HAZİRAN HAREKETİ
2013 Haziran ayaklanması Türkiye tarihinin belki de en ciddi kırılma noktasıdır. Neoliberal dinci bir diktatörlüğe doğru doludizgin giden bir sürecin önüne bir set oluşturmuştu. Halk deyimi ile yılanın beli kırılmıştı. Doğaldır ki böyle bir sonuç her şeyin bittiği anlamını taşımıyor. Tarihsel birçok olayda görüldüğü gibi (31 mart olayı bunun klasik örneği) bu tarz büyük ayaklanmaların toplumsal sonuçları on yıllara yayılır. Bu nedenle ivedi sonuçlar ve mucizeler beklemek yanlıştır. Burada bize düşen görev olayın kendisini iyi okuyup, hangi tarz ve yöntemle örgütsel karşılık verileceğidir. Özgürlük talebi ile oluşan haziran isyanını özgürlük, emek ve sosyalizm kavgasında kalıcı kılabilmektir. Haziran hareketi de böyle bir talebi karşılamanın mütevazi bir çabasıdır.
Haziran örgütlenmesini salt araç sorunsalına kapılmadan tartışmaya çalışacağım. Bu konuda çok dikkatli davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Tarihsel olarak olumsuz deneylerin olumlulardan çok olduğunu düşünürsek sanırım bu dikkati hepimizin göstermesi gerekir. ODTÜ ÖTK-DEV-GENÇ-DİRENİŞ KOMİTELERİ deneylerinden ÖTK deneyini kısaca anlatarak başlayacağım. ODTÜ kampüsünde her bölümün öğrenci kapasitesiyle orantılı ÖĞRENCİ KONSEYİNE temsilci seçme hakkı vardı. Öğrenciler bireysel veya grup adayı olarak seçime girerek temsilci seçilirlerdi. Her aday propaganda ve siyasi çalışma özgürlüğünü olanaklar çerçevesinde kullanırdı. Öğrenci konseyi de kendi içinde yürütmesini seçerdi. Böylece her öğrenci doğal üye idi ve alınan kararlar her bireyi bağlardı. Böyle bir örnekten günümüz için de çıkarılacak dersler vardır. Haziran meclislerinde de temsil ve karar alma işleyişini oturtup, gerçek temsili sağlayabiliriz. Böylece daha sahici ve kalıcı ilişkiler oluşturulur. Böyle bir işleyiş hareket olma özelliğine zarar verir mi, esnekliğini engeller mi diye kuşkular oluşabilir. Sağlıklı bir yaklaşım ve ilişki biçimi bu kuşkuları aşar. Çünkü hangi aracı kullandığından çok, nasıl kullandığın önemlidir. Kübayı gezen birçok kişinin ortak gözlemi yönetici kesimin ayrıcalıklı olmadığıdır. Kısacası sosyalist olmanın sıradan ve alçak gönüllü davranışlarını gösterilmiyorsa, araçlardan çıkarılacak hiç bir sonuç yoktur. Kendi partimizde bile çok yakından gözlemlediğimiz, yönetim kademelerine gelenlerin kendilerini farklı görüp, konumlandırması, yabancılaştırmayı da beraberinde getirmektedir. Haziran gibi daha geniş örgütlenmelerde bu olayın hızlı olacağını gözden kaçırmayalım. Kısacası bu işi kotaracak arkadaşların öncelikle sosyalist davranış biçimlerini göstermeleri gerekiyor. Çok bilen ukalalığı değil, sürekli öğrenen öğrenciliği seçmeliyiz. Bu da doğal olarak sahici olmayı zorunlu kılmaktadır.
Haziran isyanının öznelliği (özgürlük talepleri) ile sınırlı bir mücadele ve örgütlenme anlayışı ile yol alınabileceği konusu ayrı bir tartışma konusudur. Daha doğrusu böyle sınırlandırılacak bir hat ancak genel anlamda liberallerin istemlerini kapsar. Sosyalistler isyanın ikinci gününde itibaren (BAŞKA BİR HAYAT, BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN) olduğunu küçük de olsa uygulamaya koydular. Ayrıca yaşanan sorunların neoliberal politikalardan kaynaklandığını göz ardı etmezsek, daha ileri talepleri sürmek zorunluluğu ortaya çıkar. Böyle bir çizgide kapsayıcılık sorunu tartışmaya açılır. Bu sorunu çözecek olan örgütsel yetkinlik, beceri ve motivasyon sorunudur. Örgütsel olarak bu niteliklere sahip değilsek, gezi isyanında olduğu gibi çarşı grubunun görselliğini seyretmekle yetiniriz. Biraz ağır bir eleştiri gelebilir.
Buradan sosyalist hareketi küçümsediğim anlamı çıkmasın. Yalnızca toplumsal olaylarda oynadığın rol senin güç sınırlarını çizer, geri kalanı senin kendine biçtiğin roldür. O da seninle sınırlıdır. Bundan dolayı haziran örgütlenmesini toplumsal bir güç haline getirmek iddiamız varsa öncelikle kendini sosyalist diye adlandıranların yoğun çaba sarf etmesi gerekiyor. Haziran hareketi bizim sefaletimizi kapatır diye bekliyorsak çok bekleriz. Böyle bir karşılıksız aşka ÖDP yi kurarken de kapılmıştık. Başka bir anlatımla ÖDP yi haziranın sırtına yükleyip kurtuluruz diye düşünüyorsak bu da bize sefaleti yaşatır. Demem o ki dostlar ufukta kaçacak bir yer gözükmüyor. Yapılacak olan inanç tazeleyip çizmeleri giymek, umarım becerebiliriz.
Tüm bu sözlere ne gerek vardı diye düşünebilirsiniz. Kısaca tarihe bakarsak bunu anlamlandırmak kolaylaşır. 2009 ÖDP kongresinde çok iddialı sözler söylemiş, duygusal sahneler yaşamıştık. Kongreden gelirken özel sohbetlerimizde bunu kimlerin ve nasıl yapacağını sormuştum. Doğal olarak yanıtı yoktu, durumu idare etmenin dışında ciddi hiç bir varlık gösteremedik. Tüm bunların ötesinde gücümüze güvenmediğimiz için seçim dönemlerini pas geçmenin yollarını aradık. 2013 HAZİRAN İSYANI topluma ve bize büyük umutlar verdi. Böyle olmasına karşın süreci okumamız ve tavır almamız bir yıldan fazla zaman aldı. Bu da bize fikri tembellikte geldiğimiz noktayı gösteriyor. Demem o ki dostlar periyodik parti toplantıları, basın açıklamaları ve bazı olaylar karşısında gösteriler ile süren tempo ile alınacak yol yoktur. Bu güne kadar yaptığımız gibi kendimizi yineleriz. Şimdi son söz olarak soruyorum. HAZİRAN HAREKETİNİ KİMLER NASIL ÖRGÜTLEYECEKTİR ?
16 - 06-2015 YAHYA TAŞDEMİR.