30 Ocak 2024 Salı

FAŞİZM- 1-

 

                            FAŞİZM -1-                 NOT;       

Faşizmin işleyişi ve yorumlanması kaçınılmaz olarak yaşanan sürecin belirli bir olgunlaşma döneminden sonra yapılmıştı. Özellikle sürecin yaşandığı dönemde yapılan yorumlar eksiklik içerir. Georgi Dimtrov komünist enternasyonal yedinci kongresine sunduğu "Faşizm finans kapitalin en gerici, en şovenist ve en emperyalist ögelerinin açık terörist diktatörlüğüdür" tanımı 1935 yılına aittir. Yaşanan sürecin koşulları içinde sorunun bütününü değil, parçalarını gören bir çok yorum yapılmıştı. Doğaldır ki günümüze yönelik faşizm yorumları da eksiklikler içerecektir. Tartışarak ve karşılıklı biriktirerek daha kapsamlı ve doğru tanımlarda ve faşizme karşı mücadelede buluşmak dileğiyle.

                                             FAŞİZMİN KISA GEÇMİŞİ

Tarihsel süreç içinde yönetim biçimlerini belirleyen ekonomik arka plandır. Emperyalizme geçiş salt bir ekonomik sıçrama değil, aynı zamanda düşünsel, siyasi ve askeri  bir değişimdir. Günümüzün liberallerinin ve post akımlarının anlatısı tümüyle ekonomi-yönetim ilişkisini yok saymak üzerinedir. Faşizm de kapitalizmin tekelci-emperyalist aşamasının kriz koşullarının yarattığı bir sonuçtur. Ayrıca finans sermayenin ve verili devlet mekanizmasının yolu açması ile faşist yönetimler kurulmuş. Birinci-ikinci dünya savaşı arası (1923-1945)  Avrupa'da yaşananlar bunun örnekleridir.

Faşizmin düşünsel kökenleri ve hareketsel oluşumu, ülkelerin tarihsel ve toplumsal koşullarına göre değişir. Almanya-İtalya-ispanya-vs. gibi ülkelerde oluşum süreçlerinde tarihsel kayıplara veya yeni şahlanışlara yanıt isteği önemlidir. Daha sonraki süreçte bu istemlerin bir ideoloji ile yoğurulup, kitlesel harekete dönüşmesi süreci yaşanmış. Finans sermayenin krizi aşamaması durumunda, faşizmin yönetime gelme koşulları hazırlanmış. İkinci dünya savaşı sonrası ise; yenilgi; faşist terör-baskı ve insanlık dışı uygulamalarının ortaya çıkması ile büyük oranda itibar kaybına uğramışlardır. Böyle bir sonuç faşist örgütlenmeleri daha çok sağ ve tutucu partilerin içinde veya aynı isimlerle oluşturdukları örgütsel yapılarda kendilerini ifade etmeye yöneltmiştir. Yeni koşullara göre değişken tutumlar sergilemişlerdir. İktidara geliş tarzları ve terör yöntemleri, ülkelere göre farklılıklar içerse de hizmet ettikleri kesim aynıdır. Finans sermayenin taleplerini karşılamak, baskı-terör ve savaş yöntemleri ile kitleleri kontrol etmek. Ayrıca bazı ülkelerde (Şili - Türkiye) darbe ile iktidara gelmeleri sonucu değiştirmez. Değişen ülkelerin tarihsel-toplumsal ve ekonomik durumuna göre faşist terörün uygulanış biçimidir. 

Faşist hareketlerin temel belirleyeni devletin ve liderin yüceltilmesi. İdeolojik malzemeleri; Milliyetçilik-ırkçılık, cinsiyetçilik, şovenizm, antikomünizm, demokrasi karşıtlığı...., yöntemi ise şiddet-terör-militarizm-otoriteryanizm ve savaş. Faşist hareketler ulusal birliği, toplumsal disiplini ve milli çıkarları propaganda malzemesi olarak kullanırlar. Örgütsel ilişkileri sert bir hiyeyarşi ile yürütülür. Faşizm salt ekonomik kriz ve devrim tehdidine göre yorumlanamaz. Beraberinde kültürel, politik, sosyo-psikolojik, ideolojik etkenlerin de iç içe geçtiği bir süreç yaşanmaktadır. İki dünya savaşı döneminde yaşanan faşist yönetimlerde tüm bunların bileşkesini görebiliriz.Çoğu zaman faşizmin ortaya çıkışının ekonomik, toplumsal, psikolojik ve ideolojik uğraklarını birbirlerinden ayrıştırılarak izole bir şekilde analiz edilmektedir. Böyle bir tanım kaçınılmaz olarak bütünün yorumlanışını zora sokar. Dimitrov' un tanımı ile "Faşizm, ne sınıflar üstünde var olan bir güç, ne de lümpen proletaryanın ya da burjuvazinin finans kapital üzerindeki iktidarıdır. Faşizm finans kapital iktidarıdır. Faşizm, işçi, köylü ve aydın kesimlerin yükselen devrimci taleplerine karşı örgütlenmiş bağnaz milliyetçi bir iktidardır." Kısaca; faşizm: Liberal demokrasinin olağan koşullar içinde çalışmadığı dönemlerde gündeme gelen bir yönetim şeklidir. 

                        GÜNÜMÜZDEKİ FAŞİZM YORUMLAMALARI

 Günümüzde faşizm tanımları neo-faşizm veya post-faşizm olarak yapılmakta. Bir yandan 1968 devrimci yükselişe tepki olarak, diğer yandan NEO-LİBERAL politikaların yarattığı yıkımı gizlemeye yönelik görev üstlenmişlerdir. Kendilerini verili düzene karşı, sistemin uygulamalarının dışındaymış gibi konumlandırmışlardır. Kapitalist sistemin yarattığı eşitsiz gelişme sonucu oluşan göç-göçmen sorununu sürekli olarak güncel yaşananların sorumlusu ilan ederler. Irk, inanç ayrımlarının yanına yabancı düşmanlığını eklediler. "Neo-faşizm" ve "post-faşizm günün koşullarına uyum sağlamış, esnek ve kendini gizleyen tutum sayesinde tanımlanmaları zorlaşmıştır. Güçlü bir sol muhalefetin ve işçi hareketinin olmayışı kendilerine düzen koruyuculuğu konusunda kolaylık getirdi. Tarihsel süreç içinde sınıf çatışmalarının keskinleştiği ve devrim olasılığının yükseldiği evrede faşist yapılar kendilerini gizlemek gereği duymayacağı gibi, takipçisi oldukları faşist ideolojinin gereğini yapacakları konusunda kuşku duymamak gerekiyor. 

Emperyalist sistemin 2008-2009 krizinden çıkamayışı, ırkçı, otoriter ve faşist rejim arayışları eğilimini güçlendirdi. Birçok ülkede aşırı sağ diye tanımlanan partiler iktidara geldi. Yönetime gelenler "neoliberal otoriterlik, sağ popülizm, rekabetçi otoriterlik vb isimler ile ifade edildiler. Kısacası faşist yöntemlerin kibarlaştırılmış tanımını yaptılar. Sermayenin uluslararasılaşması küreselleşme adına desteklendi. Dini ideolojiler güçlendirildi. Neo-faşizm demokrasi içinde değerlendirilmeye başlandı. Kapitalizmin krizinin faşizm ile sonuçlanıp, sonuçlanmayacağı sınıfsal ve toplumsal güç mücadelesine bağlıdır. Farklı bir anlatımla güç, başka bir güç tarafından engellenmedikçe yoluna devam eder. ülkelerin ekonomik koşullarına göre farklı süreçler yaşanır. Halk yığınlarının ekonomik istemlerini karşılayacak ekonomik güçte olan ülkeler tavizler ile durumu sürdürebilir. Taviz veremeyecekler ise faşist yöntem ve uygulamalara yönelecektir. 

Sermayenin uluslararası olduğu günümüzde sermaye içi çelişkiler daha fazla artmıştır. Sermaye uluslararası, devlet ise ulusaldır. Doğaldır ki uluslararası sermaye ile onun dışında kalan sermaye grupları arasındaki çelişkilerin yansıması ulusal devletten daha fazla istemde bulunmayı yarattı. Devlet için en kolay yol, emek haklarına saldırmak. Oluşan tepkiler zor araçları ile bastırılmaya çalışır. Yetmediği yerde resmi veya gayri resmi faşist örgütlenmeler ve yöntemler devreye sokulur. Tüm bunlar ile birlikte ideolojik kampanyalar ile örgütsüzlük ve bireyselliği yüceltme çalışmaları yürütülür. Tüketimi özendirmek için her türlü reklam araçları çalışır.

Sonuç olarak günümüz faşizmi gamalı haç- Hitler selamı ile kendini göstermeyeceğine göre, Devlet yönetim biçimlerine bakılmak zorunda. Her otoriter-totoliter yönetimi faşizm olarak tanımlamak doğru olmadığı gibi, faşist yönetimlerde bazı demokratik hakların olması onları temize çıkarmaz. Günümüz tanımlamaları farklılıklar içerse de faşizmin burjuva diktatörlüğünün bir biçimi olduğu gerçeğini örtemez. Faşizme karşı mücadele de belirleyici eksen emek-sermaye çelişkisi, fakat anti-faşist mücadele sınıfsal olduğu kadar, faşizme karşı olan tüm kesimleri kapsar. Böyle bir mücadele ise birleşik örgütlenmeyi zorunlu kılar. Günümüzde bu konuda özellikle liberal ve reformist  kesimlerin faşizme karşı mücadelede isteksiz olmaları süreci etkilemektedir. Kapitalizmin krizine ve güçlendirdiği faşizm gelişmelerine karşı işçi sınıfı ve halk güçleri ile BİRLEŞİK CEPHE oluşturmak zorunludur. Birleşik cephe savunma ve saldırıyı da içeren politik bir strateji ile karşı karşıyadır.

                                   ÜLKEDEKİ FAŞİST OLUŞUMUN GEÇMİŞİ

Ülkemizdeki faşist düşüncenin oluşması ikili bir süreç izlemiştir. Birincisi Türk milliyetçiliğinin  ırkçı yorumu, diğeri ise dini öğretinin bakış açısıyla günümüz yönetimini oluşturma düşüncesi. İki sürece de tarihsel kökleri ile kısaca bakmak gerekiyor.

Türkçülük ve Türk milliyetçiliği düşüncesi ve hayatta karşılığını bulması ikinci meşrutiyet ve İttihat ve Terakki yönetimleri dönemine dayanır. Kırım savaşı, Ayastefanos antlaşması ve Berlin Konferansı, Balkan savaşları ve sonuçları, Osmanlı bünyesindeki milliyetçi hareketlerin oluşumu, ermeni milliyetçi hareketi, Türkçülük akımını güçlendiren tarihsel etkenler olmuştur. İttihat ve Terakki önceleri genel Osmanlıcılık düşüncesi ile hareket etseler de süreç içinde Türkçülüğe yönelmişlerdir. Özellikle Enver Paşa'nın Sarıkamış harekatı ve orta Asya seferi tümüyle TURANCI amaçları hedeflemiştir. Bu süreçlerde Türkçülük akımının öncülerinden Yusuf Akçura' nın 1904' te Kahire' de çıkardığı Türk dergisinde yayınladığı "üç tarz-ı siyaset" makalesi ile ırka dayanan bir ülke yaratmanın çözüm olabileceğini savunmuştur. Siyasi alandaki gelişmeler ile birlikte Türk burjuvazisi yaratma çalışmaları sürmüştür. Özellikle Yahudi-Ermeni ve Rumlara ait sermayenin çeşitli yöntemler (zor kullanmayı da içeren) ile el değiştirmesi yoluna gidilmiştir.

Ziya Gökalp'ın Türk Milleti "Türk soyundan gelenlerle birlikte bu soyun yoğurduğu kültürü benimsemiş olanların heyeti umumiyesi" daha kapsayıcı bir noktayı ifade ediyor. Soyun yanına kültür de eklenmiş. Güneş dil teorisi, Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan' ın geliştirdiği ırk temelli düşünceler Türkçü faşist akımın gelişmesinde etkili olmuşlardır. İki dünya savaşı arasında Avrupa'da yükselen faşist ideoloji ve yönetimler, ülkedeki faşist gelişmeleri ve beraberinde  mevcut devlet yönetimlerini de etkilemiştir. Sovyet düşmanlığı orta Asya Türklerini kurtarmaya yönelik TURANCI amaçlar güç kazanmıştır. 1950-1960 arası emperyalist ülkeler ile girilen ekonomik ve devletler ilişkisi yeni süreçteki faşist örgütlenmelerin belirleyeni olmuştur. 1952 Yılında NATO'ya girilmiş ve beraberine bir iç savaş yapılanması olan Kontrgerilla kurulmuş. Önceleri seferberlik tetkik kurulu, daha sonra özel harp dairesi adını almış. Anti-komünist ve anti- Sovyetler hedefler için kurulan bu oluşumun eğitimleri ABD tarafından yapılmıştır. 

Bu gün TÜRK- İSLAM diye isimlendirilen, 1970' ten sonra devletin resmi ideolojisi olan görüşün bir de islami gelişme yanına bakmak gerekiyor. Saray yönetiminin sürekli peşinden gittiklerini belirttiği Necip Fazıl Kısakürek' in Büyük Doğu yayınlarındaki devlet yönetimi konusundaki yazdıkları. " Milletin bütün irade ve karar organı YÜCELER kurultayıdır. Yüceler DOKUZ UMDE ışığında İslam davasının hükümlerine bağlıdır. Yüceler kurultayı kendi içinden birinin BAŞYÜCE seçilmesi için tek dereceli vasıtasıyla seçilmek üzere adayını milletin kararına sunar. Devletin adı da Başyücelik devletidir. Ayrıca yüceler kurulu ve istişare heyeti kurulur." Tanımlanan devlet yönetim projesi dönemin cumhuriyet yönetim karşıtlığına, toplusal, siyasal ve hukuki yapısı ile dini kurallar çerçevesinde bir yönetim modelidir. Böyle bir model kaçınılmaz olarak yüceltilmiş tek adam, dini yorumlar çerçevesinde faşist rejim modeline gider.

                               EKONOMİ -YÖNETİM İLİŞKİSİ

Kapitalist ekonomik süreç ile yönetim ilişkisini kurmayan tüm yorumlar eksiklik içerir. Yönetim aracını belirleyen sınıfsal gelişmeler ve sınıfsal güç ilişkileri olduğu için, bağlamından koparılan yorumların bilimsel bir karşılığı olmaz. Ülkemizdeki ekonomistlerin genel olarak savundukları ekonomik evreler: 

1=1923-1929 çaresiz liberalizm dönemi. 

2=1932-1949 kesintili devletçilik dönemi. 

3=1950-1961 ikircikli devletçilik dönemi. 

4=1961-1979 ithal ikamecilik dönemi. 

5=1980-1989 ön neo-liberal dönem. 

6=1990-2001 bunalımlı neo-liberal dönem. 

7=2002 den günümüze olgun neo-liberal dönem.

Osmanlı imparatorluğunun dağılması; Anadolu dahil bir çok toprak parçasının işgali ile sonuçlanmıştır. Ana gövdesini İttihat ve Terakki kadrolarının oluşturduğu Asker-sivil bürokrasi ve Anadolu eşrafından oluşan "kuvayi milliye" kurtuluş savaşını başlatmış. Kurtuluş savaşının sonucunda TÜRKİYE CUMHURİYETİ kurulmuş. Kurucu kadrolar ağırlıklı olarak Fransız devriminden etkilenen MODERNİZM ve AYDINLANMA düşüncesini benimsemişlerdi. Doğal olarak ülkedeki sınıfsal değişimlerin seyrine göre bu düşünceyi hakim kılmaya çalıştılar. Ülke rejimi Feodalizmi yıkarak bir cumhuriyet oluşturma şeklinde gelişmedi. Doğal olarak burjuva demokratik devrimi ve farklı sınıflar arası güç ilişkisinin oluşturduğu DEMOKRASİ işleyişi ve kültürü oluşmadı. Farklı isimlendirmeler olsa da özellikle askeri bürokrasinin etkili olduğu baskıcı bir yönetim şekli kuruldu. Bu süreç emperyalist dünya ile ekonomik- politik ve askeri ilişkilere girinceye kadar sürdü.

İthal ikameci ekonomik işleyiş döneminde yönetim tarzı da değişimler geçirdi. Mahir Çayan'ın tanımı ile sömürge tipi faşizme geçildi. Burada yönetim tarzını belirleyen yerli sınıf ilişkilerinden çok emperyalist dünya ve onların güvenlik örgütleri oldu. Özellikle komünizm ve Sovyet düşmanlığı en belirleyici etkendi. Süreç içinde 12 mart muhtırası ve 12 eylül yaşandı. Ayrıca 24 ocak ekonomik programı ve onu tamamlayan 12 eylül anayasası, günümüze kadar gelen  ekonomik ve yönetim tarzını belirleyen kalkış noktası oldu. Ekonomik gelişmeler ve beraberinde emperyalist dünya ile kurulan ilişkiler günümüz yönetim tarzını oluşturdu. Burada partilerden ve kişilerden bağımsız, uluslar arası sermayenin istemlerine yanıt üretmek önemlidir. 24 ocak 1980 kararları ile başlayan, DERVİŞ düzeltmesi ile devam eden ERDOĞAN ile olgunluk seviyesine erişen neo-liberal işleyiş daha baskıcı bir dönemin taşlarını döşedi. Yeni sürecin gereksinmelerine yanıt üretecek, hızlı tepki verecek ve toplumsal tepkileri kontrol edecek bir yönetim biçimini oluşturuldu. Bunun yolu da dini telkin ile insanları tepkisiz hale getirmek, Doğacak tepkileri de milliyetçi ve ırkçı duyguları körükleyerek yanlış hedeflere yöneltmek. Bu görevleri yerine getirecek tarikat-cemaat, resmi veya gayri resmi faşist örgütlenmelere yol vermek. Kısacası 1980'den günümüze süren uluslar arası finans kapitalizmin istemleri çerçevesinde merkezileşmiş ve baskı araçları ön plana geçmiş bir devlet dönüşümü sağlanmıştır. Bir çok kesimin yeni faşizm olarak adlandırdığı bir devlet yapısı. Liberaller ve bazı reformistler daha zararsız tanımlar üretseler de, bu gerçeği değiştirmez. Merkezileşen ve giderek tek adam yönetimine dönüşen işleyiş, YARGI-YASAMA-YÜRÜTME şeklindeki güçler ayrılığını büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Bilinen genel bir tanım vardır, "finans kapital sorunları normal koşullarda çözemeyince, baskıcı yöntemlere" başvurur. Günümüzde de dünyada yaşanan ekonomik kriz ve bu krizin ülkemizde çok ağır yaşanması, krizin ve siyasi çözümsüzlüğün dayattığı hegemonya krizi daha baskıcı bir yönetme tarzını dayatmaktadır. Güncel olarak yaşadığımız ve giderek daha ağır yaşanacak böyle bir süreçtir.

                                  FAŞİZM VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE

Günümüzde yaşanan rejimin çözümlemesini doğru yapıp, temel belirleyici ekonomik ilişkileri ve beraberinde bu ilişkilerin belirlediği yönetim ve toplum ilişkilerini değerlendirmeden, doğru bir karşı mücadele verilemeyeceği gerçeğini öncelikle kabul etmek gerekir. Ne yazık ki günümüzde uluslar arası finans sermaye salt yönetim biçimini ve toplumsal ilişkileri değil, siyasal ve demokratik tüm oluşumları etkilemiştir. Yönetim biçiminin bütününü tanımlamayan, parti isimleri ile süreci değerlendiren, seçim yenilgisini muhalefet partilerinin hatalarına bağlayan anlayış  aynı yere çıkar. Demokratik bir ülkede yaşıyormuş gibi çözümler yapan, finans sermayenin yönetimi belirlediği gibi, muhalefet partilerini de belirleyeceği gerçeğini görmemezlikten gelen anlayış, üzerine düşecek görevlerden kaçmanın teorisini yapıyordur. (Eskiden çok sık kullandığımız revizyonizm ve oportünizm). Kısacası sistemin sınırları içinde oynamayı baştan kabul ediyor demektir. 1975 yılından bir anımsatma : (Ülkemizdeki demokrasi mücadelesi ve anti faşist mücadele birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Ve esas olarak bir devrim meselesidir. Mevcut devlet yapısı içindeki faşist yapılar sökülüp atılmadan, göğüsleye göğüsleye demokrasi gerçekleştirilemez. Bazı "demokrasi" yanlısı partilerin iktidara gelmesi de durumu esas olarak değiştirmez.) "Devrimci gençlik, Sayı.2."

Yönetim tarzının "İslamcı faşizm" olarak tanımlanması kaçınılmaz olarak AKP öncesi dönemi ön plana çıkarır. Seçim döneminde olduğu gibi parlamenter sistem tartışmaları işin odak noktası olur. Kendini daha solda ifade edenlerin tanımladığı gibi "CUMHURİYETİN KAZANIMLARI" mücadelesini işin merkezine almasını getirir. Seçimlerin ve parlamentonun olması, cumhuriyetin kazanımlarının geri alınması, bunlara bir de kamuculuk eklenince yönetim tarzı değişmiş mi olacak? Cumhuriyet tarihi boyunca yönetme biçimlerine baktığımızda, hiç bir zaman dilimine demokratik denilemiyor. Ülkedeki kapitalizmin dönüşüm ve değişim seyri, dünya kapitalizmi ile bütünleşmesi, üretim ve sınıfsal ilişkilerdeki değişim kavranmadan yapılan tanımlar eksiktir. Böyle olması sistemi hedefleyen bir mücadele tarzını gereksiz kılar. Nesnel gerçek bizim değerlendirmelerimiz dışında varlığını sürdürür. Bu günkü gerçeğimiz ise kurumsallaşmış bir faşist yönetim ile karşı karşıyayız. Görüntüsel bile hiç bir demokratik kurumun işletilmemesi başka türlü nasıl tanımlanır? 1975 Yılında çok kolay faşizm tanımı yapanları bu gün engelleyen nedir? Sıradan insanların bu süreci tanımlamaları zordur. Fakat devrimcilik sosyalist iddiası olanlara ne demeli? Sorun LEGALİZM-PARLAMENTARİZM -KONFORMİZM ve geçmiş yaşanmışların korkusu ise bunun yolu savların terkidir. 

Faşizm tespiti kaçınılmaz olarak devrimcilerin önüne farklı görevler koyar. Güncel görevlerin ötesinde uzun dönemli zorlu bir mücadeleyi göze almayı gerektirir. Merkezine devrimi koyan, diğer mücadele biçimlerini ona tabi kılan bir çizgi ile faşizmle mücadele etmek mümkündür. Devrim mücadelesi diğer tüm mücadele biçimleri için kaldıraç görevi görür. Sonuç olarak Alman papazın öyküsüne gelinir. Dokunulmayacak kimsenin olmadığı bilinciyle bir an önce FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK mücadelenin taşlarını döşemek zorunludur.

                          YAHYA TAŞDEMİR 30-01-2024





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder