12 Kasım 2017 Pazar

2019

                                    2019

   24 Ocak kararları ve 12 eylül 1980 darbesi ülkemiz tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisidir. Uzun dönemli ekonomik ve yönetsel bir plandır. “Bizim çocuklar başardı” diyenler, gelecek planlamasını da iyi yapmışlardır. Aradan 37 yıl geçmesine karşın, bazı yol kazaları olsa da planın genel çerçevesi geçerliliğini sürdürmüştür. AKP ve Saray rejimi de ayni sürecin ürünüdür.

Yol kazalarına kısaca değinelim. 2002 seçimleri ile AKP ve liderinin önünün açılması, aynı görevin 7 haziran seçimleri sonrası görülmesi. Bu yapılanları kurumlardan ayırarak kişiler üzerinden tartışmak anlamsızdır. Kişi kurumun eğilimleri doğrultusunda davranır. Yakın tarihe geldiğimizde YENİKAPI ve Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması vs. Burada CHP sistemin ve senaryonun bir parçasıdır ve kendisine verilen rolu oynamaktadır. Bu role ciddi bir itirazı da yoktur. Ayrıca sistemin işleyişinin zorlandığı günümüzde farklı sermaye gruplarının desteği ile kurulan İYİ PARTİ de ayni çerçevede görevini görecektir. Muhalefet görüntüsü altında sistem dışına kayabilecek kitle ve örgütlenmeleri de kontrol edebileceklerdir. Sistemin ürettiği ve sistemin parçası olan örgütlenmelerden beklenen de budur. Farklı beklentileri olanlar sürecin içinde yer alıyorlarsa ya süreçten memnundurlar ya da kolaycılığı seçmişlerdir.

Sistem partileri açısından kısaca sorunu koyduk. Burada belirleyici olan kendini sistem dışı ifade edenlerdedir. 1980 sonrası solun genel anlamda yenilgisi, 1990 sonrası Sovyet'lerin dağılışı solda düşünsel, etik ve moral değerleri açısından ciddi tahribatlar yaptı. Böyle bir süreçten dolayı yaşananlara bir yere kadar hoşgörü ile bakılabilir. Günümüze gelince emperyalist-kapitalist sistemin kronik krizini yaşadığı, tekrar paylaşım savaşlarının yapıldığı ve tüm dünyada emek güçlerinin ciddi hak kayıplarına uğradığı bir dönemde, bu gerekçelerin arkasına sığınılamaz. Böyle bir tutum en basit anlatımla görevleri savsaklamaktır.

Sistem dışı mücadeleyi sistemin içinde ve sistemin araçları ile yürütmek olanaklı mıdır? Olanaklı olduğunu varsaysak, sınırları ne kadardır? Bir de buna demokrasi kültürü bir hayli geri ve giderek tekçi ve baskıcı bir süreç yaşadığımızı eklersek nasıl olacak? Çok daha fazla soru üretilebilir. Belirleyici olan sözcüklerin gelişigüzel kullanımı değil, gerçek yerine oturtulmasıdır. Stratejik olarak sistem dışı konumlanıp, buna uygun mücadele ve örgütlenme oluşturulmadan sistem dışı mücadele yürütülemez. (Buradan diğer mücadele biçimlerinin ret edildiği sonucu çıkarılmasın) Başka bir anlatımla sistemden kopuş yaşamadan sistem dışı mücadele olmaz.

Ülkemizin yakın tarihinde bir seçim olur mu? Olursa demokratik olur mu? Olasılıkları bu günden yorumlamak çok zordur. Bulunduğumuz coğrafyada süreçlerin çok hızlı yaşandığı gerçeğini dikkate almalıyız. İşe olumlu tarafından bakarak bir seçim yapıldığını ve AKP'nin kaybettiğini, Kılıçdaroğlu veya Akşener'in saraya çıktığını düşünelim. Böyle bir sonuç sistemin işleyişi açısından ciddi farklılık oluşturmaz. Görüntüsel bazı değişimler ise daha çok toplumun gazını almaya yöneliktir. Yerel yönetimlerin yetkilerini kısmayı da hedefleyen bir merkezileşme sistemin gereksinimlerinden ayrı düşünülemez. Emperyalizmin krizinin süreklileşmesi, bizim gibi ülkelere yansıması daha güçlü olmuş ve beraberinde yönetememe sorununu yaratmıştır. Çözümü; tek elden ve tek merkezden yönetimde görmüşlerdir.

2019' a giderken solun ve devrimcilerin önüne ikili bir yol çıkmaktadır. Birincisi çeşitli gerekçelerin arkasına sığınıp sistem içi labirentlerde kaybolmak. İkincisi riskleri de göze alıp sistem dışı güç yığınağı yaparak gerçekçi bir alternatif yaratmak.



                               YAHYA TAŞDEMİR 12-11-2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder