İÇ SAVAŞ
Ülkemizin
doğu bölgesinde gerçek anlamıyla bir iç savaş yaşanmaktadır.
Batı yakası ise şimdilik seyirci durumda. Ateş buraya düşmez
diye düşünülüyor olabilir. Savaşın lokal kalabileceği fikri
birçok kesimde ağırlıklı düşünce. Saray ve AKP Hükümeti de
ayni kanıda gibi gözüküyor. Belli bölgelerde hakimiyet kurma ile
sorunu aşabileceklerini düşünüyorlar.
Türkiye'nin
demografik yapısına bakıldığında işin o kadar kolay olmayacağı
görülüyor. Zaman ve konum ne ŞIH SAİT isyanını ne DERSİM
isyanlarını andırıyor. Her şeyden önce bölge coğrafyasına
yayılmış bir örgütlenme mevcut. Ayrıca Kürt nüfusunun belli
bir kesiminin batı bölgelerine göçtüğünü hesaplarsak, savaşın
batı bölgelerine kayması çok kolay. Batıda oluşacak ırkçı
temelli saldırılar da ateşe benzin olur. Tüm bunlara kürt ulusal
meselesinin bölgesel ve Uluslar arası alana kaydığını da
görürsek, olayın çözümünün çok kolay olmayacağı açıktır.
Saray ve AKP için bütün çözümler kolaydır. Cuma namazı için
EMEVİ Camisi hala bekliyor. Kürt ulusal meselesinin ekseninin
Suriye'ye kaydığı gerçeğini görelim. Ayrıca özellikle Suriye
savaşında edindikleri deneyleri ve Dünya kamuoyunda gördükleri
kabulü unutmamak gerekiyor. Ulusal hareketlerin genel olarak
pragmatik davrandığını da gözden kaçırmayalım. Suriye
özelinde olsa da genel olarak emperyalist güçlerin etkinlik savaşı
ve yerel partner arayışı da sürmekte. Böyle bir coğrafyada çok
fazla denklemin iç içe geçtiği gerçeğini görmek önemlidir.
Tüm bunları olaya EMEVİ cami mantığı ile yaklaşanlar için
yazdım.
Kürtler ne
talep ediyor ve sorunlu olan nedir? Öncelikle ÖZERKLİK ve ÖZ
YÖNETİM talepleri radikal demokrasi kavramı içinde olup,
kapitalizm için sorun içermez. Tam aksine güçlü ulusal devlet
çemberinin kırılmasında yardımcı olur. Sorunlu olan ise ulus
devlet bütünlüğünü bozulmuş olmasıdır. SARAY ve AKP nin sağ
ve sol ulusalcıları ardına dizdiğine göre TÜRK-İSLAM
felsefesinin korunması esastır. Böyle bir durum yönetime
olanaklar sunduğu gibi handikaplar da içerir. Emperyalizmin
dayatacağı çözüm önerileri ve manevraları karşısında
ayaklarında palanga olacağı gerçeğidir. Ne de olsa emperyalizme
bağlı bir NATO ülkesiyiz.
Biraz da sol
kesimden nasıl bakılması, nasıl tavır alınması gerektiği
konusunu tartışalım. Bu konudaki MARKSİST düşünürlerden
alıntılarla konuyu boğmak istemiyorum. Lenin'in her ulusal
kurtuluş savaşı kendi özelinde değerlendirilmelidir sözünü
önemsiyorum. Orta doğu coğrafyasında İŞİT gericiliğine karşı
yürüttükleri savaş, Ülke genelinde ise dinci ve ırkçı bir yönetime karşı verilen mücadele. Böyle bir
görünüş yine LENİN'in ulusal kurtuluş savaşının ilerici olup
olmadığı tespitine olumlu yanıt veriyor. Tüm bunların Kürt
ulusunun,kimlik taleplerinin en doğal insan hakkı olduğunu da
düşünürsek destek vermek zorunlu oluyor. Burada problemli olan
SINIFSIZ ve SÖMÜRÜSÜZ bir düzen özlemi olanların ulusal
taleplerin peşine takılması ve ulusal hareketle ayni çerçevede hareket etmeleridir. MARKSİSTler ulusal kurtuluş hareketlerine destek verirler, fakat
sosyalizm hedefinden sapmadan yollarına devam ederler. Bu nedenle
kimlik siyaseti ile sınıf siyasetini birbirine karıştırmazlar.
Batı
bölgesini de içine alacak bir çatışma ortamını nasıl
karşılayacağız. Demokratik kitle örgütleri ve partilerin bildik
anlamda tepkileri olayı karşılayacak mı? Var olan kamplaşmalarda
bir yere yaslanarak durumu kurtarabilecek miyiz? Olayların ve
gelişmelerin seyircisi mi olacağız. Yanıtlanması gereken çok
soru var. Fakat bir yerden başlayıp yanıt üretmek zorundayız.
Her şeyden önce anlatılan film senaryosu değil yaşama olasılığı
yüksek gerçeğimizdir. Gelişmelere düşünsel ve örgütsel
olarak ne kadar hazırlıklı isek, yanıtımız o kadar gerçekçi
olur.............................
25-12-2015 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder