HANGİ CUMHURİYET .......!
Cumhuriyet;
Tarihin bir kesitinde hakim sınıf ilişkilerinin dilinin
belirlediği bir tanımdır. Antik Yunan'dan Roma'ya kadar uzanan ve
tarihsel süreçler içinde değişen sınıf oluşumlarına göre
tanımlama da farklılaşmıştır. Salt demokrasi tanımlaması
yapılamayacağı gibi, salt Cumhuriyet tanımlaması da yapılamaz.
Belirleyici olanın sınıf ilişki ve çatışmaların yansıması
bir tanımlamanın kaçınılmazlığıdır.
Ülkemiz
açısından bakacak olursak; Osmanlı'nın yıkılması ve devamında
kurulan TC'nin ilk döneminde pozivitizm etkisindeki sivil-asker
bürokrasi cumhuriyeti. Tek parti dönemi ve takrir-i sükun
cumhuriyeti. Yerli burjuvazinin yaratılmasına paralel olarak
gelişen (1946 sonrası) çok partili dönem ve DEMOKRAT PARTİ
Cumhuriyeti. 1960 Darbesi ve devamında hakim sınıf ittifaklarına
göre tanım değiştirerek günümüzde tek parti ve tek adam
yönetimine doğru giden cumhuriyet. Yaşanan tüm bu süreçlerde
ezilenlere kendiliğinden sunulan herhangi bir şey yok. Kazanılmış
haklar büyük bedeller ödenerek elde edilmiştir. Doğal olarak
örnek alınacak bir cumhuriyet yok.
Son
zamanlarda bir cumhuriyet güzellemesidir gidiyor.
Cumhuriyet-cumhuriyetçilik tartışmaları tüm çelişkilerin
gizlendiği bir örtü rolü görüyor. Bazı aydınlarımız daha da
ileri giderek sınıf mücadelelerinin ertelenerek cumhuriyete
yoğunlaşılması-sosyal demokrat iddialardan vaz geçerek cumhuriyet
savunulması vs. Akıl tutulması denen şey bu olsa gerek.
Anlatılmak istenen kazanılmış hakların savunulması ise bunun
neresi sınıfsal çelişkilerin dışında. Konuya yalnız seküler
yaşam ve modernizm açısından bakarsak toplumdaki karşılığının
sınırları bellidir. Cumhuriyetin kazanımları salt bir yaşam
tarzına indirgenirse bu alanda ciddi direnme odaklarının oluşması
çok zordur.
Emperyalist-Kapitalist Dünyanın geldiği son nokta kazanılmış
hakların geri alınma mücadelesinin verildiği ve beraberinde
toplumun gericileştirildiği ve dinselleştirildiği bir evredir.
Burada yapılması gerekenin geçmiş cumhuriyet uygulamalarına
öykünüp, sınıf kavgalarının dışında ve üstünde çözümler
aramak değildir. Yapılması gereken emperyalist-kapitalist sistemin
değerleri ile sınıf savaşımı temelinde mücadele etmektir.
Ülkemizde uygulamaya konulan gücün ve iktidarın tek elde
toplandığı (açık faşizm) yönetim tarzı emperyalizmin genel
eğilimini yansıttığı gibi, yerli sermaye güçlerinin de bir
talebidir. Aydın kolaycılığına kaçmadan gelinen noktanın sınıf
çıkarları temelinde olduğunu görerek hareket etmek gerekir.
Reel
sosyalizmin yıkılışı sonrası Dünyada ve ülkemizde gelecek
tasarımlarından vazgeçme veya esnetme yoluyla kendi sağındaki
tabana yaslanma şeklinde bir çizgi izlenmektedir. Böyle bir tutum
kendilerine taban kazandırmadığı gibi genel olarak toplumun daha
fazla sağa kayışını getirmiştir. Böylece emperyalizmin sağcılaştırma politikalarına dolaylı olarak
hizmet sunulmuştur. Yaşanan deneylerin kaçınılmaz sonucu emek
hareketinin kendi taleplerine geri dönmesi ve mücadeleyi buradan
kurgulamasıdır.
Bireysel
özgürlükler, seküler yaşam korunması gereken kazanımlardır.
Yalnız bunları korumak için bile ciddi karşı örgütlenme
zorunludur. Karşı örgütlenmenin kalıcılığı ve direnme
kapasitesi onun sınıfsal oluşumuyla orantılıdır. Bilinen bir
gerçek olarak kaybedecek çok şeyi olanların ciddi bir direnişe
girmeleri zordur. Durumun böyle olması kolaycı çözümleri de
dıştalar. Kolaycı bir yaklaşımın sonucu CHP liderinin 16 nisan
akşamı açıklamalarıdır. Önümüzdeki dönem UYUM yasaları ile
birlikte baskı koşullarının da artacağını düşünürsek
gündüz düşünden uyanmamız gerekiyor.
Cumhuriyet
ezilenler için bir şey ifade ettiği kadar sahiplenilir. Boş
güzellemeler ve istemler olsa olsa orta kesim aydınlarda
karşılığını bulur. Yapılması gereken sınıfsal, alan
mücadelesi ve Kürt ulusunun kimlik talepleri mücadelesinin
ortaklaştığı bir karşı bariyer oluşturmaktır. Her kesimin
taleplerini ifade ettiği birleşik bir direniş hattı. Kısacası
tamamlanamamış demokratik devrimi tamamlamak. Bunu başardığımız
oranda demokratik kurum ve işleyişleri geliştirebiliriz.
24-05-2017 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder