BİRLEŞİK SOL MUHALEFET
12 eylül darbesi ve yarattığı toplumsal sonuçlara bir de 1989 Sovyet sisteminin yıkılışının etkilerini eklersek kapitalizm ve onun ideologları için çifte bayram olmuştu. Hatta meşhur tanımlamaları ile dünyanın sonunu ilan etmişlerdi. Kısacası kapitalizm en son ve en ileri bir sistemdi, daha ilerisini hayal etmek bile boş bir çabaydı. Genel tanımı ile neoliberal dalga bütün dünyayı etkiliyor,sol ideolojilerde de savrulmalara neden oluyordu. Sol düşünen bazı kişi ve kurumlar böyle bir dalganın karşısında içine kapanarak kendilerini korumaya çalıştılar, bazıları ise bu rüzgara kapılıp savruldular. Böyle bir durum genel olarak solun etkisizleşmesini ve daralmasını getirdi. Solun etkisini kaybettiği alanlar, özellikle yoksul bölgeleri dini felsefe ve örgütlenmeler etki altına aldı. Ülkemizde ise ABD nin yeşil kuşak teorisinden beri yatırım yapılan, 12 eylül yönetiminin bütün olanakları ile destek verdiği tarikatlar çığ gibi büyüdü. Solun boşalttığı alanları hızla doldurdular. Özellikle kapitalizmle uyumlu ılımlı islam tanımlamasına uyanlar tercih edildi. Bunun doğal sonucu bu kesimlerin temsilciliğine soyunan AKP iktidar oldu.
Tüm dünya, ABD' nin 2008 de ekonomik olarak duvara çarpmasıyla bu tatlı rüyadan uyandı. Dünyanın sonu değildi ve kapitalizm yeniden sorgulanmaya başlanmıştı. KAPİTALİZM tüm acımasızlığı ve sömürüsü ile ortadaydı. Bunlar bize olaylara tekrar sınıfsal zeminden bakmamız gerektiğini anımsattı. Pembe tablolar masalların ve rüyaların alanıydı. Gerçek yaşam ise sınıf savaşımı ve sokak hareketleriydi.
Ülkemize gelince; 12 yıllık AKP iktidarı dini ideoloji ve örgütlenmelerle toplumu teslim alma süreci işlerken,karşı çıkanların hesabına düşen baskıydı. Böyle bir baskı ve şiddet sarmalına dini formatlı uygulamalar ile orta çağ felsefesine dönme çabaları da eklenince karşımıza gezi ayaklanması çıktı. Farklı tanımlamalar yapılsa da benim gözümde tarihin gördüğü en barışçıl ayaklanmadır. Toplumun farklı sınıf ve tabakalarının, farkı düşünce ve örgütlenmelerin EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK talepli ayaklanmasıydı.
Gezi ayaklanması tüm sol gruplar için öğreticiydi. Doğaldır ki öğrenmek olayı ne kadar alabildiğin ile ilgili bir olaydır. Türkiye'deki sol yapılar böyle bir ayaklanmanın ortaya çıkmasında geliştirdikleri eylem tarzları ile yol gösterici olsalar da olayı kavrama ve yorumlamada bir hayli zorlandılar. ÖDP gibi yapı bile aradan bir yıl geçtikten sonra ne yapılabilirliğini tartışmaya başladı. Buradan birleşik muhalefet önerisini çıktı. Böyle bir önerme gezi ayaklanmasında kendiliğinden ortaya çıkan bileşenlerin, ortaklaşabilecekleri bir program çerçevesinde eylem ve örgütlenme birliğine gitme çabasıdır. Bizim bir yıl sonra tartışmaya başladığımız böyle bir önermeyi gezi çadırlarında 18-20 yaşındaki gençler getirmişlerdi. İlk anda çok basit gibi gözükse de 7-8 maddelik bir anlaşmayla yol alınabileceğini ifade ediyorlardı. Çok bilme ukalalığından sıyrıldığımız zaman konunun yakıcılığı ile karşılaştık. Şu anda bizim yapmaya çalıştığımız da başlangıç noktasına dönmektir. Bunu yaparken çok fazla fikri ve örgütsel hazırlığımız olmadığı gerçeği de ortada. Tüm bunlara karşın tarihi olarak önümüze düşen görev olduğu için, (kervan yolda düzülür hesabı) eksiklerimizi yol alırken gidermeye çalışmalıyız. Öncelikli konu, yaşanmış olumsuz deneylere takılmadan, dersler çıkararak ilerleme zorunluluğudur. Bunu yaparken sol yapıların çok fazla sınıfsal ilişki, örgütlenme ve taleplerle hareket etmediği gerçeğinin altını çizmek gerekiyor. Daha çok grupsal kültür ve alışkanlıklarla hareket eden yapılarla yol alacağız. Böyle bir somut durum kendi içinde birçok sorunu içermektedir. Grupsal yapılarını geliştiren ve besleyen koşullar gelişmediği zaman kendi kendini bitiren tartışmalar ve dağılmalar kaçınılmaz olmaktadır. Gerekçe yaratmak ise hiç zor bir olay değildir. Bunun bariz deneyini format farklı olsa da ÖDP kuruluşu ve sonrasında yaşadık. Şu andaki formatın farklı olması sonucun farklı olacağı anlamını taşımaz.Tarih ders çıkarılmamış deneylerle doludur. Bu arada grup dışı bağımsız bireylerin katılım ve katkısını küçümsediğim sonucuna varılmasın. Bu insanlar da olası başarısızlıkta, ayni dağılma sürecinde paylarına düşeni alırlar.
Doğaldır ki burada ne yapmalı, nasıl yapmalı sorularına varılır. Kendi verili durumumuzu gerçekçi bir şekilde görebilirsek bu soruların yanıtına daha kolay ulaşılır. Öncelikli olarak neoliberal dalganın bizde oluşturduğu sınıf kavramından korkma ve küçümseme alışkanlığını bırakacağız. Sınıfsal yapılardaki değişimi gören, fakat sınıf savaşımını ret etmeyen (ekonomideki fordist üretimden, esnek üretime geçmenin yarattığı farlılıkları ve beyaz yakalıların proleterleşmesi vs) bir anlayışla mücadele edeceğiz. Yoksulları ve işsizleri tekrar kazanmanın kavgasını vereceğiz. Bu kesimleri dini yapı ve örgütlenmelerin etkisinde çıkaracağız. Buna bir de çeşitli nedenlerle ötekileştirilenleri de eklemeliyiz. Kısacası çok geniş bir yelpaze, çok fazla görev gözüküyor. Doğal olarak sorulacak soru bunu kotaracak bir örgütlenmemiz var mı? Örgütlenmeler önüne koyduğu görevlere göre şekillenirler ve yol alırlar, yapamazlarsa da yok olurlar.
20-06-2014 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder