26 Eylül 2018 Çarşamba

DEĞİŞEN SİSTEM ve DİRENİŞ

                                DEĞİŞEN SİSTEM ve DİRENİŞ

Gramsci'nin tanımı ile “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı”. Tanımlama tüm dünya için geçerliğini korusa da, daha çok günümüz Türkiye'sine denk düşüyor.

Canavarlar zamanını yaratan emperyalist sistemin krizi ve çıkışsızlığıdır. Krizin ülkelere yansıması ülkelerin gelişkinlik seviyeleri ve uluslararası sermaye ile girdikleri ilişkinin boyutlarına göredir. Arjantin ve Türkiye gibi dış sermaye bağımlısı ve kırılgan ülkeler krizi en derin boyutları ile yaşamaktadır. Yerli ve uluslar arası sermayenin bulduğu çözüm tek merkezden ve baskıcı yönetim şeklidir. Böyle bir eğilim saray yönetiminin sınıfsal bir tercih olduğunu tartışmasız bir şekilde gösteriyor. Doğaldır ki böyle bir konumlanışın karşısına sınıfsal bir konumlanış ile çıkılmak zorunludur. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm ezilenleri kapsayacak programatik ve örgütsel çerçevede sürdürülebilecek bir direniş mücadelesi. Sınıfsal temele oturmayan palyatif çözüm önerilerinin sistemin hizmetinde olduğu unutulmamalıdır.

Böyle bir yaklaşımın karşılaşacağı en yakıcı sorusu nasıl olacağıdır. Özellikle günümüz solunun sınıfsal ilişkilerinin seviyesi dikkate alındığında yanıtlanması zor olsa da olanaksız değildir. Dünya deneyleri incelendiğinde çıkarabileceğimiz ders çoktur. Gerek Sovyet devrimi, gerekse de Avrupa gibi ülkelerde yaşanan toplumsal kalkışmaların başlangıç dönemlerinde çok fazla güçlü olmadıklarıdır. Güç toplama daha çok toplumsal kavgaların geliştiği dönemlerde olmuştur. Ülkede yaşanan kriz ve beraberinde gelişen direniş hareketleri yol göstericidir. Direniş mücadelesi sürdürenlerle dayanışma ve destek verme önemlidir. Fakat asıl önemlisi dışarıdan değil mücadelenin içinden ve mücadele edenlerle birlikte sürdürmektir. Solun gelecek süreçteki sınıfsal karşılığını bulmasının başarısı buradan geçmektedir. Yapılması gereken düşünsel, örgütsel ve pratik yanıtlar üretmektir. Geçmiş sürecin alışkanlık ve geleneklerinin oluşturduğu tutuculuk hızla aşılmalıdır. Sistem değişti diyorsak, yeni sisteme karşı eski dönemin politik refleksleri ile yanıt verilemez. Burada konunun tespitinden öte tespitin bilince çıkarılıp pratik süreçlerdeki yansımalarıdır. Buradan var olan mevzilerin terk edilmesi gerektiği gibi bir yoruma gidilmemelidir. Tam aksine var olanı koruma ve yeni kazanımlar için atağa geçilmesi gerektiğidir.

Demokrasi mücadelesi platonik aşkla yürütülemeyeceğine göre sınıfsal çözümlemeler ve sınıf davranışları önemlidir. “Yoksulların isyanının sonucu olarak ortaya çıkan demokrasi, baskı altındaki çoğunluğun siyasi yaşamı etkilemek üzere oluşan kolektif iradesidir” (David McNally-başka bir dünya mümkün- s. 280). Ülkemiz açısından da kolektif iradenin ortaya çıkarılması önemlidir. Burada belirleyici işçi sınıfının sınıf tavrı ve beraberinde işsizler, yoksullar ve baskı altında olan tüm ara tabakaların birleşik bir mücadelesini örgütlemektir. Doğaldır ki bu da beraberinde ortaklaşılan bir program ve örgütsel ilişkiyi zorunlu kılar. Böyle bir görevi günümüzün kurumsallaşmış yapılarından beklemek ham hayaldir. Burada görev yine kendini devrimci ve solcu diye tanımlayanlara düşüyor. Militan bir mücadele, militan kitle örgütleri yaratma ve tüm bunları tamamlayan militan bir mücadele örgütü. Zapatistaların dediği gibi “umudun yenilgiye uğradığı, haysiyetin yenildiği, insanlığın sona erdiği” yalanına inanmamak önemlidir.

Direniş mücadelesinin çok yönlü bir mücadele olduğu gerçeği üzerinden hareketle tüm toplumsal hareketleri kapsaması gerektiğidir. Sınıfsal kesimlerin yanında, sekülerizm-çevre-kadın ve kimlik hareketlerini de içermesi. Kürt ulusal hareketinin hareket merkezinin orta doğu eksenine kaydığı genel kabul görse de böyle bir tanımlamanın arkasına saklanıp konuya duyarsız kalamayız. Ayrıca Kürt nüfusunu ağırlığının batının emekçileri olduğu unutulmamalıdır. Doğuda yaşayan kır yoksullarını da düşünürsek birlikte mücadele edeceğimiz çok geniş bir yelpaze var. Burada belirleyici olan milliyetçi duygularla hareket etmeyip sınıf eksenini temel almaktır. Böyle bir yaklaşım ve mücadele günümüzde var olan politik davranış biçimlerini hızla değiştirecektir.

Ülkemizde bir şeyler değişecek ise veya değiştirilecek ise bunun kendiliğinden olmayacağı açıktır. Ayrıca ekonomik kriz kaynaklı spontane direnişlerin de süreç içinde bir şekilde sonlandırılacağı bilinmelidir. Yapılması gereken saha kenarında top koşturmak değil, sahada oyuncu olmak ve oyunun hakkını vermektir. Geçmiş dönemlerin yılgınlıklarını da aşabilecek pratik süreçtir. Sınıf mücadelesi dışında kalan kişi ve kurumların çürümüşlüğü gerçeğini atlayamayız. Sözün özü hayat ağacı YEŞİL yapraklarını çıkarmak istiyor . 

                                                YAHYA TAŞDEMİR. 26-09-2018







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder