4 Ağustos 2015 Salı

YUNANİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

                            YUNANİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yunanistan'da yaşanan süreç, Dünya ve Türkiye sol hareketlerinin gündeminde. Her parti veya grup kendi durdukları yere göre sonuçlar üretiyor. Klasik KP’liler genellikle gelecek cennet vaadi ile tüm süreci olumsuzluyor (Böyle bir yaklaşım dini felsefeye de çok uzak değil). Her düşünsel akımın alıcıları olsa da bugünü açıklamıyor. Bazı kesimler ise abartılı bir olumlulukla alkışlıyor, bazıları ise iyimser bir temkinlilikle ders çıkaracak, deney biriktirecek bir süreç olarak yorumluyor. Ben kendi adıma son tanımlamaya yakınım. Devrimciliğin hayatı yalnızca yorumlayan değil; değiştirip dönüştüren bir akım olduğunu unutmazsak ezilenler adına en küçük bir gelişme bile bizi mutlu eder. Bunun reformizm olduğunu biliriz fakat ileriye atılmış bir adım olarak değerlendiririz.

Yunanistan'da SYRIZA; yaşanan ekonomik krizin sonuçlarını ve halkın tepkisini iyi kullanarak iktidara geldi. Kısa tanımlama ile kapitalizmin kuralları ve hukuku içinde iktidar oldu. Böyle bir iktidar oluş, senin daha sonraki davranışlarını da büyük oranda belirler. Ayrıca mülkiyet ve üretim ilişkilerinin değişmediği bir sistemde yönetimlerin hareket alanının sınırlılığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Durum böyle olunca “ülkeyi eski biçimde yönetmeye devam etti” tanımlamasının politik bir karşılığı yoktur (Önder İşleyen'in Birgün Pazar ekindeki yazısı). Mülkiyet ve üretim ilişkileri değişmeden yönetim ilişkisi nasıl değişecek? Ayrıca halkın örgütlülüğü ve mücadele gücü çok önemlidir fakat her şey değildir. Birçok maddi koşul oluşmadan sonuç almak zordur. Cezaevi süreçlerini yaşayan arkadaşların yakından bildiği en örgütlü direnişler bile bir dönem sonra dağılma ve kırılmalara uğramıştır. Hatta bazen 3-5 kişinin feda eylemine kadar giden üzücü sonuçlar yaşanmıştır. Bu nedenle SYRIZA olayını değerlendirirken daha geniş bir çerçeveden bakmalıyız. VİETNAM ve KÜBA örneklerini ise kendi tarihi koşullarında değerlendirmek doğru olur.

Tekrar konumuza dönersek; uluslar üstü sermayenin egemenlik kurduğu, emperyalizmin bu aşamasında, Yunanistan gibi ekonomik gücü ve potansiyeli malum, askeri kapasitesi sınırlı bir ülkenin direnme gücü ne kadar olur? AB sürecinde yaşanan eşitsiz gelişim ve düşük artı değer üretiminden kaynaklanan nedenle ekonomik olarak daha da geriye gitmiştir. Avrupa'nın patronu Almanya'nın politikasının Hitler’in güler yüzlü versiyonu olduğunu düşünürsek işin zorluğu daha da anlaşılmış olur. Daha kolaycı çözümler de önerilebilir; iktidarı bırakmak gibi. Böyle bir tercihin temsil ettiği kesimler üzerindeki etkilerini de düşünmek gerekir... SYRIZA ve TSİPRAS’ın vereceği mücadeleyi yakından takip edip destek vermek görevlerimiz arasındadır. Bunları yaparken diyalektik materyalizm olarak isimlendirdiğimiz yöntemden şaşmayarak sonuçlar çıkarmak ve gelecek için birikim oluşturmak zorundayız. Bu yolun uzun ve zor bir süreç olduğunu unutmamak koşuluyla...

Sonuç olarak; mülksüzleştirme, sınıfsız ve sömürüsüz topluma ulaşıncaya kadar deney biriktirmeye devam edeceğiz.           20-07-2015


                                                    YAHYA TAŞDEMİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder