YARINI BUGÜNDEN KURMAK
Başlık bilinen ve sık tekrarlanan bir sözcüktür. Sorun bunun gerçekleşme biçimi, araç ve yöntemlerin nasıl olduğudur. Başarılı olmuş veya olmamış bütün devrimci savaşımlarda kendini dayatmış bir sorunla karşı karşıyayız. Devrimci örgütlenme ile genel olarak ezilenlerin (genel tanım ile halkın) örgütlenmesi arasındaki ilişki ve çelişkilerin bir bütün içinde değerlendirilmesidir. Halkın doğrudan katılımı, karar alma ve uygulama süreçlerindeki rolünün ne olacağı sorusuna yanıt aramaktır. Paris komünü- Sovyet yapılanması-1918-1919 Alman devrimi-1919 Macar sovyetleri -1920 İtalya fabrika işgalleri-1970 Küba halk iktidarı-ÖTK ve direniş komiteleri vs. Yaşanan bütün bu deneylerden dersler çıkararak, geleceğe hata payı daha az olan düşünsel oluşumlar ve pratik sonuçlar yaratmak olanaklıdır. Toplumsal değişim ve dönüşümün yukarıdan veya dışarıdan bazı güçler tarafından yapılmayacağı gerçeği üzerinden hareket edilmek zorundadır. Ezilenler ile özdeşleşmiş bir değişim ve dönüşüm sürecinin birlikte olması kaçınılmazdır. Kadro hareketinin ve elitler yönetiminin sonuçları konusunda yeterli bilgi birikimine sahibiz. Böyle bir tartışma kaçınılmaz olarak önderlik halk ilişkisini, sınıf partisi ile kitle örgütlenmeleri arasındaki ilişkiyi irdelemeyi zorunlu kılar. İşçi sınıfı mücadelesinin kendiliğinden sınıf hareketinden, kendisi için sınıf hareketine dönüşmesi yeterli olmamaktadır. Sınıfsal mücadeledeki süreç devrimci özne ile buluştuğunda sıçrama yapabilmektedir.
İNSANIN ÖZGÜRLEŞMESİ
Sınıfsız, sömürüsüz ve devletsiz bir toplum tasarımının temelinde İNSANIN ÖZGÜRLEŞMESİ vardır. Liberal düşünce ve pratik uygulamaları, özgürleşmeyi maddi güçle sınırlamaktadır. Sermayenin ve sermaye sahiplerinin özgürlüğü ile sınırlanmış bir tanım çerçevesinde hareket edilmektedir. Tüketim araçlarının dolaşımını özgürlük olarak tanımlamak kapitalizme özgü bir anlatımdır. Anlatılan öykü genel olarak kullanılabileceği yalanıdır. Özgürleşmenin maddi temellerini;" -ekonomik-politik-kültürel- zaman baskılanması" oluşturmadan kesin sonuca gidilemez. Çalışmanın zorunluluk olma evresinden, gereksinim olma aşamasına ulaşması gerekir. Ayrıca yetkinleştirme süreçlerinin yaşanması da zorunludur. Böyle bir tanımlama insanın özgürleşmesinin nihai hedefini tanımlar. Doğaldır ki özgürleşme devrim öncesi ve sonrası toplumsal dönüşüm ve değişimin bir bütünlük içinde yaşandığı bir süreci kapsamaktadır. Burada belirleyici olan ezilenlerin özgürleşmesidir. Ezilenler ezilme gerçeği ile yüzleşip, var olan durumu değiştirebilecekleri kanısına ulaşabilmeleri gerekir. Düşünsel ve pratik mücadele sürecinde alınan yol, değişimin belirleyici unsuru olur. Karşı devrimlerin; devrimi yapan devrimcilerin oluşturdukları bürokrasi ile birlikte oluştuğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Böyle bir sonuç dinamik bir bakış açısı ile iktidar alınımının geçici bir evre olduğu gerçeği üzerinden nihai sonuca göre hareket edilmesini zorunlu kılar. Geçiş dönemini kapsayan sosyalizm, kapitalist yöntemlerin de aşıldığı bir süreçtir. E. M. Wood'un tanımı ile "En fazla karı elde etmenin, biriktirmenin ve sözde -büyüme-nin zorunlulukları ile hareket etmeyen, bunların getirdiği maddi, insani ve ekolojik kirlilik ile soysuzlaşmanın yaşanmadığı; değerleri ve yaratıcılığı, kısıtlı teknolojik ilerleme kavramları ile sınırlanmamış bir sistem." (Kapitalizm demokrasiye karşı.s.172. Yordam kitap).
İnsanlık tarihi doğaya karşı mücadelesine, sınıfların ortaya çıkması ile birlikte sınıflar mücadelesini eklemiştir. Sınıf çatışmaları ve demokrasi mücadelesi insan özgürleşmesinin zorunlu evreleridir. Antik Yunan'dan günümüzün "biçimsel demokrasi" sine kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Gerçekleşmesi de yeni birçok evreleri içerecektir. İnsanın özgürleşmesi kaçınılmaz olarak ikili bir mücadeleyi zorunlu kılar. Bir yandan ezilenlerin ezenlere karşı mücadelesi ve diğer yandan ezilenlerin mücadeleyi yürüttüğü örgütsel yapılardaki kurduğu ilişkiler. Ezilenlerin içinde bulunduğu örgütsel ilişkiler var olan sistemin ilişkilerini üretiyor ise alınacak yol yoktur. Mücadelenin içindeki tüm unsurların özgürleşmenin dışarıdan verilmeyeceği, birlikte kazanılacağı bilinciyle hareket etmelidir. Böyle bir yaklaşım yaşanılan süreçlerde vekalet anlayışını değil, doğrudan sürecin öznesi ve belirleyeni olmayı zorunlu kılar. Temsili olmayan ve sürecin öznesi olan örgütsel ilişkilerde karar alma süreçleri daha demokratik ve daha az hatalı olma olasılığını taşır. Ayrıca ortak yaşanan süreçler ve sorumluluklar, ortak değerlendirmeler ile bir üst noktaya çıkar. Aksi halde yetkilendirilmiş organların övülmesi veya suçlanması ile oluşan sonuç mücadeleyi daha geri bir seviyeye düşürür. Belirleyici olan karar ve mücadele süreçlerine etkin katılım, zorlukları-başarı ve başarısızlıkları birlikte yaşamak ve sonuçları birlikte tartışmaktır. Ortaklaşa yaşanılan süreçler niteliksel gelişmeyi ve olgunlaşmayı da beraberinde getirir. İşçi sınıfının kendi sorunlarına çözüm üretmesi beraberinde kendi önderliklerini, düşünsel üretimlerini, örgütsel işleyiş ve disiplinlerini getirir.
DEVRİMCİ ÖZNE-SINIF PARTİSİ
Sınıf mücadelesinde kaçınılmaz olarak devrimci özne-sınıf partisi yaratılmak zorundadır. Belli tarihsel dönemlerin-ekonomik-demokratik-kültürel ve politik süreçlerin zorunlu kıldığı örgütlenme modeli genel kural olarak görülemez. Yaşanmış örgütsel modeller olumlu ve olumsuz yanları ile değerlendirilir. Değişen ve gelişen koşullara uygun, günü karşılayabilen örgütlenmeler oluşturmak zorunludur. Burada belirleyici olan devrimci özne-sınıf partisinin sınıf mücadelesi içinden çıkması ve sınıf davranışları ile özdeş olabilmesidir. Aydınlardan oluşan profesyonel kadroların oluşturduğu örgütlenme oluşumu kaçınılmaz olarak sınıfı ikinci plana ittiği gibi, kullanılacak yedek güç durumuna düşürmektedir. Böyle bir örgütlenme ile iktidar alınsa bile, kurulduğu düşünülen yeni sosyalizmin sahipleri kaçınılmaz olarak "profesyonel devrimciler" olarak isimlendirilen aydınlardan oluşan elitlerdir. Böyle bir iktidar alımı çürümenin ve gericileşmenin taşlarını baştan döşemektir. İnsan davranışları değişimlere uğrasa bile ağırlıklı olarak geldiği sınıfın etkisini taşır. İşçi sınıfının gücüyle alınan iktidar, bir dönem sonra işçi sınıfını iktidar ilişkilerinin dışına iter. Böyle bir sonuç kapitalizm içinde yaşanan yabancılaşmanın, sözüm ona kendini sosyalist olarak isimlendirilen süreçte de yaşanır. Sovyetler deneyindeki iktidar erkinin hızla yer değiştirmesi öğretici bir sonuçtur.
Dönüştürme ve değiştirme gücüne sahip olan işçi sınıfı, sınıf ideolojisinin geliştirilmesi ve sınıf örgütlenmesinin yaratılması gücüne de sahiptir. Uzmanlık ve derinlik isteyen bilgi üretimi dış kaynaklardan sağlanabileceği gibi, oluşturulacak bilimsel çalışma gruplarından da sağlanır. Sınıfsal mücadelenin sağ ve sol sapmalar yaşamaları doğaldır. Doğru olan yürütülen mücadele içinde sapmaların aşılması, dersler çıkarılması ve deneylerin yeni mücadele alanlarında sınanmasıdır. Toplumsal olayların tümüyle baştan öngörülmesi ve planlanması olanaklı değildir. Sosyal hareketlilik içerisinde örgütsel olarak var olunan kesimlerin duygularını ve pratik süreçleri görmek ve yönlendirmek olanaklıdır. Sosyal olaylarda önceden kestirilemeyen olumlu veya olumsuz bir çok gelişme yaşanır. Önemli olan kitle hareketi içinde örgütsel ilişkilerin ile gelişmeleri görebilmek ve hata payını azaltabilecek kararlar alıp müdahale edebilmektir. Sovyet devrimindeki Temmuz ayaklanması ve sağcı darbe girişimi (Genelkurmay başkanı Lavr kornilov harekatı) incelendiğinde mücadelenin düşüşü ve yükselişi hakkında zengin deneylere sahiptir. Toplumsal olaylarda farklı sınıf ve kesimlerin ortak hareketi farklı örgütlenmeleri zorunlu kıldığı gibi, sınıf partisinin olayın bütününü gören bir yerden hareket etmesini zorunlu kılar.
Devrimci özne olma sınıf mücadelesinin yarattığı bir sonuçtur. Sınıflar mücadelesi içinde yer alan çeşitli örgütsel yapıların süreç içinde birinin veya birilerinin birliğinin mücadeleyi kucaklayabildiği niteliğe erişmesidir. Herhangi bir yapıya baştan tanınan bir ayrıcalık yoktur. Sınıf mücadelesinin öne çıkardığı ve sınıfın yoğunlaşmış halini temsil eden örgütlenmedir. Böyle bir örgütlenmede mutlak sınıf kökeni arama zorunluluğu da yoktur. Önemli olan sınıf mücadelesinde oynadığı rol ve beraberinde sınıfla özdeşleşme durumudur. Örgüt işleyişi ve örgüt içi demokrasi burada da belirleyicidir. Elitler hakimiyeti çok kolay değişip aydınların yerini sınıf içinden çıkan unsurlar alabilir. Sınıfsal kökenin hiç bir şeyin garantisi olmayacağı gerçeği görülmek zorundadır. Bilinen bir gerçek yürünecek uzun yolda burjuva düşünce ve tavırları devrimci örgütlenmeler içerisinde sürekli olarak kendine yer bulacaktır. Sınıfın öncü gücü ve toplumsal diğer mücadele alanlarının belirleyicisi olan devrimci özne-sınıf partisi sürekli olarak kendi iç mücadele kanallarını açık tutmak zorundadır. Her üye işin öznesi, etkin bir unsuru ve karar alma süreçlerinin parçasıdır. Böyle bir sorumluluğu yürütecek kadroların yeterli yetkinliğe ulaşması zorunludur.
DOĞRUDAN YÖNETİM-KOMİTE KONSEY VE MECLİSLER
Bilinci yaratan maddi yaşam ise, onun değişim ve dönüşümünü sağlayacak olan da bilinçtir. Maddi yaşam-bilinç diyalektik ilişkisi gelecek yaşamın da kurucu gücüdür. Böyle bir değişim ve dönüşüm ilişkisi beraberinde kültürel (kültür devrimi) gelişmeyi de yaratır. Toplumsal gelişme sürecinde-ekonomik, demokratik, politik, kültürel- karşılıklı etkileşim ve dönüşüm, birlikte ve birbirlerini tamamlayarak oluşur. Kampanyalarla oluşturulacak kültürel devrimlerin başarı şansı düşüktür. Tüm mücadele alanlarının ve biçimlerinin gelişme olanağı bulduğu örgütlenme modelleri bu günden kurulmak zorundadır. Gelişmeleri ve olgunlaşmaları yaşanacak deney birikimlerine bağlıdır. Doğrudan yönetimi oluşturan iktidar organlarının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Sürece salt yönetim olayı olarak bakmayan, komünizme doğru gidişin tüm koşullarını hazırlayan bir yaklaşım tarzının uygulanabildiği örgütsel ilişkiler. Sınıfsal ve düşünsel farklılıkların da yansıdığı demokrasi kuralının işletildiği, dayanışma kültürü ve birlikte iş görme çabasının yoğunlaştığı örgütsel oluşum. Günümüze kadar yaşanan deneylerden dersler çıkarılan ve geliştirmek zorunda olunan KOMİTE-KONSEY-MECLİS örgütlenmeleridir.
Karşı iktidar organları var olan iktidar yapılarının rıza üretememesi veya oluşan sorunlardaki çözüm çabalarının eksikliğinde gereksinim haline gelir. Ayrıca devrimci iktidar değişimi sırasında kendini zorunlu olarak dayatır. Böyle olması bu günden yarına yaratılan araçlara olduğundan fazla anlam yüklememeyi beraberinde getirir. Amaç araç ilişkisini, araçların sorunları çözme konusundaki yüklendikleri görev belirler. İtalya'da işçi konseyleri şeklinde direniş örgütlenmesi olarak hayat bulurken, 1905-1917 Sovyet devrimci kalkışmasında doğrudan karşı iktidar organları şeklinde oluşmuşlardır. Ülkemizde ise ağırlıklı olarak faşist saldırılara karşı savunma örgütlenmeleri şeklinde olmuştur. Burada aracın niteliğini belirleyen sorunun içeriğidir. 2008-2009 Krizi ve giderek kronikleşmesi dünya genelinde karşı iktidarlar oluşturma koşullarını yaratmıştır. Özellikle merkez ülkelerin dışındaki çevre ülkelerde krizin etkisi artarken, merkez ülkelerde ise sınıfsal farklılıklar derinleşmiştir. Küreselleşen üretimin merkezin gereksinmelerine göre oluştuğu için krizin etkileri çevre ülkelerde daha güçlü olmaktadır. Ekonomik krizin tetiklediği toplumsal çalkantılar, sistemden hoşnutsuzluğu ve yeni iktidar arayışlarını arttırmıştır. Ülkelerin öznel durumları ve çözülemeyen sorunların yoğunlaştığı alanlarda kaçınılmaz olarak çare arayışları artacaktır.
Ülkemiz açısından ekonomik kriz ve krizin yarattığı yıkım çok güçlüdür. Tüm bunların üzerine bir de Covit.19 salgının etkilerini de eklersek sorunun geldiği nokta daha açık görülür. Ülkemiz ezilenlerin mağduriyetleri ve çare arayışları kaçınılmazdır. Böyle bir sürecin kendiliğinden yanı olduğu gibi, müdahaleyi gerektiren yanları da vardır. Ekonomik değişimin yarattığı parçalı ve esnek üretimin yaygınlaşmasının da etkisiyle ÜRETİM-YERLEŞİM ve EĞİTİM alanlarını kapsayacak yaygın bir örgütlenme zorunluluğu doğmaktadır. Yatay örgütlenme olarak çok geniş bir mücadele alanını kapsayan böyle bir örgütlenme ilk başta olanaksız gibi gözükebilir. Gerek geçmiş deneylerden çıkardığımız, gerekse de yaşanacak ve yaşanan olumlu deneyler sürecin tamamlayıcısı olur. Birim örgütlenmelerinin bulundukları alanın sorunlarına hakim olma ve çözüm üretme becerileri süreci kolaylaştırır. Mücadele deneyine sahip kişi ve politik yapıların katkıları mücadeleyi ilerletebilecek önemli bir faktördür.
Doğrudan yönetim ve beraberinde geliştirilen pratikler günümüzün sendika ve sivil toplum kuruluşları tarafından olumlu karşılanacak bir çalışma değildir. Ciddi çatışma potansiyellerini içinde taşır. Sendika ve sivil toplum diye isimlendirilen yapıların ağırlıklı bir kesimi sistemin açıklarını ve eksiklerini kapatan yapılara dönmüşlerdir. Kapitalist devlet yapısının resmi olmayan organları gibi çalışmaktadırlar. Kendi konumlarının ve ilişkilerinin bozulmasını istemezler. Temsili olarak belli alanlarda kurdukları hakimiyet ve olanakları kaybetmenin sonları olduğunu bilirler. Doğal olarak doğrudan yönetim anlayışı; sistemin yarattığı sorunlar kadar, sendika ve sivil toplum olarak isimlendirilen yapıları yaratacağı sorunlar ile de boğuşmak zorunda kalacaktır. Zorlu bir görevler bütününün altından nasıl kalkılacağı kaçınılmaz bir sorudur. Sorunun çözümü sorunun muhatapları ile ortak bulunacaktır. Bunun yolu doğrudan yönetim organlarının örgütlenme ve çalışma tarzındaki anlayıştadır.
YAHYA TAŞDEMİR. 20-11-2020