YUNANİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Yunanistan'da
yaşanan süreç, Dünya ve Türkiye sol hareketlerinin gündeminde.
Her parti veya grup kendi durdukları yere göre sonuçlar üretiyor.
Klasik KP’liler genellikle gelecek cennet vaadi ile tüm süreci
olumsuzluyor (Böyle bir yaklaşım dini felsefeye de çok uzak
değil). Her düşünsel akımın alıcıları olsa da bugünü
açıklamıyor. Bazı kesimler ise abartılı bir olumlulukla
alkışlıyor, bazıları ise iyimser bir temkinlilikle ders
çıkaracak, deney biriktirecek bir süreç olarak yorumluyor. Ben
kendi adıma son tanımlamaya yakınım. Devrimciliğin hayatı
yalnızca yorumlayan değil; değiştirip dönüştüren bir akım
olduğunu unutmazsak ezilenler adına en küçük bir gelişme bile
bizi mutlu eder. Bunun reformizm olduğunu biliriz fakat ileriye
atılmış bir adım olarak değerlendiririz.
Yunanistan'da
SYRIZA; yaşanan ekonomik krizin sonuçlarını ve halkın tepkisini
iyi kullanarak iktidara geldi. Kısa tanımlama ile kapitalizmin
kuralları ve hukuku içinde iktidar oldu. Böyle bir iktidar oluş, senin daha sonraki davranışlarını da büyük oranda belirler.
Ayrıca mülkiyet ve üretim ilişkilerinin değişmediği bir
sistemde yönetimlerin hareket alanının sınırlılığını da
gözden kaçırmamak gerekiyor. Durum böyle olunca “ülkeyi eski
biçimde yönetmeye devam etti” tanımlamasının politik bir
karşılığı yoktur (Önder İşleyen'in Birgün Pazar ekindeki
yazısı). Mülkiyet ve üretim ilişkileri değişmeden yönetim
ilişkisi nasıl değişecek? Ayrıca halkın örgütlülüğü ve
mücadele gücü çok önemlidir fakat her şey değildir. Birçok
maddi koşul oluşmadan sonuç almak zordur. Cezaevi süreçlerini
yaşayan arkadaşların yakından bildiği en örgütlü direnişler
bile bir dönem sonra dağılma ve kırılmalara uğramıştır.
Hatta bazen 3-5 kişinin feda eylemine kadar giden üzücü sonuçlar
yaşanmıştır. Bu nedenle SYRIZA olayını değerlendirirken daha
geniş bir çerçeveden bakmalıyız. VİETNAM ve KÜBA örneklerini
ise kendi tarihi koşullarında değerlendirmek doğru olur.
Tekrar
konumuza dönersek; uluslar üstü sermayenin egemenlik kurduğu,
emperyalizmin bu aşamasında, Yunanistan gibi ekonomik gücü ve
potansiyeli malum, askeri kapasitesi sınırlı bir ülkenin direnme
gücü ne kadar olur? AB sürecinde yaşanan eşitsiz gelişim ve
düşük artı değer üretiminden kaynaklanan nedenle ekonomik
olarak daha da geriye gitmiştir. Avrupa'nın patronu Almanya'nın
politikasının Hitler’in güler yüzlü versiyonu olduğunu
düşünürsek işin zorluğu daha da anlaşılmış olur. Daha
kolaycı çözümler de önerilebilir; iktidarı bırakmak gibi.
Böyle bir tercihin temsil ettiği kesimler üzerindeki etkilerini de
düşünmek gerekir... SYRIZA ve TSİPRAS’ın vereceği mücadeleyi
yakından takip edip destek vermek görevlerimiz arasındadır.
Bunları yaparken diyalektik materyalizm olarak isimlendirdiğimiz
yöntemden şaşmayarak sonuçlar çıkarmak ve gelecek için birikim
oluşturmak zorundayız. Bu yolun uzun ve zor bir süreç olduğunu
unutmamak koşuluyla...
Sonuç
olarak; mülksüzleştirme, sınıfsız ve sömürüsüz topluma
ulaşıncaya kadar deney biriktirmeye devam edeceğiz. 20-07-2015
YAHYA
TAŞDEMİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder