28 Kasım 2016 Pazartesi

REFORMİST VE DEVRİMCİ ÇİZGİ

                                 REFORMİST ve DEVRİMCİ ÇİZGİ

Reformist ve Devrimci çizgi tartışması günümüzün en ivedi tartışma başlıklarından birisidir. Reel sosyalizmin çöküşü ve yeni liberal dalganın yarattığı düşünsel yıkımın altından kalkmanın başka bir yolu yoktur. Reformizmin her türünün yaygınlaştığı ve kafa karışıklığı yarattığı bir ortamda devrimci bir yolu ancak çizgiler arasındaki farkı koyarak bulabiliriz.

Reformizmin tarihine baktığımızda; Bernstein ile başlayan Kautsky ile devam eden, tarihsel gelişimin koşullarına göre kendini yenileyen bir siyasi akım. Kendini yenilemesi sınıfsal karşılığının olmasından ileri gelir. Orta sınıf ve katmanların eğilimlerini yansıtır. Düşünsel ifadesini ise daha çok küçük burjuva aydınlarda bulur. İşçi sınıfı ile orta katmanlar arasında sürekli olarak sınıfsal geçişlerin olması beraberinde düşünsel geçişleri de getirir. Burjuva ve işçi sınıfı ideolojileri gibi kesin ayrımları yoktur. Böyle olmasının tarihsel sonuçları sürekli olarak işçi sınıfı ideolojisi ile çatışmayı getirmiştir. Uzlaşmacıdır, risk almayı sevmez, sistemin onarımında görev alır. Tarihteki önemli işlerinden birisi 1918 yılında Almanya'da burjuva milliyetçi tavırları ve işçi ayaklanlanmasını bastırmaları.1919 yılında Rose Luxemburg'un reformist Gustav Noske'nin( ikinci enternasyonal üyesi) çizmelerinin altında can vermesidir. Böyle bir sonuç doğal olarak yol ayrımını kesinleştirmiştir.

Günümüzde ise reel sosyalizmin çöküşü kaçınılmaz olarak sosyalizmin sorgulanmasını getirmiştir. Kapitalist dünyanın propaganda savaşı işçi sınıf ve diğer katmanları da etkiledi. Sınıf düşüncesinin savunulamaması beraberinde SAĞ ve SOL popülizme savrulmayı getirdi. Güney Amerika ve Güney Avrupa'daki bazı sol popülist olarak isimlendirilen reformist oluşumların devrimcilik adına sevinçle karşılandığını gördük. Yaşanan karamsar havada teselli rüzgarı etkisi yarattı. Kitleler açısından konuyu anlayışla karşılamak mümkün. Devrimcilik iddiası olanlar için biz niye SYRIZA olmayalım deniyorsa burada ciddi çizgi sorunu var demektir. Bunu söylerken ezilenlerin en ufak kazanımları önemlidir ve küçümsenemez. Bu kazanımların ne kadar kalıcı olacağı ayrı bir tartışma konusu. Burada belirleyici olan BURJUVA İDEOLOJİSİNE TESLİM olmak BURJUVA ÇÖZÜMLER çerçevesi içinde kalmaktır. Kullanılan dilin devrimci ve keskin olması,özellikle kriz döneminin yarattığı ekonomik koşullardan dolayı sol ve radikal eylemlere yönelmeleri geçicidir. Sınıfsal konumlarından dolayı uzlaşma masasından uzaklaşamazlar. Gelinen noktada kaçınılmaz olarak tekrar tekrar reform ve devrim konularını tartışmak zorundayız.

Sınıflar savaşımının tarihi sınıfların oluşum evresine kadar gider. Günümüzde ise modern çağ olarak isimlendirilen kapitalist dönem beraberinde sınıfsal karşıtlıkları da daha net olarak oluşturdu. 1789 Fransız burjuva devrimi, feodaliteye karşı burjuvazi, işçi sınıfı ve köylülüğün ortak savaşı ile kazanıldı. Devrimin önderliğini yürüten burjuvazi, iktidarı aldıktan sonra hızla gericileşti ve devrimci özelliğini kaybetti. Burjuvazinin devrimci niteliğini kaybetmesi, emeğinden başka satacak hiç bir şeyi olmayan işçi sınıfının bu görevi üstlenmesini getirdi. İşçi sınıfının devrimciliği sınıfsal konumundandır. Sınıf bilinci ve savaşımı süreç içinde kazanılan bir sonuçtur. Çok ucuz çıkarlar için sınıfını satanlar olduğu gibi, kararlı ve inatçı isyan ateşini sürdürenler de olmuştur. Eylemi belirleyen bilinç ve örgütlülük düzeyidir. Günümüzün kolaycı ve toptancı değerlendirmelerinden kaçınmak gerekir. Kapitalist ve emperyalist dönem boyunca işçi sınıfı ve diğer emekçi katmanların mücadelelerinde inişler ve çıkışlar olmuştur. Belirleyici olan SINIFSIZ ve SÖMÜRÜSÜZ toplum yaratma mücadelesinin devamlılığıdır. Tarihin sonunu ilan eden emperyalizmin ideologlarının bilmediği veya görmek istemediği emperyalist-kapitalist dünyanın sonunun geldiği gerçeğidir.

Devrimci çizgi ile reformizm arasındaki fark burada önem kazanmaktadır. Emperyalist düzenin kabulü veye reddi. Ret edilecekse neyin nasıl yapılacağı. İnatçı ve ısrarcı bir karşı duruş ile birlikte yaşanmış sosyalizm deneylerinden çıkarılacak sonuçlar. Nasıl olmamasını gördükten sonra nasıl olması gerektiğini belirleme. Bunları yaparken sosyalizme olan inancımızı kaybetmeme. Karşı rüzgarın etkilerini ortadan kaldırıp, tekrar savaşımı yükseltmek zorunluluğu. Bütün geri çekilmeleri aşacak olanın işçi sınıfı ve sosyalizm mücadelesinin yükseltilmesinden geçtiği gerçeği. Karamsarlığa kapılıp var olan koşullara razı olmak devrimcilerin tavrı olamaz.

Emperyalist dünya 2008 ekonomik krizini aşamadı ve kriz süreklileşti. Ekonomik krizin çevre ve yeni sömürge ülkelerdeki etkisi daha güçlü oldu. Beraberinde ekonomik, sosyal ve politik krizleri yarattı. Arap baharı gibi isimlendirmeler, gelişmeler bu krizin sonuçlarıdır. Klasik tanımla devrimin objektif koşulları. Geriye kalan subjektif koşullar. Kısacası subjektif koşulları sağlayacak örgütlenme sorunu. Neoliberallerin ve post modern akımların bireyi yücelten yaklaşımına karşı, ortaklık (kollektivizm) yaklaşımını yükseltmek zorunluluğu. İşçi sınıfı ve diğer alan mücadelelerini yönlendirip yönetebilecek, günün koşulları ve gerekleri içinde şekillenecek devrimciler örgütlenmesine gereksinim olduğu açıktır.

Emperyalizmin ekonomik krizini en ağır bir şekilde yaşayan, demokratik devrimini yapamadığı için Kürt sorununu çözememiş, beraberinde ayni konu ile ilişkin Orta doğudaki güç kapışmasının içine girmiş bir ülkede yaşıyoruz. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi 15 temmuz darbe girişimi ve yönetememe krizi. Beraberinde olağanüstü hal gölgesinde başkanlık adı altında açık faşizm arayışı. Ayrıca siyasal islamın krize girdiği bir dönemde toplumsal kesimlerde yarattığı boşluk. Kısacası tüm ezilen kesimlerde var olmanın koşulları mevcuttur.

Burjuva demokratik işleyişin ve demokrasi kültürünün gelişkin olduğu ülkelerde bile demokrasinin sınırlarının tartışıldığı ve daraltıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bizim gibi faşizmin sürekliliği olduğu ve açık faşizme doğru yol aldığı bir ülkede demokrasinin sınırlarını kestirmek güçtür. Bir sabah uyandığımızda TBMM'inde temsil edilen bir partinin eş başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına şaşırmıyoruz. Diğer OHAL uygulamalarını saymıyorum. Bu koşullar altında burjuva yasallığının içinde varlığını sürdürebilmenin sınırları çok daralmıştır. Yönetim için tehlikeli görüldüğün an sınırlar biter. Çok fazla ağdalı ve dolambaçlı sözcüklere gerek yok. Oyunu yönetimin çizdiği sınırlar içinde oynarsan, sözüm ona demokrasinin göstergesi olarak varlığını sürdürürsün. Gerek açık faşizme gidişi engellemek için oluşturulacak birleşik mücadele, gerekse de açık faşizm koşullarında direnme mücadelesini yürütebilecek yetenekte ve nitelikte örgütlenme kaçınılmazdır. Tüm bunlara ek olarak zamanla askeri darbe ile siyasal islam kutuplaşmasında demokrasi arayanlar, Emperyal kutuplar arasındaki(BATI-ŞİÖ) çatışmasında da demokrasi arayabilirler. Kolay yol kendi dışındaki güçlere yaslanarak sonuç beklemektir.

Örgüt sorununa gelince,Marx ve Engels'e göre “uygun koşullar altında gizli yöntemlere başvuran kimse nasıl bir aptal ise, belli koşullar altında böyle bir şey yapmayan da yalnızca korkaktır.” Lenin'e göre ise çarlık aristokrasi ile yönetilen Rusya'da “gizli ve devrimcilerden oluşmuş” örgütün yığınlar tarafından sarılması. Günümüze kadar gerek dünya gerekse de ülkemizde örgüt deneyleri çoktur. Önemli olan bu deneylerden çıkarılacak sonuçların güne uyarlanmasıdır. Bunu yapabilmenin en belirleyici yanı dünyanın ve ülkenin doğru yorumlanmasından geçiyor.Yani klasik deyimle SOMUT DURUMUN SOMUT TAHLİLİ'dir.

Başka bir dünya mümkün diyenler bunun savaşımını o dünyayı kuracak kesimlerle yapmak zorundadır. Bu kesimler işçiler, işsizler, diğer emekçi kesimler, kır ve şehir yoksullarıdır. Çalışmayı bu kesimlerde yoğunlaştırmak zorundayız. Günün koşullarında devrim anlayışına göre bir çalışma tarzı tartışmasına giremeyiz. Şu an bizim için belirleyici olan VAR OLMAKTIR. Var olmanın yolu da ezilen kesimlerle buluşmak ve onları mücadeleye katmaktır. Geçmiş tarihimize baktığımızda yeteri kadar deneye sahibiz. Yapılması gereken örgütsel yapı motivasyonu ile var olan kadroları bu alanlara kaydırmaktır. Bunun kolay olmadığını, sürekli ve sabırlı bir mücadele, bu mücadeleyi verebilecek nitelikte ve donanımda kadrolar gerektirdiği gerçeğini biliriz. Günümüzde bunu karşılayacak bir yapı olmasa da bir yerden başlanıp yol alınır. Sınıf mücadelesi içinde pişen ve çelikleşen kadrolar ile daha ileri adımlar atılır. Bu kadrolar aynı zamanda birleşik mücadelenin de bel kemiğini oluştururlar. İdeolojik olarak belli oranda ortaklaşmış, örgütsel olarak mücadele alanında sınanmış kadrolardan oluşan bir yapı hem sınıfsal alanda, hem de alan ve sınıf mücadelesini birleştirip yürütebilir. Aksi durumda kağıt üzerinde çok birlik kurar ve dağıtırız.

Sonuç olarak reformizm ile devrimci çizginin farkları günümüz açısından ortadadır. Birincisi çeşitli ittifak ve oluşumlardan çözüm beklemek. Diğeri ise örgütsel gücünle çözüm yaratmak.


                                   27-11-2016 YAHYA TAŞDEMİR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder