15 TEMMUZ
15 Temmuzda;
iktidarı paylaşan islami refaranslı iki grubun arasında yaşanan
ve sonuçları tüm ülkeyi ilgilendiren bir süreç yaşadık.
Cemaat adı altındaki tarikat yapılarının kutsiyet zarıyla
kaplanmış perdelerinin de yırtıldığını gördük. (Bu saptama
daha çok kendini dindar gören kesimler için geçerlidir.) Kutsiyet
perdesi yırtılınca içinden sistemin tüm pisliklerinin ortaya
çıktığı, tümüyle Dünyevi çıkar çatışmalarının
yaşandığı bir çadır tiyatrosuyla karşılaştık. Böyle bir
sonucun toplumsal kesimler üzerinde uzun dönemli kalıcı
etkilerinin olacağını düşünüyorum.
Cumhuriyet
dönemi ile birlikte dinin devletleştirildiği bir dönem yaşadık.
Süreç içinde din devlete hakim oldu. Bunun doğal sonucu din
konusunda farklı yorumların devlet organları içinde çatışmasını
getirdi. Günlük yönlendirme haber ve yorumlara çok fazla itibar
etmemek gerekiyor. Bazı yatırımlar ve yönelimler kendi doğal
sonuçlarını getirir. 12 Eylül askeri diktatörlüğü itaatkar ve
dindar toplum planladı ve sonuçlarını yaşıyoruz. Böyle bir
sonuç sermaye için de bulunmaz bir nimetti. İtiraz etmeyen ve
boğaz tokluğuna çalışan insanlar. Emperyalizmin ılımlı
islam teorisinin ülkemiz açısından
sürdürülemez bir noktaya ulaşması nedeniyle önümüzdeki süreç farklı politikaların denendiği bir dönem olacaktır. Böyle bir
sürecin belirleyicisi doğal olarak sermaye grupları arasındaki
güç mücadelesi ve emperyalizm olacaktır. Avrasyacılık, körfez
sermayesi ve klasik ABD-AB hattındaki manevralar. Hat değiştirmenin
çok zor olduğu, sermaye olarak belirleyici ağırlığın ABD-AB
olduğu gerçeği bize yönelimi göstermektedir. AKP nin arka
planını Avrasyacı ve körfez sermayesi olsa da sonucun
değişmeyeceği kanısındayım. Çok fazla zorlayıcı olmaya
kalkarlarsa AKP dışı hükümet alternatifleri aranacaktır. Buna
AKP nin en zayıf ve sancılı dönemini yaşadığını da göz
önüne alırsak, çok fazla hareket olanağına sahip olmadığını
görürüz.
Yaşadığımız süreçler dini kesimler için de sorgulamayı arttıracaktır. Kolay itaat edenlerin yerini soru soranlar
alacaktır. Bu kesimler için gerileme ve dağılma dönemi
yaşanacaktır. Böyle bir sonuç farklı düşünsel akımların
daha etkin olduğu bir dönemi de beraberinde getirebilir. İlk
dönemde laiklik tartışmaları belirleyici olsa da zamanla farklı
sınıf ve tabakaların düşünsel akımları yerini alacaktır.
Bunu engellemek için düzeninin hakimleri toplumu bloke etme yolunu
tercih edeceklerdir. Siyasi islamın yerine günümüze uyarlanmış
Kemalizm soslu yeni neo liberal politikaların ön belirtilerini
görebiliyoruz. Doğaldır ki bu onların problemidir ve kendi
sınıfsal çıkarlarına göre çözümler arayacaklardır. Burada
sorun olan emekten ve ezilenlerden yana hangi yanıtların
üretileceğidir.
12 Eylül
darbesi sonrası sol ve emek hareketleri ciddi bir varlık
gösteremediler. (Gezi isyanını bu tartışmanın içine
sokmuyorum.) Bu konuda toplum bilimcilerin çok sözü olabilir, bu
ayrı bir tartışma konusu. Bizim için şu an için önemli olan
önümüzdeki sürece nasıl müdahale edeceğimiz ve hangi çözümleri
önereceğimiz. Genel tanımlar ve temenniler işin çözümü
olamaz. Ciddi anlamda ülke ve dünya değerlendirmelerine ve çözüm
önerilerine gereksinim var. Önümüzde ekonomik ve politik
dalgalanmalarının yaşanacağı bir dönemde ürettiklerimiz ve
yapabildiklerimiz kadar var olacağız. Geleneğimiz ve kültürümüz
buna uygundur. Önemli olan yapma isteği ve risk alma
kararlılığıdır. Olayların ve gelişmelerin peşinden sürüklenen
değil, yön veren olmalıyız. Bunun yolu da politik öngörü ve
örgütlü yapıdan geçer. Başarmalıyız-başarmak zorundayız.
05-08-2016 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder