MİLLİ MUTABAKAT 2
YENİKAPI
gösterisi ile kamuoyuna sunulan milli mutabakat, yargı
temsilcilerinin Saray buluşması ile sonlanmış gözüküyor.
Özellikle liberal aydınlar için ifade edilen KULLANIŞLI APTALLIK
sözcüğü bazı kurumsal yapılar için de geçerliliğini koruyor.
15 Temmuz
darbe girişiminin arka planı henüz çözümlenmiş değil. Umalım
ki yargı süreçlerinde daha sağlıklı bilgilere ulaşılsın.
Sonuç olarak yaratılmış olan yönetememe krizi veya krizin
fırsata çevrilebilmesi için AKP-Saray koltuk değneklerine
gereksinim duydu. Bu konuda çok fazla zorlandıkları söylenemez.
Emre amade kurumları hazır bekliyorlardı ve yerlerini aldılar.
Böyle bir sonuç kendi içindeki durumdan emin olamayan, bürokrasi
hakimiyetini kaybetmiş AKP' yi rahatlattı.
Ayrıca görünen o ki muhataplarına verilmiş bir taviz de yok.
Öyleyse kaldıkları yerden yollarına devam edebilirlerdi. Bir de
buna en güçlü iktidar ortaklarından birinin tasfiyesini eklersek
gerçekten krizin fırsata çevrildiği bir süreç yaşıyoruz.
Krizlerin
fırsata çevrilmesini ülkemizde en iyi başaranlar sermaye grupları
olmuştur. 12 Mart 1971 sürecinde bizim oligarşi olarak
tanımladığımız zorunlu ittifak içinde büyük çatışmalar
yaşanmış, sonuçta tekelci sermaye grubu diğerlerine karşı (
toprak ağaları- ticaret burjuvazisi) gücünü artırmıştır. 12
Eylül 1980 de ise TİSK Başkanı Halit Narin'in değimi ile biraz
da kendileri güleceklerdi. Gerçekten de çok güldüler. Başta
işçi ve emekçiler olmak üzere bütün sınıf ve tabakalardan çok
güçlü bir sermaye aktarımı yaşandı. 12 Eylül faşizmi, tüm
mücadele örgütlerini ezerek sermayeye olan görevini yerine
getirmişti. Günümüze gelince 30 Ağustos tarihli Hayri hocanın
Birgün ' deki yazısında belirttiği gibi gülmekle yetinmiyorlar
kahkaha dönemine geçtiler. Sermaye aktarımının Anadolu
Aslanları ile sınırlı olacağını düşünürsek yanılırız.
İşçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının gasp edilmesi
olabileceği gibi, günlük hak kayıplarının da ciddi boyutlara
ulaşacağını görmeliyiz. Aksi halde kahkahada eksiklik yaşanır.
Haziran
Hareketinin emeğin kayıpları karşısındaki tavrı olumlu bir
yaklaşımdır. Her alanda (emek-demokrasi-laiklik) yaşanan
kayıplara karşı durmak ve mücadele etmek zorunlu bir görevdir.
İşçi sınıfının Osmanlı'dan günümüze mücadele tarihine
baktığımızda politik düşünce ve örgütlenmelere biraz
mesafeli davrandığını görebiliriz. Bunda özellikle işçi
önderlerinin sürekli olarak komünistlikle suçlanıp hapse
atılması, eziyet görmeleri etkili olmuştur. Günümüzde ise
karşımıza çıkan devasa sendikal bürokrasinin iktidar
ilişkileri, gelişecek mücadelelerin önünde en büyük engeldir.
Yine tarihe baktığımızda emek mücadelesi ile politik mücadelenin
buluştuğu zeminlerde (1960 sonrası- 15-16 Haziran- 1980 öncesi)
başarılı olunmuştur. Bunun günümüz için anlamı Haziran
Hareketinin sahada gerçek sahipler ile buluşma çalışmasıdır.
Bu konuda daha farklı bir örnek oluşturan YERALTI MADEN-İŞ-
BİRLEŞİK METAL-İŞ örgütlenmesidir. En mükemmel metinler bile
muhataplarıyla buluşmadığı sürece hiç bir şey ifade etmez.
Sınıf hareketi ile politik alanın buluşması; bazen TİP'te
olduğu gibi işçi önderlerinin politik alana, bazen de (1980
öncesinde) politik oluşumların sınıf hareketine yönelmesi
şeklinde olmuştur. Günümüzde bu ikili süreç birlikte
yürüyebilir. Yeter ki bu konuda samimi bir çaba olsun. Dışarıdan
seslenme mantığından kurtulduğumuz oranda yol alırız. Bunun
için de özellikle belli alanlarda uzmanlaşmış örgütlenme
çalışmalarına gereksinim olduğu gözden kaçmamalıdır.
Bu gün bize
MİLLİ MUTABAKAT diye dayatılan en üst sermaye grubunun
istemleridir. Sermayenin istemleri doğal olarak emeğin kaybıdır.
Bu nedenle hamaset nutuklarını bir kenara bırakıp işimize
bakmalıyız. Yapmamız gereken AKP-SARAY yönetimine, sermaye
taleplerine karşı emeğin ve ezilenlerin mücadelesini
örgütlemektir. Çok fazla demokrasiden söz eden dostlarımıza da
gerçek demokrasinin sınıf mücadeleleri sonucu ulaşılan sözleşme
olduğunu göstermektir. Bedeli ödenmeden kazanılmış hakkın
savunucuları olmayacağı için hak olma özelliğini koruyamaz.
YAHYA TAŞDEMİR
04-09-2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder