SOKAK
Saray yönetimin başı sokağa çıkanı .........kovalarım dedi. Muhalefetin başı ve bir burjuva grubunun sözcülüğünü yapmaya çalışan ana muhalefet lideri de bizim sokakta ne işimiz var dedi. Diğer sistem muhalifi partiler de sokağı kötülemek üzere sıraya girdiler. Ülke yönetimini saray entrikalarına ve seçime indirgediler. (Kısacası profesyonel politikacıların dar alan paslaşmaları). Bunun adına da "DEMOKRASİ" diyorlar..............
Antik Yunan'dan günümüze demokrasinin beşiği sokak olduğu gerçeğini atlarsak geriye ne kalır. Sermayenin merkezileşmesine paralel yürüyen iktidarın merkezileşmesi, beraberinde iktidar mücadelesini sermaye grupları arasındaki güç mücadelesine indirmiştir. Burjuvazinin tepiştiği alan olarak tanımlanan meclisin de etkinliği en alt düzeye indirilmiştir. Seçim ise bir rıza üretme ve meşruiyet aracı olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Böyle bir evreye nasıl geldiğimiz başlı başına sorgulanması gereken sonuçtur. Genel tanımlamalar ile; "Kapitalist ekonominin politik sonuçları" demek işin kolayına kaçmaktır. Aynı süreçleri yaşayan dünyanın bir çok ülkesinde aynı sonuçlar yaşanmamaktadır. Kısacası toptancı değerlendirmeler ile sonuca gidemeyiz. İster istemez GEÇMİŞ-BUGÜN- GELECEK denklemini kurmak zorundayız. En basit tanımı ile geçmişte yaptıkların veya yapamadıkların bu günü tanımlar. Bu gün yapabildiklerin ise geleceği tanımlayacaktır. Böyle bir tanımlamanın içine sınıfsal ve toplumsal mücadelelerin tümü girer. Doğaldır ki mücadele örgütlerinin izlediği strateji de sorgulanmak zorundadır. Günlük gelişmelere tepki vermek ile sınırlı bir stratejiden söz edilemez.
Kapitalist sistemin işleyişinin sonucu sermayenin merkezileşmesi beraberinde siyasi merkezileşme eğilimi taşır. Bu eğilimin mutlak gerçekleşeceği anlamına gelmez. Çünkü bir tarafta sermaye yer alırken, diğer yanda işçi sınıfı ve ezilen ve sömürülen tüm halk kesimleri vardır. Sonucu belirleyecek olan sınıf ve demokrasi mücadelesinin gücüdür. Çürümüş sendikal yapılar ve politik örgütlenmeler çerçevesinde bakıldığında sermayenin önünde hiç bir engel yoktur. Ne yazık ki ülke gerçeğinin yaşadığı durum bu tanımı haklı göstermektedir. Basın açıklamalarını başarı sayan eylem çizgisine gelinmiştir. Gezi ayaklanması gibi büyük bir kırılma yaşanmış olması, gelecek açısından da umut yaratmaktadır. AKP-Saray yönetimi ekonomik politika olarak günü karşılayacak bir arayış içindedir. 20 yıllık iktidar tecrübesi sonucu çözüm yollarını bulmaları zor değildir. TÜSİAD-MÜSİAD çatışmasını fazla abartmamak gerekiyor. Kendilerini sıkıştıracak güçlü bir sınıf mücadelesi olmadığı sürece, krizin faturasını tümüyle emekçi halka keserek çıkarlarında ortak noktaları bulmaları zor değildir. Son ekonomik politikalar, zam furyası bunun habercisi gibidir. Görünen o ki önümüzdeki günler baskının ve sömürünün arttığı, sermayenin gülmeye devam edeceği günler olacak. Sermaye için belirleyici olan sorunlarına çözüm bulunmasıdır. Mevcut yönetim çözüm ürettiği müddetçe iktidarda kalır. Sandıktan iktidar rüyası görenler ve ittifak politikaları ile meclis rüyası görenler görmeye devam edebilir.
Cumhuriyet tarihi boyunca sınıf ve demokrasi mücadelesi yükselen ve geri çekilen dönemler yaşanmıştır. Özellikle 1960 sonrası koşulların da etkisiyle iki alanda da ciddi yol almıştır. TİP ve DİSK kurulmuş, ciddi işçi eylemleri ve grevleri yaşanmıştır. "Demokratik gelişme, ekonomik gelişmeyi aştı" tanımlamasında kendisini bulan bir süreç yaşanmıştır. Süreci tersine çevirme hamlesi ve 12 mart açık faşizm dönemi yaşanmıştır. Dönemin koşullarına direnen ve savaş açanlar geriye bir hikaye bırakarak gitmişlerdir. 1972 Sonrası politik havanın oluşumunda bırakılan hikayenin etkisi küçümsenemez. Daha sonraki politik oluşumların ve sınıf ve toplumsal mücadelelerin tümünde yaratılan hikayenin etkileri devam etmiştir. Ne yazık ki 1980'e kadar yaşanılan süreç ve daha sonrası sağlıklı bir şekilde değerlendirilememiştir. Geçmişle yüzleşip öz eleştiri verip, yeni sürece uyum sağlama yoluna gidilememiştir. Geriye ilerletici bir hikaye bırakılamadığı gibi, yeni süreçleri de kendimize benzetme hatasına düşülmüştür. Doğal olarak gelinen yer, olması gerekenin çok gerisindedir. Böyle bir durum sınıf-emek ve demokrasi alanındaki tüm mücadelelere yansımaktadır. Yanılmadıklarını düşünenlerin en büyük yanılgısının sonuçlarını ülkenin tüm ezilenleri yaşamaktadır. Kişilerin sınıfsal anlamda çıta yükseltip bir üst sınıfa atlaması ve beraberinde sınıfsal konumunun teorisini yapması nesnel gerçekliği değiştirmez. Sınıfsal geçirgenlik ve beraberindeki düşünsel değişim bütün tarihsel süreçler için geçerlidir. Yeni olan ise tarihsel koşulların da desteklemesi ile, ağırlıklı olarak sınıf mücadelesi alanından düşünsel ve pratik olarak çekilmektir.
"Ne tarihin sonuna geldik","Ne de sınıflar ortadan kalktı" anlatılanlar sermayenin liberal savunucularının kocaman bir yalanı çıktı. Kaçınılmaz olarak geriye sınıf mücadelesine sarılmak ve sokağa sahip çıkmak kaldı. Ezilenler ve sömürülenler için SOKAK vaz geçilmez bir mücadele alanıdır. Gerek emek mücadelesi, gerekse de demokrasi mücadelesi için bu alan sonuna kadar savunulmak zorundadır. Bu günü karşılamanın ve geleceğe miras bırakmanın yolu sokaktan geçmektedir.
YAHYA TAŞDEMİR 14-01-2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder