gösteriyor. Marks işçi sınıfının devrimciliğini, bilinçleriyle değil, üretim ilişkileri içindeki yeriyle tanımlamaktadır. Geçmişte kullanılan TOPRAK İŞLEYENİN, SU KULLANANIN sözünün bile toplumda yarattığı heyecanı dikkate almalıyız. Liberallerin ifade ettiği gibi toplumsal yaşamı liberal demokrasinin, üretim ilişkilerini de kapitalistlerin belirlediği gül gibi geçindiğimiz bir sistem olanaklı mı?. Ayrıca bazı post marksistlerin dediği gibi demokrasi genişletilerek sosyalizm kurulabilir mi? Sorular çok olsa da yanıtları ararken KİMİN İÇİN olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kapitalizmi aşma hedefini önüne koyanların her şeyden önce mülkiyet hakkını sorgulaması gerekiyor. Mülk sahiplerinin mülksüzleştirilmesi birinci öncelik olmak zorundadır. Bunun devamında üretim ilişkileri içerisindeki sınıfsal çelişkileri, sınıf çıkar ve talepleri gündemimiz olmalıdır. Böyle bir yönelim mücadeleyi gerçek sahipleriyle buluşturduğu gibi sıkışmışlığı da aşacak zenginliğe sahiptir. Günümüzün ifadesi ile FABRİKA AYARLARINA dönmeyi getirecektir. Yaşanan süreçlerde sürekli olarak dışımızdakileri suçlamak işin kolayıdır. Biz kendi görevlerimizi yerine getirip belli bir güç merkezi oluşturma sorumluluğumuzdan kaçamayız. Ülke bu gün bu koşulları yaşıyorsa bunda bizim geleneğin görevlerini yerine getirememiş olmasının payı büyüktür. Bu nedenle geçmişle öykünmeyi bırakıp, masal dünyasından çıkıp gerçek dünyanın günümüz sorunlarıyla boğuşmak zorundayız. Bunu da ancak sınıf ilişkileri içindeki somut talepler içerisinde yapabiliriz. Bir zamanlar can güvenliği kaygısı içindeki insanların kendisini savunma amaçlı mahalle örgütlenmelerinin, günümüzde karşılığını bulmamasını bu açıdan değerlendirmekte yarar var. Her dönemin kendine has mücadele yöntemleri olması doğaldır. Günümüzde yapılmaya çalışan HAZİRAN MECLİSLERİ' ni önemsiyorum ve gerekli buluyorum. Burada tartışmaya çalıştığım daha çok ÖDP' nin politik tutum ve yönelimidir. Çünkü haziran hareketinin geleceğini belirleyecek olan içerisindeki politik grup ve partiler olacaktır.

Sonuç olarak ortalama sözler ve belirlemelerle alınacak yol bu kadardır. Daha fazlasını istiyorsak biraz kafa yormak ve emek harcamak zorundayız.

                                25-08-2016 YAHYA TAŞDEMİR

21 Ağustos 2016 Pazar

MİLLİ HAKİMİYET -1-

                                                    MİLLİ HAKİMİYET -1-

Çocukluğumdan beri çok keskin söylemlerden ürkerim. Sürekli olarak bu söylemlerin arkasında bir şeylerin gizlendiğini düşünürüm. Yanılgılarım olsa da çoğunlukla haklı çıktım.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından devlet güdümlü ve denetimli şehir meydanlarında oynanan oyun sahneleri ve ardından gelen büyük Yenikapı gösterisi. Atılan hamaset nutukları-vatan millet söylemleri bir de buna Atatürk'ün (SÖZ KONUSU OLAN VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR) sözü eklenince işlem tamamlanmış oldu. Durum böyle olunca bastırılmış bir darbe girişimi ardından olağanüstü hal ilanının nedenini sorgulamadan geçemiyorsun. Bizim bildiğimiz olağanüstü hal ilanları denetlenemeyen toplumsal olaylara karşı uygulanır. Başka bazı hesaplar olmalı ki böyle bir sonuca gidiyorlar. Niyetleri görmek için çok beklemek gerekmedi. VARLIK FONU- elde kalmış olan tüm KAMU KURULUŞLARININ özelleştirilmesi-islamcı taban yaratmak için Anadolu esnafından yaratılan (ANADOLU ASLANLARI)' nın büyük sermayeye sunumu. Kısacası bütün büyük operasyonlarda olduğu gibi ciddi anlamda sermayenin el değiştirmesi söz konusu. Sonuç böyle olunca daha önceleri araları biraz açıkmış gibi duran TÜSİAD' çılar Sarayı ve Hükümet'i ayakta alkışlıyorlar. Yaşanan ulusalcı dostlarımızın dediği gibi emperyalizme karşı savaş değil, sermaye savaşlarıdır. Bu da bize olaylara sınıfsal bakmak gerektiğini gösteriyor. Sınıf şirazesini kaçırdığımızda savrulacak yeri kestirmek zordur.

15 Temmuz başlıklı yazımda iktidar güç ve organlarında tüm taşların oynadığını ve yeni süreçte yeniden dizileceğini belirtmiştim. Bu diziliş doğal olarak güç merkezlerinin gücü ve etkinliği ile orantılı olacaktır. İlk sırayı her zaman olduğu gibi tekelci sermaye kaptı. Kapitalizmin işleyişinde sermayenin belirleyiciliğini tartışacak değilim. Buna karşılık emek ve ezilenler tarafının bu kadar geri olması kabul edilebilir bir durum değildir. Bunu yaparken SENDİKALARIN-MESLEK ÖRGÜTLERİNİN-SOL PARTİ ve ÖRGÜTLERİNİN durumunu detaylı tartışmak bu yazının çapını aşar. Genel tanımla solun ve kendini solda ifade edenlerin durumuna bakmak gerekiyor. Solun ağırlıklı bir kesimini,genelde orta sınıf olarak tanımlanabilecek yaşam tarzlarından vazgeçmeyen, sol söylemi Entelektüel tatmin aracı olarak kullananlar oluşturmaktadır. Sonuç böyle olunca kitle örgütlenmelerinin durumunu yorumlamak kolaylaşmaktadır. İsimleri büyük fakat kapsadıkları alan ve yaptırım güçleri çok zayıf. Bunun doğal sonucu da çok fazla ciddiye alınmama.

Doğal olarak çözüm nedir sorusuna geliyoruz. Bunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Tarihsel süreçlere bakmak yeterli; Dinamizminden dolayı GENÇLİK-sınıfsal konumundan dolayı İŞÇİ SINIFI. Buna işsizleri ve diğer ezilenleri de ekleyebiliriz. Genel yönelimi ve çalışma alanlarını bu kesimlere kaydırmadığımız sürece fiziki güç olma şansımız yoktur. Birbirleriyle didişen aydın kulübü pozisyonumuzu korumaya devam ederiz. Ayrıca çok doğru ve gerekli projeler üretsek bile (HAZİRAN HAREKETİ) başarılı olma şansı çok zayıftır. Çünkü belirli kesimlere dayanmayan bir hareketin belli bir aydın kesim sayesinde ayakta kalacağını düşünmek ham hayaldir.

 Sonuç olarak görüntü yaratmak değil de samimi anlamda bir şeyler yapılmak isteniyorsa Amerika' yı yeniden keşfe gerek yok, yol belli. Geriye niyet ve emek kalıyor.


                                  21 AĞUSTOS 2016 YAHYA TAŞDEMİR.

6 Ağustos 2016 Cumartesi

15 TEMMUZ

                                                         15 TEMMUZ

15 Temmuzda; iktidarı paylaşan islami refaranslı iki grubun arasında yaşanan ve sonuçları tüm ülkeyi ilgilendiren bir süreç yaşadık. Cemaat adı altındaki tarikat yapılarının kutsiyet zarıyla kaplanmış perdelerinin de yırtıldığını gördük. (Bu saptama daha çok kendini dindar gören kesimler için geçerlidir.) Kutsiyet perdesi yırtılınca içinden sistemin tüm pisliklerinin ortaya çıktığı, tümüyle Dünyevi çıkar çatışmalarının yaşandığı bir çadır tiyatrosuyla karşılaştık. Böyle bir sonucun toplumsal kesimler üzerinde uzun dönemli kalıcı etkilerinin olacağını düşünüyorum.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte dinin devletleştirildiği bir dönem yaşadık. Süreç içinde din devlete hakim oldu. Bunun doğal sonucu din konusunda farklı yorumların devlet organları içinde çatışmasını getirdi. Günlük yönlendirme haber ve yorumlara çok fazla itibar etmemek gerekiyor. Bazı yatırımlar ve yönelimler kendi doğal sonuçlarını getirir. 12 Eylül askeri diktatörlüğü itaatkar ve dindar toplum planladı ve sonuçlarını yaşıyoruz. Böyle bir sonuç sermaye için de bulunmaz bir nimetti. İtiraz etmeyen ve boğaz tokluğuna çalışan insanlar.  Emperyalizmin ılımlı islam teorisinin ülkemiz açısından sürdürülemez bir noktaya ulaşması nedeniyle önümüzdeki süreç farklı politikaların denendiği bir dönem olacaktır. Böyle bir sürecin belirleyicisi doğal olarak sermaye grupları arasındaki güç mücadelesi ve emperyalizm olacaktır. Avrasyacılık, körfez sermayesi ve klasik ABD-AB hattındaki manevralar. Hat değiştirmenin çok zor olduğu, sermaye olarak belirleyici ağırlığın ABD-AB olduğu gerçeği bize yönelimi göstermektedir. AKP nin arka planını Avrasyacı ve körfez sermayesi olsa da sonucun değişmeyeceği kanısındayım. Çok fazla zorlayıcı olmaya kalkarlarsa AKP dışı hükümet alternatifleri aranacaktır. Buna AKP nin en zayıf ve sancılı dönemini yaşadığını da göz önüne alırsak, çok fazla hareket olanağına sahip olmadığını görürüz.

Yaşadığımız süreçler dini kesimler için de sorgulamayı arttıracaktır. Kolay itaat edenlerin yerini soru soranlar alacaktır. Bu kesimler için gerileme ve dağılma dönemi yaşanacaktır. Böyle bir sonuç farklı düşünsel akımların daha etkin olduğu bir dönemi de beraberinde getirebilir. İlk dönemde laiklik tartışmaları belirleyici olsa da zamanla farklı sınıf ve tabakaların düşünsel akımları yerini alacaktır. Bunu engellemek için düzeninin hakimleri toplumu bloke etme yolunu tercih edeceklerdir. Siyasi islamın yerine günümüze uyarlanmış Kemalizm soslu yeni neo liberal politikaların ön belirtilerini görebiliyoruz. Doğaldır ki bu onların problemidir ve kendi sınıfsal çıkarlarına göre çözümler arayacaklardır. Burada sorun olan emekten ve ezilenlerden yana hangi yanıtların üretileceğidir.

12 Eylül darbesi sonrası sol ve emek hareketleri ciddi bir varlık gösteremediler. (Gezi isyanını bu tartışmanın içine sokmuyorum.) Bu konuda toplum bilimcilerin çok sözü olabilir, bu ayrı bir tartışma konusu. Bizim için şu an için önemli olan önümüzdeki sürece nasıl müdahale edeceğimiz ve hangi çözümleri önereceğimiz. Genel tanımlar ve temenniler işin çözümü olamaz. Ciddi anlamda ülke ve dünya değerlendirmelerine ve çözüm önerilerine gereksinim var. Önümüzde ekonomik ve politik dalgalanmalarının yaşanacağı bir dönemde ürettiklerimiz ve yapabildiklerimiz kadar var olacağız. Geleneğimiz ve kültürümüz buna uygundur. Önemli olan yapma isteği ve risk alma kararlılığıdır. Olayların ve gelişmelerin peşinden sürüklenen değil, yön veren olmalıyız. Bunun yolu da politik öngörü ve örgütlü yapıdan geçer. Başarmalıyız-başarmak zorundayız.


                                      05-08-2016 YAHYA TAŞDEMİR