DEĞİŞEN SİSTEM ve DİRENİŞ
Gramsci'nin
tanımı ile “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için
mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı”. Tanımlama tüm dünya
için geçerliğini korusa da, daha çok günümüz Türkiye'sine
denk düşüyor.
Canavarlar
zamanını yaratan emperyalist sistemin krizi ve çıkışsızlığıdır.
Krizin ülkelere yansıması ülkelerin gelişkinlik seviyeleri ve
uluslararası sermaye ile girdikleri ilişkinin boyutlarına göredir.
Arjantin ve Türkiye gibi dış sermaye bağımlısı ve kırılgan
ülkeler krizi en derin boyutları ile yaşamaktadır. Yerli ve
uluslar arası sermayenin bulduğu çözüm tek merkezden ve baskıcı
yönetim şeklidir. Böyle bir eğilim saray yönetiminin sınıfsal
bir tercih olduğunu tartışmasız bir şekilde gösteriyor.
Doğaldır ki böyle bir konumlanışın karşısına sınıfsal bir
konumlanış ile çıkılmak zorunludur. Başta işçi sınıfı
olmak üzere tüm ezilenleri kapsayacak programatik ve örgütsel
çerçevede sürdürülebilecek bir direniş mücadelesi. Sınıfsal
temele oturmayan palyatif çözüm önerilerinin sistemin hizmetinde
olduğu unutulmamalıdır.
Böyle bir
yaklaşımın karşılaşacağı en yakıcı sorusu nasıl
olacağıdır. Özellikle günümüz solunun sınıfsal ilişkilerinin
seviyesi dikkate alındığında yanıtlanması zor olsa da olanaksız
değildir. Dünya deneyleri incelendiğinde çıkarabileceğimiz ders
çoktur. Gerek Sovyet devrimi, gerekse de Avrupa gibi ülkelerde
yaşanan toplumsal kalkışmaların başlangıç dönemlerinde çok
fazla güçlü olmadıklarıdır. Güç toplama daha çok toplumsal
kavgaların geliştiği dönemlerde olmuştur. Ülkede yaşanan kriz
ve beraberinde gelişen direniş hareketleri yol göstericidir.
Direniş mücadelesi sürdürenlerle dayanışma ve destek verme
önemlidir. Fakat asıl önemlisi dışarıdan değil mücadelenin
içinden ve mücadele edenlerle birlikte sürdürmektir. Solun
gelecek süreçteki sınıfsal karşılığını bulmasının
başarısı buradan geçmektedir. Yapılması gereken düşünsel,
örgütsel ve pratik yanıtlar üretmektir. Geçmiş sürecin
alışkanlık ve geleneklerinin oluşturduğu tutuculuk hızla
aşılmalıdır. Sistem değişti diyorsak, yeni sisteme karşı eski
dönemin politik refleksleri ile yanıt verilemez. Burada konunun
tespitinden öte tespitin bilince çıkarılıp pratik süreçlerdeki
yansımalarıdır. Buradan var olan mevzilerin terk edilmesi
gerektiği gibi bir yoruma gidilmemelidir. Tam aksine var olanı
koruma ve yeni kazanımlar için atağa geçilmesi gerektiğidir.
Demokrasi
mücadelesi platonik aşkla yürütülemeyeceğine göre sınıfsal çözümlemeler ve sınıf davranışları önemlidir. “Yoksulların
isyanının sonucu olarak ortaya çıkan demokrasi, baskı altındaki
çoğunluğun siyasi yaşamı etkilemek üzere oluşan kolektif
iradesidir” (David McNally-başka bir dünya mümkün- s. 280).
Ülkemiz açısından da kolektif iradenin ortaya çıkarılması
önemlidir. Burada belirleyici işçi sınıfının sınıf tavrı ve
beraberinde işsizler, yoksullar ve baskı altında olan tüm ara
tabakaların birleşik bir mücadelesini örgütlemektir. Doğaldır
ki bu da beraberinde ortaklaşılan bir program ve örgütsel
ilişkiyi zorunlu kılar. Böyle bir görevi günümüzün
kurumsallaşmış yapılarından beklemek ham hayaldir. Burada görev
yine kendini devrimci ve solcu diye tanımlayanlara düşüyor.
Militan bir mücadele, militan kitle örgütleri yaratma ve tüm
bunları tamamlayan militan bir mücadele örgütü. Zapatistaların
dediği gibi “umudun yenilgiye uğradığı, haysiyetin yenildiği,
insanlığın sona erdiği” yalanına inanmamak önemlidir.
Direniş
mücadelesinin çok yönlü bir mücadele olduğu gerçeği üzerinden
hareketle tüm toplumsal hareketleri kapsaması gerektiğidir.
Sınıfsal kesimlerin yanında, sekülerizm-çevre-kadın ve kimlik
hareketlerini de içermesi. Kürt ulusal hareketinin hareket
merkezinin orta doğu eksenine kaydığı genel kabul görse de böyle
bir tanımlamanın arkasına saklanıp konuya duyarsız kalamayız.
Ayrıca Kürt nüfusunu ağırlığının batının emekçileri
olduğu unutulmamalıdır. Doğuda yaşayan kır yoksullarını da
düşünürsek birlikte mücadele edeceğimiz çok geniş bir yelpaze
var. Burada belirleyici olan milliyetçi duygularla hareket etmeyip
sınıf eksenini temel almaktır. Böyle bir yaklaşım ve mücadele
günümüzde var olan politik davranış biçimlerini hızla
değiştirecektir.
Ülkemizde bir
şeyler değişecek ise veya değiştirilecek ise bunun kendiliğinden
olmayacağı açıktır. Ayrıca ekonomik kriz kaynaklı spontane
direnişlerin de süreç içinde bir şekilde sonlandırılacağı
bilinmelidir. Yapılması gereken saha kenarında top koşturmak
değil, sahada oyuncu olmak ve oyunun hakkını vermektir. Geçmiş
dönemlerin yılgınlıklarını da aşabilecek pratik süreçtir.
Sınıf mücadelesi dışında kalan kişi ve kurumların çürümüşlüğü
gerçeğini atlayamayız. Sözün özü hayat ağacı YEŞİL
yapraklarını çıkarmak istiyor .
YAHYA TAŞDEMİR. 26-09-2018