2019
24 Ocak
kararları ve 12 eylül 1980 darbesi ülkemiz tarihinin en önemli
kırılma noktalarından birisidir. Uzun dönemli ekonomik ve
yönetsel bir plandır. “Bizim çocuklar başardı” diyenler,
gelecek planlamasını da iyi yapmışlardır. Aradan 37 yıl
geçmesine karşın, bazı yol kazaları olsa da planın genel
çerçevesi geçerliliğini sürdürmüştür. AKP ve Saray rejimi de
ayni sürecin ürünüdür.
Yol kazalarına
kısaca değinelim. 2002 seçimleri ile AKP ve liderinin önünün
açılması, aynı görevin 7 haziran seçimleri sonrası görülmesi.
Bu yapılanları kurumlardan ayırarak kişiler üzerinden tartışmak
anlamsızdır. Kişi kurumun eğilimleri doğrultusunda davranır.
Yakın tarihe geldiğimizde YENİKAPI ve Milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılması vs. Burada CHP sistemin ve
senaryonun bir parçasıdır ve kendisine verilen rolu oynamaktadır.
Bu role ciddi bir itirazı da yoktur. Ayrıca sistemin işleyişinin
zorlandığı günümüzde farklı sermaye gruplarının desteği ile
kurulan İYİ PARTİ de ayni çerçevede görevini görecektir.
Muhalefet görüntüsü altında sistem dışına kayabilecek kitle
ve örgütlenmeleri de kontrol edebileceklerdir. Sistemin ürettiği
ve sistemin parçası olan örgütlenmelerden beklenen de budur.
Farklı beklentileri olanlar sürecin içinde yer alıyorlarsa ya
süreçten memnundurlar ya da kolaycılığı seçmişlerdir.
Sistem
partileri açısından kısaca sorunu koyduk. Burada belirleyici olan
kendini sistem dışı ifade edenlerdedir. 1980 sonrası solun genel
anlamda yenilgisi, 1990 sonrası Sovyet'lerin dağılışı solda
düşünsel, etik ve moral değerleri açısından ciddi tahribatlar
yaptı. Böyle bir süreçten dolayı yaşananlara bir yere kadar
hoşgörü ile bakılabilir. Günümüze gelince
emperyalist-kapitalist sistemin kronik krizini yaşadığı, tekrar
paylaşım savaşlarının yapıldığı ve tüm dünyada emek
güçlerinin ciddi hak kayıplarına uğradığı bir dönemde, bu
gerekçelerin arkasına sığınılamaz. Böyle bir tutum en basit
anlatımla görevleri savsaklamaktır.
Sistem dışı
mücadeleyi sistemin içinde ve sistemin araçları ile yürütmek
olanaklı mıdır? Olanaklı olduğunu varsaysak, sınırları ne
kadardır? Bir de buna demokrasi kültürü bir hayli geri ve giderek
tekçi ve baskıcı bir süreç yaşadığımızı eklersek nasıl
olacak? Çok daha fazla soru üretilebilir. Belirleyici olan
sözcüklerin gelişigüzel kullanımı değil, gerçek yerine
oturtulmasıdır. Stratejik olarak sistem dışı konumlanıp, buna
uygun mücadele ve örgütlenme oluşturulmadan sistem dışı
mücadele yürütülemez. (Buradan diğer mücadele biçimlerinin ret
edildiği sonucu çıkarılmasın) Başka bir anlatımla sistemden
kopuş yaşamadan sistem dışı mücadele olmaz.
Ülkemizin
yakın tarihinde bir seçim olur mu? Olursa demokratik olur mu?
Olasılıkları bu günden yorumlamak çok zordur. Bulunduğumuz
coğrafyada süreçlerin çok hızlı yaşandığı gerçeğini
dikkate almalıyız. İşe olumlu tarafından bakarak bir seçim
yapıldığını ve AKP'nin kaybettiğini, Kılıçdaroğlu veya
Akşener'in saraya çıktığını düşünelim. Böyle bir sonuç
sistemin işleyişi açısından ciddi farklılık oluşturmaz.
Görüntüsel bazı değişimler ise daha çok toplumun gazını
almaya yöneliktir. Yerel yönetimlerin yetkilerini kısmayı da
hedefleyen bir merkezileşme sistemin gereksinimlerinden ayrı
düşünülemez. Emperyalizmin krizinin süreklileşmesi, bizim
gibi ülkelere yansıması daha güçlü olmuş ve beraberinde
yönetememe sorununu yaratmıştır. Çözümü; tek elden ve tek
merkezden yönetimde görmüşlerdir.
2019' a
giderken solun ve devrimcilerin önüne ikili bir yol çıkmaktadır.
Birincisi çeşitli gerekçelerin arkasına sığınıp sistem içi
labirentlerde kaybolmak. İkincisi riskleri de göze alıp sistem
dışı güç yığınağı yaparak gerçekçi bir alternatif
yaratmak.
YAHYA TAŞDEMİR 12-11-2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder