DERİN
STRATEJİ
Davutoğlu'nun
derin stretejisi ABD'nin ılımlı İslam ve iktidarın YENİ
OSMANLICILIK politikalarına denk geldiği için bir dönem kabul
gördü. Bu da beraberinde kendisini dış işleri bakanlığına ve
başbakanlığa taşıdı. Doğaldır ki arka planını kendi
ekonomik, askeri,bilgi ve teknolojik donanımı olmadığı için,
emperyalizmin değişen politikalarına göre tavır değiştiren
malum iktidar Davutoğlu'nu kendi derinliğinde gömdü. Bu da bize
emperyal amaçlar için her şeyden önce emperyel güç olunmasının
gerektiğini gösteriyor. Günümüz dünyasında tüm ülkelerin güç
ve hareket kabiliyeti bilinmez bir sır değildir. Sonuçta politika
sürdürülemez olunca çarklar ve özürler beraberinde gelir.
Dış
politikada Osmanlının son döneminden başlayarak, Cumhuriyet
döneminde de süren güçler dengesine göre değişen politik
kırılmalar ve esnemeler sürekli olmuştur. Kurtuluş Savaşında
bile İngiliz ve Fransızlar ile çatışma değil, uzlaşma
seçilmiştir. Bu politik tutumda bir değişiklik olmadığı gibi
iç politikada da ezilenlere karşı sürdürülen ezme, sindirme ve
imha politikasında da bir değişiklik olmamıştır. Yaşanan tüm
süreçlerde iktidara geliş sürecinde daha demokrat bir görünüm
sergilenmiş, iktidara gelince ise tümüyle diktatöryal yönetim
şekli hakim olmuştur. İttihat ve terakkinin iktidara geliş süreci
ve sonrası uygulamaları, Kemalist hareketin 1919-1924 arası ve
sonrası tutumu, Menderes-Demirel-Özal ve AKP dönemi. Demokrasi
söylemleri ile iktidara gelme ve sonrasında en ufak muhalefet
hareketlerini şiddet ve baskıyla bastırma. Bir önceki yazımda
belirttiğim gibi koşullara uyarlanan İttihat ve Terakki
politikalarının uygulanması.
Doğal
olarak şöyle bir sonuca ulaşabiliriz, bu bizim kaderimiz mi? Kabul
edersek kaderimiz, etmezsek değil. Bunu tanımlarken biraz tarihi
sürece bakmakta yarar var. 1789 Burjuva devrimi işçi ve köylü
hareketiyle birlikte oluştu. Böyle olması Burjuvaları halk
hareketinin gücü karşısında korkuya sürükledi. Daha sonraki
burjuva devrimlerinde olabildiğince halkı olayın dışında tutma,
yukarıdan aşağı bir burjuva devrimi süreci izlendi. Ülkemizde
de İttihat ve Terakki ile başlayan, Kemalist hareket ile süren
burjuva devrimi de ayni yolu izledi. Ayrıca ülkedeki sınıfsal
gerçeklik tersi bir uygulamayı zorlayamazdı. Ticaret burjuvazisi,
toprak ağaları ve sivil-asker bürokrasinin önderliğinde yürüyen
Kurtuluş Savaşı ve sonrası politikaların da sınıfsal zemine
uygun olması kaçınılmazdır. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının
katledilmesine de bu çerçevede bakmak gerekir. İşçi sınıfının
pek gelişmediği, köylülüğün çok dağınık ve örgütsüz
olduğu dönemden farklı bir sonuç beklenemez.
Cumhuriyet
döneminde gerek devlet yatırımları, gerekse de özel sektör
yatırımları beraberinde işçi sınıfının gelişimini sağladı.
Ayrıca kapitalizm ile birlikte köylülük kendi içinde sınıfsal
ayrışmalara uğradı. Beraberinde sendikalaşmayı ve hak
mücadeleleri getirdi. Devletin genel tavrı tüm hak kavgalarını
bir şekilde bastırmak şeklindedir. Uzlaşma kültürü gelişmediği
için çeşitli gerekçeler üreterek bastırmak genel bir tavır
olmuştur. Mutlaka yaftalanacak bir şeyler bulunur. Döneme göre bu
bazen şeriat ve gericilik, bazen komünizm, bazen bölücük bazen de
şimdi olduğu gibi FETÖ'cülük.
Ülkemizde
aydınlanma-modernizm ve pozitivizmin tarihi bir hayli eski olmasına
karşın, sınıf mücadelesinin tarihi yeni sayılır. Ayrıca
aydınlanma ile sınıfsal kesim ve tabakalarının kavgaları sonucu
oluşan demokrasi tanımını karıştırmamak gerekir. Dünyaca
bilinen faşist liderlerin modernist olduğunu gözden
kaçırmamalıyız. Gerek işçi, gerek öğrenci ve gençlik gerekse
de köylü hareketleri ülkede belli bir birikim yarattı. Gezi
isyanı da bu birikimin meyvesidir. Böyle olmasına karşın
iktidarları zorlayarak uzlaşmaya oturtacak bir örgütlülük hala
yok. Bu durumu yaratmak acil görevdir. Haziran hareketi kalkış
zeminimiz olabilir. Yapılacak olanlar bu zeminin üzerinden
kapsayıcılığı ve mücadeleyi yükseltmektir. Örgütlülüğümüz
ve gücümüz oranında dikkate alınırız.
11-07-2016
YAHYA TAŞDEMİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder