MİLLİ MUTABAKAT -1-
Ulusal uyum,
anlaşma, ittifak vs. Sözcük karşılığı bir hayli geniş alanı
kapsadığı gibi toplumsal yaşamda da geniş bir oluşumu
temsil etmektedir. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından
çok fazla kullanılır oldu. Temsili gösterisi de YENİKAPI' da
yapıldı. Neyin uyumu, neye ve kime karşı uyum? Ne için, kimin
için, kime karşı? Sorular açık, yanıtlar kapalı. Kısacası
tam anlamıyla kamuoyu (PR) oluşturma çalışması.
Böyle bir
oluşum içinde yer alan MHP için söylenecek çok fazla söz yok.
Buna karşın ülkenin kurucu partisi ve laikliğin güvencesi olarak
sunulan CHP nasıl ikna edildi? İktidarı baştan beri paylaşan islami iki gruptan birinin diğerini
tasfiye etmesi kendileri için neden bu kadar önemli? Yoksa bizim
göremediğimiz bazı ulusalcı dostlarımız tarafından ifade
edilen emperyalizme karşı savaş mı var? Tüm bunlar CHP' nin
klasik devlet refleksi mi? Bu soruların yanıtlarını daha çok bu
partinin üyelerinin araması gerekiyor.
Bizim
üzerinde durmamız gereken ise bir şekilde soldan oy alan, fakat
bütün ilişki ve ittifaklarını sağ ile yapan bir kuruma karşı
etkili olamayışımızdır. Tarihe göz attığımızda solda güçlü
bir mücadele oluştuğu zaman bu tarz partilerin bu kadar rahat
davranamadıkları görülmektedir. Böyle bir sonuç bize çuvaldızı
kendimize batırmamız gerektiğini gösterir. Solun genel olarak
DEMOKRASİ- SOSYAL DEVLET- İNSAN HAKLARI-LAİKLİK gibi belirli bir
alana sıkışmış yönelimi güç oluşumunda zafiyet
yaratmaktadır. İyi niyetli insanların erdemli mücadeleleri belli
bir alanın dışına çıkmıyor. Ayrıca bu talepler sosyal
demokrat program çerçevesindedir. Bu da bize yaptıklarımızı
sorgulamamız gerektiğini gösteriyor. Marks işçi sınıfının
devrimciliğini, bilinçleriyle değil, üretim ilişkileri içindeki
yeriyle tanımlamaktadır. Geçmişte kullanılan TOPRAK İŞLEYENİN,
SU KULLANANIN sözünün bile toplumda yarattığı heyecanı dikkate
almalıyız. Liberallerin ifade ettiği gibi toplumsal yaşamı
liberal demokrasinin, üretim ilişkilerini de kapitalistlerin
belirlediği gül gibi geçindiğimiz bir sistem olanaklı mı?.
Ayrıca bazı post marksistlerin dediği gibi demokrasi
genişletilerek sosyalizm kurulabilir mi? Sorular çok olsa da
yanıtları ararken KİMİN İÇİN olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kapitalizmi
aşma hedefini önüne koyanların her şeyden önce mülkiyet hakkını
sorgulaması gerekiyor. Mülk sahiplerinin mülksüzleştirilmesi
birinci öncelik olmak zorundadır. Bunun devamında üretim
ilişkileri içerisindeki sınıfsal çelişkileri, sınıf çıkar ve
talepleri gündemimiz olmalıdır. Böyle bir yönelim mücadeleyi
gerçek sahipleriyle buluşturduğu gibi sıkışmışlığı da
aşacak zenginliğe sahiptir. Günümüzün ifadesi ile FABRİKA
AYARLARINA dönmeyi getirecektir. Yaşanan süreçlerde sürekli
olarak dışımızdakileri suçlamak işin kolayıdır. Biz kendi
görevlerimizi yerine getirip belli bir güç merkezi oluşturma
sorumluluğumuzdan kaçamayız. Ülke bu gün bu koşulları
yaşıyorsa bunda bizim geleneğin görevlerini yerine getirememiş
olmasının payı büyüktür. Bu nedenle geçmişle öykünmeyi
bırakıp, masal dünyasından çıkıp gerçek dünyanın günümüz
sorunlarıyla boğuşmak zorundayız. Bunu da ancak sınıf
ilişkileri içindeki somut talepler içerisinde yapabiliriz. Bir
zamanlar can güvenliği kaygısı içindeki insanların kendisini
savunma amaçlı mahalle örgütlenmelerinin, günümüzde
karşılığını bulmamasını bu açıdan değerlendirmekte yarar
var. Her dönemin kendine has mücadele yöntemleri olması doğaldır.
Günümüzde yapılmaya çalışan HAZİRAN MECLİSLERİ' ni
önemsiyorum ve gerekli buluyorum. Burada tartışmaya çalıştığım
daha çok ÖDP' nin politik tutum ve yönelimidir. Çünkü haziran
hareketinin geleceğini belirleyecek olan içerisindeki politik grup
ve partiler olacaktır.
Sonuç
olarak ortalama sözler ve belirlemelerle alınacak yol bu kadardır.
Daha fazlasını istiyorsak biraz kafa yormak ve emek harcamak
zorundayız.
25-08-2016 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder