11 Temmuz 2016 Pazartesi

DERİN STRATEJİ

                                                       DERİN STRATEJİ

Davutoğlu'nun derin stretejisi ABD'nin ılımlı İslam ve iktidarın YENİ OSMANLICILIK politikalarına denk geldiği için bir dönem kabul gördü. Bu da beraberinde kendisini dış işleri bakanlığına ve başbakanlığa taşıdı. Doğaldır ki arka planını kendi ekonomik, askeri,bilgi ve teknolojik donanımı olmadığı için, emperyalizmin değişen politikalarına göre tavır değiştiren malum iktidar Davutoğlu'nu kendi derinliğinde gömdü. Bu da bize emperyal amaçlar için her şeyden önce emperyel güç olunmasının gerektiğini gösteriyor. Günümüz dünyasında tüm ülkelerin güç ve hareket kabiliyeti bilinmez bir sır değildir. Sonuçta politika sürdürülemez olunca çarklar ve özürler beraberinde gelir.

Dış politikada Osmanlının son döneminden başlayarak, Cumhuriyet döneminde de süren güçler dengesine göre değişen politik kırılmalar ve esnemeler sürekli olmuştur. Kurtuluş Savaşında bile İngiliz ve Fransızlar ile çatışma değil, uzlaşma seçilmiştir. Bu politik tutumda bir değişiklik olmadığı gibi iç politikada da ezilenlere karşı sürdürülen ezme, sindirme ve imha politikasında da bir değişiklik olmamıştır. Yaşanan tüm süreçlerde iktidara geliş sürecinde daha demokrat bir görünüm sergilenmiş, iktidara gelince ise tümüyle diktatöryal yönetim şekli hakim olmuştur. İttihat ve terakkinin iktidara geliş süreci ve sonrası uygulamaları, Kemalist hareketin 1919-1924 arası ve sonrası tutumu, Menderes-Demirel-Özal ve AKP dönemi. Demokrasi söylemleri ile iktidara gelme ve sonrasında en ufak muhalefet hareketlerini şiddet ve baskıyla bastırma. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi koşullara uyarlanan İttihat ve Terakki politikalarının uygulanması.

Doğal olarak şöyle bir sonuca ulaşabiliriz, bu bizim kaderimiz mi? Kabul edersek kaderimiz, etmezsek değil. Bunu tanımlarken biraz tarihi sürece bakmakta yarar var. 1789 Burjuva devrimi işçi ve köylü hareketiyle birlikte oluştu. Böyle olması Burjuvaları halk hareketinin gücü karşısında korkuya sürükledi. Daha sonraki burjuva devrimlerinde olabildiğince halkı olayın dışında tutma, yukarıdan aşağı bir burjuva devrimi süreci izlendi. Ülkemizde de İttihat ve Terakki ile başlayan, Kemalist hareket ile süren burjuva devrimi de ayni yolu izledi. Ayrıca ülkedeki sınıfsal gerçeklik tersi bir uygulamayı zorlayamazdı. Ticaret burjuvazisi, toprak ağaları ve sivil-asker bürokrasinin önderliğinde yürüyen Kurtuluş Savaşı ve sonrası politikaların da sınıfsal zemine uygun olması kaçınılmazdır. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının katledilmesine de bu çerçevede bakmak gerekir. İşçi sınıfının pek gelişmediği, köylülüğün çok dağınık ve örgütsüz olduğu dönemden farklı bir sonuç beklenemez.

Cumhuriyet döneminde gerek devlet yatırımları, gerekse de özel sektör yatırımları beraberinde işçi sınıfının gelişimini sağladı. Ayrıca kapitalizm ile birlikte köylülük kendi içinde sınıfsal ayrışmalara uğradı. Beraberinde sendikalaşmayı ve hak mücadeleleri getirdi. Devletin genel tavrı tüm hak kavgalarını bir şekilde bastırmak şeklindedir. Uzlaşma kültürü gelişmediği için çeşitli gerekçeler üreterek bastırmak genel bir tavır olmuştur. Mutlaka yaftalanacak bir şeyler bulunur. Döneme göre bu bazen şeriat ve gericilik, bazen komünizm, bazen bölücük bazen de şimdi olduğu gibi FETÖ'cülük.

Ülkemizde aydınlanma-modernizm ve pozitivizmin tarihi bir hayli eski olmasına karşın, sınıf mücadelesinin tarihi yeni sayılır. Ayrıca aydınlanma ile sınıfsal kesim ve tabakalarının kavgaları sonucu oluşan demokrasi tanımını karıştırmamak gerekir. Dünyaca bilinen faşist liderlerin modernist olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Gerek işçi, gerek öğrenci ve gençlik gerekse de köylü hareketleri ülkede belli bir birikim yarattı. Gezi isyanı da bu birikimin meyvesidir. Böyle olmasına karşın iktidarları zorlayarak uzlaşmaya oturtacak bir örgütlülük hala yok. Bu durumu yaratmak acil görevdir. Haziran hareketi kalkış zeminimiz olabilir. Yapılacak olanlar bu zeminin üzerinden kapsayıcılığı ve mücadeleyi yükseltmektir. Örgütlülüğümüz ve gücümüz oranında dikkate alınırız.    

                                          11-07-2016 YAHYA TAŞDEMİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder