SİSTEM İÇİ İKTİDAR MÜCADELESİ VE SOL
SERMAYE YOĞUNLAŞMASI VE YÖNETİM İLİŞKİSİ
Sermayenin merkezileşmesi ve sınırlı sayıda insanın elinde toplanması kaçınılmaz olarak yönetim ilişkileri üzerinde etkili olmaktadır. Sorunları bir çok hukuki mevzuat ve kurum ile çözmekten ziyade, tek elden çözmeyi tercih etmektedirler. Böyle olması dünyada olduğu gibi, ülkemizde de daha fazla hissedilen iktidarın merkezileşmesi ve beraberinde baskıcı yöntemlerin arttığı bir süreç yaşanıyor. İktidar gücünü eline geçiren kesim, giderek her şeyin sahibi gibi davranıp, yazılı hukuk kuralları tanımadıkları gibi, iktidarı dengeleyen kurumları yok saymışlardır. Doğaldır ki bu tür oluşumlar ülkelerin sınıf ve demokrasi mücadele deney ve birikimlerine göre farklılık içermekte. Sonuç olarak genel anlamda baskıcı ve TEK ADAM yönetimlerinin hakim olduğu bir dönem yaşanıyor. Böyle bir süreç devletin sermaye karşısında kısmi özerkliğini de ortadan kaldırmakta, iktidar destekçisi sermaye gruplar daha fazla devlet olanaklarından yararlanmaktadır. Sistemin yarattığı yönetim tarzı giderek sistemin kendisi için sorun olmuştur. En önemlisi de sermaye grupları arasındaki oluşumlar ile yönetimi değiştirme koşulları zorlaşmıştır. Yönetim değiştirmek için meydana getirilen oluşumlar suç örgütü suçlamalarına dönüşebilmektedir.
Ülkemizde yaşanan süreç böyle bir tercihin tipik örneğidir. Geniş yetkiler ile donatılan saray yönetimi; çeşitli yönetim kademelerini kendine bağladıktan ve kendine bağlı bazı sermaye grupları oluşturduktan sonra kural ve kanunun kendilerinin dedikleri ve yaptıkları olduğunu ileri sürebilmektedir. Böyle olunca yönetimi değiştirmeye kalkan diğer sermaye grupları, baskı altına alınabilmekte, alışık olmadıkları bir şekilde kendilerini yargı karşısında bulabilmektedirler. Güncel durum mücadelenin bittiği anlamına gelmemektedir. Mücadele farklı düzeylerde, inişli çıkışlı devam edecektir. Hakim sınıflar arası mücadele uzlaşma veya bir kesimin kazanımı ile sonuçlanır. Çok partili döneme geçildikten sonra bu tür değişim sancıları, zaman zaman çatışmalara ve darbelere giden sonuçlar üretmiştir. Sonuçta; sermaye sorununu çözüp, yoluna devam etmektedir. Ne yazık ki tüm bu süreçlerde yaşanan yıkımların faturası emekçi ve ezilen kesimlere kesilmektedir.
Böyle bir sürecin bir ayağı iktidar sahipleri olurken, diğer ayağını ise sistem içi muhalefet oluşturmaktadır. Sistem içi muhalefet toplumsal tepkileri siyaset alanına taşıyarak yönetim üzerinde bir baskı oluşturduğu gibi, tepkileri de sistem içinde eriterek sistemin devamına katkı sunmaktadır. 23 Yıllık AKP yönetiminin sürmesinde muhalefetin katkıları küçümsenemez. Buradan tüm sistem partilerinin aralarında fark olmadığı gibi bir kolaycılığa gitmemek gerekiyor. Anlatılan yakın geçmişteki yaşananlardır. Sistem içi mücadelenin günümüzde boyutları artmış, muhalif ve iktidar adayı güçler yargı yoluyla etkisizleştirilmeye çalışılmıştır. Ne kadar etkili olur, sistem sahiplerinin yönetim değiştirme gücü ellerinden mi alınır? tüm bunlar yaşayarak görülecek. Bilinen bir gerçek var; Sınıfsal yapılar ellerindeki gücü ve olanakları kolay kolay terk etmezler.
SOL
Neo-liberal dönemde sosyal demokrat partiler bu politikayı içselleştirdiler ve yeni politik hatlarını sürecin işleyişlerine göre kurdular. Böyle bir tavır doğal olarak emekçi kesimlerin kendilerinden uzaklaşmasını getirdi. Sosyal demokrat partiler ciddi güç kaybına uğradı. Aynı tavır CHP için de geçerlidir. Yoksulluk edebiyatının dışında ekonomik tartışmalara girilmiyor. Sosyal demokratların boşalttığı alanı diğer sol kesimler doldurmaya çalışmışlardır. Ne yazık ki dünyada bir-iki başarısız deney dışında farklı bir gelişme yoktur. Sonuç olarak neo-liberal dönemi yorumlayıp karşı alternatif geliştirememe ve karşı örgütlenmeyi başaramamanın doğal sonuçları yaşanmaktadır.
Ülkemizde ise; Günü kavrama ve yorumlama üzerinde bir mücadele hattı kurmayıp, geçmişin mirası ve ilişkileri üzerinden düzen içi alanlara sıkışmış ve çizilen çerçevede debelenen bir sol ile karşı karşıyayız. Geçmişin düşünce kalıp ve davranışları ile yol alınamayacağı görülmektedir. Burada en belirleyici olan; yenilginin öz eleştirisini yapma ve onun üzerinden günü kavrama olgunluğunu ve iradesini göstermemiş olmaktır. Yenilginin hesabını vermeden, nerede kalmıştık ile yol alınmıyor. Başarıyı ve yenilgiyi kendinden menkul sayarsan, kaçınılmaz olarak öz eleştiri süreci işlemez. Bilinen bir gerçek mücadele başarısı veya yenilgisi binlerin eseridir.
Bir zamanlar "nesnel koşullardan dolayı önce diz çökelim, sonra duruma göre isyan ederiz" tanımlamasını tarih mahkum etmiştir. Günümüzde de koşulların gereği gibi hareket edelim, gelecekte koşullara göre hareket ederiz bakışının çıkışı yoktur. Eski kuşaklar yeni bir yenilginin koşullarını kaldıramıyor olabilirler. Ne yazık ki hayat bazı kişilerin ruhsal durumuna göre şekillenmiyor. Ekonomik-siyasi ve yönetim olarak en kötü koşulların yaşandığı günümüzde, ne kadar seyirci kalınabilir. Yapılması gereken açık ve nettir; TARİHSEL SÜREÇLERİN DENEYLERİNDEN YARARLANILARAK, MEVCUT ÖRGÜT VE İLİŞKİLERİ YOK SAYARAK, YENİ BAŞTAN BAŞLAMAKTIR.
YAHYA TAŞDEMİR
01-06-2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder