8 Temmuz 2019 Pazartesi

TEKRAR YUNANİSTAN ve SYRIZA ÜZERİNE

                          TEKRAR YUNANİSTAN ve SYRIZA ÜZERİNE

20-07-2015 tarihli yazımda “ “Devrimciliğin hayatı yalnızca yorumlayan değil; değiştirip dönüştüren bir akım olduğunu unutmazsak ezilenler adına en küçük bir gelişme bile bizi mutlu eder. Bunun reformizm olduğunu biliriz fakat ileriye atılmış bir adım olarak değerlendiririz.” tanımlamasını yapmıştım. 27-11-2016 tarihli “Devrimcilik iddiası olanlar için biz niye SYRIZA olmayalım deniyorsa burada ciddi çizgi sorunu var demektir. Bunu söylerken ezilenlerin en ufak kazanımları önemlidir ve küçümsenemez. Bu kazanımların ne kadar kalıcı olacağı ayrı bir tartışma konusu. Burada belirleyici olan BURJUVA İDEOLOJİSİNE TESLİM olmak BURJUVA ÇÖZÜMLER çerçevesi içinde kalmaktır. Kullanılan dilin devrimci ve keskin olması,özellikle kriz döneminin yarattığı ekonomik koşullardan dolayı sol ve radikal eylemlere yönelmeleri geçicidir. Sınıfsal konumlarından dolayı uzlaşma masasından uzaklaşamazlar. Gelinen noktada kaçınılmaz olarak tekrar tekrar reform ve devrim konularını tartışmak zorundayız. 16-07-2017 tarihli “Geleceğin yeniden tasarımı mevcut sistemin beklentiyi karşılamamasından doğar. Sosyalist düşünce günün koşullarını karşılayacak gelecek tasarımı oluşturulamazsa, gelecek kurulması da olanaksızdır. Böyle bir sonuç karşıt oldukları sistemin parçası olmayı getirir. Sol popülist bazı yapıların iktidar ortağı ve iktidar olarak yaşadıkları da budur. Bu da günümüz marksistlerinin sistemin doğru çözümünü, sistem karşıtı mücadelenin doğru belirlenmesini ve beraberinde doğru araçların tespitini zorunlu kılar. Yaşanan süreçte gücü ele geçirdiğini düşünen partiler güç tarafından ele geçirilmişlerdir. Reformlar sistemin restorasyonunu sağlarken toplumsal muhalefete de gedikler açar. Fakat bu gedikler hiçbir zaman toplumsal dönüşüme yol açmaz. Buradan kaçınılmaz olarak reformizm ile devrimci çizgi ayrımına gelinir; PAZARLIK MASASINDA MI OLUNACAK? Ya da MASAYI DEVİRİP yine YENİDEN DEVRİM ve SOSYALİZM Mİ mi denilecek?” yazımda da konuyu detaylandırmaya çalıştım.

31-03-2019 tarihliNeoliberal politikaların tahribatları sonucu oluşan tepkileri örgütlemede ve yönlendirmede sol popülist olarak isimlendirilen oluşumlar etkili olmuştur. Böyle bir sürece sosyalizmin itibar kaybının da katkısı vardır. Sorunları ekonomik merkezli ve sınıfsal temelde yorumlamayıp, mağdur kesimlerin çıkarlarını gözeten bir yerden duygulara seslenmeyi seçmişler ve etkili olmuşlardır. Güney Amerika ve güney Avrupa'daki bu yapıların bazıları iktidara da gelmişlerdir. Komşumuz Yunanistan'da Syriza iktidarı da genel olarak sevinçle karşılanmış ve beklenti yaratmıştır. Beklentilerin karşılanamayışı ise düş kırıklığı ve eleştirileri beraberinde getirmiştir. “Syriza iktidara geldikten sonra, bu toplumsal hareketleri geliştirme ve ona dayanma yerine doğrudan Avrupa oligarşisi ile pazarlığa oturarak kazanabileceğini düşündü.”YOL s.1.s.21. Bazıları ise işi daha ileri götürüp popülist hareketten sınıf hareketi yaratılabileceği yorumuna kadar gitmişlerdir. Tepkilerin harekete geçirilmesi ve yönlendirilmesi önemli bir gelişmedir. Unutulan ise sistemin hukuku çerçevesinde iktidara geliş, tepkisel bir kitle örgütlenmesini aşan örgütlenme ve mücadele araçlarının olmadığı bir ortamda sistemin sahipleri ile kavga beklemek. Ayrıca reformist hareketler bazı iyileştirmeler ve kapitalizmin ehlileştirilmesini aşan talepler içermezler. Sorunları yorumlayış ve çözüm önerileri küçük burjuvazinin bakış açısı ile sınırlıdır. Ayrıca örgütlenmelerin ana gövdelerini küçük burjuva ve orta kesimlerden oluştuğu da gözden kaçırılmamalıdır. Her sınıf kendi politik reflekslerini gösterir. Program olarak kapitalizmin işleyişini aşan bir bakış açısı, örgütlenme ve mücadele oluşturulmadığı sürece düş kırıklıkları sürekli yaşanacaktır. Sorun sürecin sonundaki konum değil, sürecin başındaki bakış açısındadır. Tepkiler üzerinden iktidarı almayı hedeflenmiş ise iktidarı alınır ve beraberinde tepkileri yumuşatacak tavizler kazanım olarak sunulur. Detaylara boğulmadan eleştiriyi düşünce sisteminin bütününe yöneltmek gerekir.” yazımda da tartışmayı kendi açımdan sonlandırdım.

Alıntıların fazlalığı sıkıcı olabilir. Ne yazık ki unutkan bir toplum olduğumuzdan ve fikri takip konusundaki zayıflığımızdan dolayı buna mecbur kaldım. Günümüze gelince 07-07-2019 Tarihli seçimde SYRIZA güç kaybına uğramış ve görevini tamamlayarak muhalefete çekilmiştir. Zorlu bir görev gördüğü yadsınamaz. Ekonomik krizin yarattığı tepkileri kontrol etmiş ve beraberinde yerli ve uluslar üstü sermayenin taleplerini yerine getirmiştir. Sermaye açısından görevini tamamlamış ve gelecek dönem gereksinmeleri açısından bekleme salonuna alınmıştır. Yaşanan sürecin sınıfsal bazda işçi sınıfı ve diğer ezilenlere kazanımı nedir? Doğaldır ki bu süreci değerlendirmek Yunanistan emekçilerine ve marksistlerine düşmektedir. Bilinen bir gerçek faturanın sermaye tarafından ödenmediği.

Biz neden SYRIZA olmayalım” diyenler için ise kaçırılan bir şey yoktur. Ülkemiz açısından süren ve derinleşen ekonomik kriz, Cumhurbaşkanlığı sisteminin işlemeyişi ve tıkanması tüm toplumsal koşulları hazırlamaktadır. Toplumsal tepkilerin yönlendirilmesi bir aşamadan sonra İMAMOĞLU tarzıyla sürdürülemez olabilir. Daha radikal sol popülist söylemlere gerek duyulabilir. Sorun böyle bir süreci kotarıp-kotaramamak. Toplumsal yapıyı sınıf yapılarından soyutlayıp, kaynaşmış bir yapı olarak değerlendirip, memleket ekonomisine ciddi katkılar sunulmuş olur. Çipras da görevi bırakırken memleket ekonomisini bataktan çıkardığını söylüyordu.

Sorunların çözümü NEREYE BAKTIĞIN DEĞİL, NEREDEN BAKTIĞINA göre şekillenir. Sistemin krizlerine ve çözümlerine odaklanılıyor ise kaçınılmaz olarak sistemin restorasyonunda yer alınır. Yapılması gereken marksist literatürden uzaklaşıp, duygulara seslenen popülist söylemdir. Marksist ve sınıfsal bir çizgi sürdürmek isteyenler için halkı aldatmaya dayalı söylemler kabul edilemez. Kolaycı ve kısa dönemli çözümlerden çok, zor ve uzun dönemli bir örgütlenme ve mücadele kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki sermaye ve sermaye devleti ile mücadele sağlam bir düşünce-örgütlenme ve güçlü direnişlerle sürdürülebilir.

                                     YAHYA TAŞDEMİR. 08-07-2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder