REFORMİST ve DEVRİMCİ ÇİZGİ
Reformist ve
Devrimci çizgi tartışması günümüzün en ivedi tartışma
başlıklarından birisidir. Reel sosyalizmin çöküşü ve yeni
liberal dalganın yarattığı düşünsel yıkımın altından
kalkmanın başka bir yolu yoktur. Reformizmin her türünün
yaygınlaştığı ve kafa karışıklığı yarattığı bir ortamda
devrimci bir yolu ancak çizgiler arasındaki farkı koyarak
bulabiliriz.
Reformizmin
tarihine baktığımızda; Bernstein ile başlayan Kautsky ile devam
eden, tarihsel gelişimin koşullarına göre kendini yenileyen bir
siyasi akım. Kendini yenilemesi sınıfsal karşılığının
olmasından ileri gelir. Orta sınıf ve katmanların eğilimlerini
yansıtır. Düşünsel ifadesini ise daha çok küçük burjuva
aydınlarda bulur. İşçi sınıfı ile orta katmanlar arasında
sürekli olarak sınıfsal geçişlerin olması beraberinde düşünsel
geçişleri de getirir. Burjuva ve işçi sınıfı ideolojileri gibi
kesin ayrımları yoktur. Böyle olmasının tarihsel sonuçları
sürekli olarak işçi sınıfı ideolojisi ile çatışmayı
getirmiştir. Uzlaşmacıdır, risk almayı sevmez, sistemin
onarımında görev alır. Tarihteki önemli işlerinden birisi 1918
yılında Almanya'da burjuva milliyetçi tavırları ve işçi
ayaklanlanmasını bastırmaları.1919 yılında Rose Luxemburg'un
reformist Gustav Noske'nin( ikinci enternasyonal üyesi) çizmelerinin
altında can vermesidir. Böyle bir sonuç doğal olarak yol ayrımını
kesinleştirmiştir.
Günümüzde ise
reel sosyalizmin çöküşü kaçınılmaz olarak sosyalizmin
sorgulanmasını getirmiştir. Kapitalist dünyanın propaganda savaşı
işçi sınıf ve diğer katmanları da etkiledi. Sınıf
düşüncesinin savunulamaması beraberinde SAĞ ve SOL popülizme
savrulmayı getirdi. Güney Amerika ve Güney Avrupa'daki bazı sol
popülist olarak isimlendirilen reformist oluşumların devrimcilik
adına sevinçle karşılandığını gördük. Yaşanan karamsar
havada teselli rüzgarı etkisi yarattı. Kitleler açısından
konuyu anlayışla karşılamak mümkün. Devrimcilik iddiası olanlar
için biz niye SYRIZA olmayalım deniyorsa burada ciddi çizgi
sorunu var demektir. Bunu söylerken ezilenlerin en ufak kazanımları
önemlidir ve küçümsenemez. Bu kazanımların ne kadar kalıcı
olacağı ayrı bir tartışma konusu. Burada belirleyici olan
BURJUVA İDEOLOJİSİNE TESLİM olmak BURJUVA ÇÖZÜMLER çerçevesi
içinde kalmaktır. Kullanılan dilin devrimci ve keskin
olması,özellikle kriz döneminin yarattığı ekonomik koşullardan
dolayı sol ve radikal eylemlere yönelmeleri geçicidir. Sınıfsal
konumlarından dolayı uzlaşma masasından uzaklaşamazlar. Gelinen
noktada kaçınılmaz olarak tekrar tekrar reform ve devrim
konularını tartışmak zorundayız.
Sınıflar
savaşımının tarihi sınıfların oluşum evresine kadar gider.
Günümüzde ise modern çağ olarak isimlendirilen kapitalist dönem
beraberinde sınıfsal karşıtlıkları da daha net olarak
oluşturdu. 1789 Fransız burjuva devrimi, feodaliteye karşı
burjuvazi, işçi sınıfı ve köylülüğün ortak savaşı ile
kazanıldı. Devrimin önderliğini yürüten burjuvazi, iktidarı
aldıktan sonra hızla gericileşti ve devrimci özelliğini
kaybetti. Burjuvazinin devrimci niteliğini kaybetmesi, emeğinden
başka satacak hiç bir şeyi olmayan işçi sınıfının bu görevi
üstlenmesini getirdi. İşçi sınıfının devrimciliği sınıfsal
konumundandır. Sınıf bilinci ve savaşımı süreç içinde
kazanılan bir sonuçtur. Çok ucuz çıkarlar için sınıfını
satanlar olduğu gibi, kararlı ve inatçı isyan ateşini
sürdürenler de olmuştur. Eylemi belirleyen bilinç ve örgütlülük
düzeyidir. Günümüzün kolaycı ve toptancı değerlendirmelerinden
kaçınmak gerekir. Kapitalist ve emperyalist dönem boyunca işçi
sınıfı ve diğer emekçi katmanların mücadelelerinde inişler ve
çıkışlar olmuştur. Belirleyici olan SINIFSIZ ve SÖMÜRÜSÜZ
toplum yaratma mücadelesinin devamlılığıdır. Tarihin sonunu
ilan eden emperyalizmin ideologlarının bilmediği veya görmek
istemediği emperyalist-kapitalist dünyanın sonunun geldiği
gerçeğidir.
Devrimci çizgi
ile reformizm arasındaki fark burada önem kazanmaktadır.
Emperyalist düzenin kabulü veye reddi. Ret edilecekse neyin nasıl
yapılacağı. İnatçı ve ısrarcı bir karşı duruş ile birlikte
yaşanmış sosyalizm deneylerinden çıkarılacak sonuçlar. Nasıl
olmamasını gördükten sonra nasıl olması gerektiğini belirleme.
Bunları yaparken sosyalizme olan inancımızı kaybetmeme. Karşı
rüzgarın etkilerini ortadan kaldırıp, tekrar savaşımı
yükseltmek zorunluluğu. Bütün geri çekilmeleri aşacak olanın
işçi sınıfı ve sosyalizm mücadelesinin yükseltilmesinden
geçtiği gerçeği. Karamsarlığa kapılıp var olan koşullara
razı olmak devrimcilerin tavrı olamaz.
Emperyalist
dünya 2008 ekonomik krizini aşamadı ve kriz süreklileşti. Ekonomik krizin çevre ve yeni sömürge ülkelerdeki
etkisi daha güçlü oldu. Beraberinde ekonomik, sosyal ve politik
krizleri yarattı. Arap baharı gibi isimlendirmeler, gelişmeler bu
krizin sonuçlarıdır. Klasik tanımla devrimin objektif koşulları.
Geriye kalan subjektif koşullar. Kısacası subjektif koşulları
sağlayacak örgütlenme sorunu. Neoliberallerin ve post modern
akımların bireyi yücelten yaklaşımına karşı,
ortaklık (kollektivizm) yaklaşımını yükseltmek zorunluluğu.
İşçi sınıfı ve diğer alan mücadelelerini yönlendirip
yönetebilecek, günün koşulları ve gerekleri içinde şekillenecek
devrimciler örgütlenmesine gereksinim olduğu açıktır.
Emperyalizmin
ekonomik krizini en ağır bir şekilde yaşayan, demokratik
devrimini yapamadığı için Kürt sorununu çözememiş,
beraberinde ayni konu ile ilişkin Orta doğudaki güç kapışmasının
içine girmiş bir ülkede yaşıyoruz. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi
15 temmuz darbe girişimi ve yönetememe krizi. Beraberinde
olağanüstü hal gölgesinde başkanlık adı altında açık
faşizm arayışı. Ayrıca siyasal islamın krize girdiği bir
dönemde toplumsal kesimlerde yarattığı boşluk. Kısacası tüm
ezilen kesimlerde var olmanın koşulları mevcuttur.
Burjuva
demokratik işleyişin ve demokrasi kültürünün gelişkin olduğu
ülkelerde bile demokrasinin sınırlarının tartışıldığı ve
daraltıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bizim gibi faşizmin
sürekliliği olduğu ve açık faşizme doğru yol aldığı bir
ülkede demokrasinin sınırlarını kestirmek güçtür. Bir sabah
uyandığımızda TBMM'inde temsil edilen bir partinin eş başkanları
ve milletvekillerinin tutuklanmasına şaşırmıyoruz. Diğer OHAL
uygulamalarını saymıyorum. Bu koşullar altında burjuva
yasallığının içinde varlığını sürdürebilmenin sınırları
çok daralmıştır. Yönetim için tehlikeli görüldüğün an
sınırlar biter. Çok fazla ağdalı ve dolambaçlı sözcüklere
gerek yok. Oyunu yönetimin çizdiği sınırlar içinde oynarsan,
sözüm ona demokrasinin göstergesi olarak varlığını
sürdürürsün. Gerek açık faşizme gidişi engellemek için
oluşturulacak birleşik mücadele, gerekse de açık faşizm
koşullarında direnme mücadelesini yürütebilecek yetenekte ve
nitelikte örgütlenme kaçınılmazdır. Tüm bunlara ek olarak
zamanla askeri darbe ile siyasal islam kutuplaşmasında demokrasi
arayanlar, Emperyal kutuplar arasındaki(BATI-ŞİÖ) çatışmasında da
demokrasi arayabilirler. Kolay yol kendi dışındaki güçlere
yaslanarak sonuç beklemektir.
Örgüt sorununa
gelince,Marx ve Engels'e göre “uygun koşullar altında gizli
yöntemlere başvuran kimse nasıl bir aptal ise, belli koşullar
altında böyle bir şey yapmayan da yalnızca korkaktır.” Lenin'e
göre ise çarlık aristokrasi ile yönetilen Rusya'da “gizli ve
devrimcilerden oluşmuş” örgütün yığınlar tarafından
sarılması. Günümüze kadar gerek dünya gerekse de ülkemizde
örgüt deneyleri çoktur. Önemli olan bu deneylerden çıkarılacak
sonuçların güne uyarlanmasıdır. Bunu yapabilmenin en belirleyici
yanı dünyanın ve ülkenin doğru yorumlanmasından geçiyor.Yani
klasik deyimle SOMUT DURUMUN SOMUT TAHLİLİ'dir.
Başka bir
dünya mümkün diyenler bunun savaşımını o dünyayı kuracak
kesimlerle yapmak zorundadır. Bu kesimler işçiler, işsizler,
diğer emekçi kesimler, kır ve şehir yoksullarıdır. Çalışmayı
bu kesimlerde yoğunlaştırmak zorundayız. Günün koşullarında
devrim anlayışına göre bir çalışma tarzı tartışmasına
giremeyiz. Şu an bizim için belirleyici olan VAR OLMAKTIR. Var
olmanın yolu da ezilen kesimlerle buluşmak ve onları mücadeleye
katmaktır. Geçmiş tarihimize baktığımızda yeteri kadar deneye
sahibiz. Yapılması gereken örgütsel yapı motivasyonu ile var
olan kadroları bu alanlara kaydırmaktır. Bunun kolay olmadığını,
sürekli ve sabırlı bir mücadele, bu mücadeleyi verebilecek
nitelikte ve donanımda kadrolar gerektirdiği gerçeğini biliriz. Günümüzde bunu karşılayacak bir yapı olmasa da bir yerden başlanıp yol alınır. Sınıf mücadelesi
içinde pişen ve çelikleşen kadrolar ile daha ileri adımlar
atılır. Bu kadrolar aynı zamanda birleşik mücadelenin de bel
kemiğini oluştururlar. İdeolojik olarak belli oranda ortaklaşmış,
örgütsel olarak mücadele alanında sınanmış kadrolardan oluşan
bir yapı hem sınıfsal alanda, hem de alan ve sınıf mücadelesini
birleştirip yürütebilir. Aksi durumda kağıt üzerinde çok
birlik kurar ve dağıtırız.
Sonuç olarak
reformizm ile devrimci çizginin farkları günümüz açısından
ortadadır. Birincisi çeşitli ittifak ve oluşumlardan çözüm
beklemek. Diğeri ise örgütsel gücünle çözüm yaratmak.
27-11-2016 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder