20 Nisan 2024 Cumartesi

FAŞİZM- 2-

 

                                   FAŞİZM-2-  


                          2OO0' Lİ YILLAR:  DÜNYA VE TÜRKİYE

İki kutuplu dünya, real sosyalizmin çöküşüyle ortadan kalktı. ABD'nin başını çektiği tek kutuplu dünya kaldı. Bazılarının anlatımı ile kapitalizm kalıcıydı. Bu koşullarda ABD dünyayı yeniden şekillendirme görevine soyundu. Öncelik doğal olarak enerji kaynaklarının bulunduğu ORTA-DOĞU' uydu. Daha önceden Sovyetlere karşı eğittiği ve savaştırdığı yapılar gelinen aşamada radikal olarak damgalandı ve kullanım süreleri dolduğu için devreden çıkarıldı.  İslam toplumunun tümünü karşılarına alamayacaklarına göre, RADİKAL ve ILIMLI ayrışmasına gittiler. Ayrıca buradaki ülkelere "DEMOKRASİ" de gerekiyordu. Kısacası enerji kaynaklarının ele geçirilmesi için gerekenler yapılacaktı. Tüm bu planlamalar yapılırken ne hikmetse 11 eylülde ikiz kulelere saldırı oldu.

Ülkemiz; ABD'nin yeni yönelimleri için en uygun koşullara sahipti. Müslüman ve laik bir ülkede ılımlı islamın uygulanması için tüm koşullar hazırdı. Önemli olan süreci yönetebilecek politik oluşum. Bu konuda çok zorlandıkları söylenemez. İlişkilerinin iyi olduğu ABDULLAH GÜL ve TAYYİP ERDOĞAN yeni göreve hazırdı. Ilımlı islamın yönetimde olduğu, "demokratik" bir ülke orta doğu için model olabilirdi. Büyük orta doğu projesi için koşullar hazırlandı. AKP Açısından da böyle bir proje can simidi görevi görecekti. 28 şubat süreci, laik-kemalist kesimler tarafından mağdur edildiklerini düşünenler için bir güce dayanmak önemliydi. AKP'nin ilk dönemdeki AB yanlısı tutumu da aynı çerçevede değerlendirilir. İktidarın nimetlerinden yararlanmak, mağdur edildiklerini düşündüklerine karşı oluşan kinini açığa çıkarmak, beraberinde DAVA diye isimlendirdikleri yolda yürürken işlerine yarayacak olanakları kullanmak. AKP' nin  meşrutiyet araçları hazırdı. 

Ekonomik açıdan bunalımlı bir sürecin ardından, neoliberal politikalardaki sapmaları yoluna koyan DERVİŞ sonrası için süreci uluslararası sermaye ve yerli sermaye güçlerinin istemleri doğrultusunda yürütecek yeni bir iktidara gereksinim vardı. ABD açısından ekonomik-siyasi ve savaş politikalarına destek olacak ortak hazırdı. Ayrıca bu konuda kendilerine destek için gerekli sözler de verilmişti. Her ne kadar IRAK tezkeresinde bir yol kazası yaşanmış olsa da iş birliği süreci devam etti. Ayrıca ülkenin gereksinimi olan dış kredi koşulları da uygundu.

                                                 İKTİDAR OLUŞ 

Mağduriyet ve demokrasi söylemi üzerinden iktidara geldiler. "DP' den beri klasik iktidara geliş söylemi devam etti. (Gerçi daha önceden kendilerine "BEYAZ SARAYIN" kapıları açılmıştı.) Özellikle demokrasi söylemi ve AB ilişkileri ülkemizde kendini solda ifade eden bir çok aydını etkiledi. Bunlara yolunu kaybetmiş marksist kökenlileri de ekleyebiliriz. Bu dönemde gerek uluslar üstü sermaye-gerek TÜSİAD -MÜSİAD ilişkilerinde ciddi bir sorun yaşanmadı. Zaman zaman TÜSİAD çevresiyle yaşanan gerilimler olsa da ipleri koparacak dereceye gitmedi. Kısacası sermaye güçleri tarafında bir sorun yoktu.

Tüm bu süreçlerde DEVLET YAPISINA hakim olma mücadelesini sürdürdüler. Askeri bürokrasinin etkinliğini kırmak ve kendi kontrollerine almak için ERGENEKON operasyonları yaptılar. Böylece 2010 ANAYASA referandumuna gelindi. Demokrasi-AB-12 Eylül dönemi yöneticilerinin yargılanacağı vaadi birçok kesim için cazipti. Öyle ki YETMEZ AMA EVETÇİLER türedi. Böylece gelecek planlarının yolu açılmıştı. Şimdi YENİ OSMANLICILIK dedikleri politikayı daha rahat uygulamaya sokabilirlerdi. Cemaat yapısının hakim olduğu, çok uluslu oluşumu kapsayan ve dini öğretinin günümüz yorumuyla yollarına devam edebilirlerdi. Doğaldır ki böyle bir süreç EŞİT YURTTAŞLIK -HALK EGEMENLİĞİ- ULUS DEVLET yapısının ortadan kaldırılması demektir. Başka bir anlatımla ANAYASA' nın yok sayılmasıdır. Böyle bir işleyiş güçler ayrılığını yok ettiği gibi, hukuksal hakları da ortadan kaldırır.

                                                     HAZİRAN İSYANI 

2013 Mayıs ayına kadar engelsiz bir şekilde yollarına devam ettiler. Hak kayıpları ve beraberinde oluşan hoşnutsuzluk toplumu iyice gerdi. Gezi parkında çevre mücadelesi olayın ateşleyicisi oldu. Cumhuriyet tarihinin en barışçıl isyanı yaşandı. Böyle bir süreçten sonra DAVA diye tanımladıkları yolda daha fazla ısrarcı olunmaz gibi bir kanı oluşmuştu. Ne yazık ki bir müddet koşulların yatışmasını bekleyerek yollarına hiç bir şey olmamış gibi devam ettiler. Gezi isyanının etkilerinden korktukları için göze batmış bazı kişileri cezalandırıp topluma göz dağı verdiler. Kapitalizmin genel krizinin bir parçası olarak uluslar üstü sermayenin talepleri doğrultusunda daha baskıcı bir yönetime yöneldiler. Dini fraksiyonların devlet üzerinde etkin olma mücadelesi 15 TEMMUZU getirdi. Krizin avantaja dönüştürülmesi için gerekli koşullar oluşmuştu.  Olağan üstü hal ilanı ile elde edilen yetkiler yol almalarını kolaylaştırdı. Ayrıca diyanet işleri başkanlığının etkinliği arttırılarak saray yönetiminin en büyük destekçisi oluşturuldu.

Dünya ekonomik krizinin etkileri bir türlü aşılamıyor. Daha önce uyguladıkları "NAS" Politikası ile faizi baskı altında tutarak alt sınıflardan, üst sınıflara ciddi bir sermaye aktarımı yaptılar. Daha sonra "REALİST" ekonomik politika olarak isimlendirilen döneme geçildi. Faizler yükseldi ve beraberinde ENFLASYON yükselerek alt sınıfların alım gücü düşürüldü. Gelinen noktada emekçi ve yoksul kesimler daha fazla yoksullaştı. Tüm bunlar olurken bankaların ve tekellerin karlarının aşırı yükselişi dışında ekonomik işleyişte olumlu bir gelişme olmadı. Her iki dönemde de döviz girişi sağlanamadı. Arap ülkelerinden alınabilen sınırlı bir sermaye dışında giriş olmadı. Son dönem polis operasyonlarından anlaşıldığı kadarıyla daha çok yasa dışı yollardan sermaye girişine göz yumulmuş. Şimdi yılın ikinci yarısında "FED"in faiz kararı beklenir oldu. Başka bir anlatımla faiz oranlarının düşmesi ile sermaye akışının olabileceği beklentisi.

                                           YEREL SEÇİMLER 

Yerel seçimde özellikle yoksullaşan kesimlerin tepkisi ile yönetim bloku küçümsenmeyecek kayıplar yaşadı. Böyle olması genel tanım ile "BİR NEFES ALMAK" olarak algılandı. Doğrusu da bu olsa gerek. Daha fazla anlamlar yükleyip sürecin aşılacağını sanmak biraz fazla iyi niyetli bir yaklaşım olur. Toplumda oluşan kendiliğinden tepkilerin kalıcı olmadığı, çok kolay farklı alanlara yönlendirildiği bilinir. 1989' daki ÖZAL karşıtlığı temelinde SHP'nin yerel seçim başarısı, 2013 haziran isyanı yaşanılan yakın örneklerdir. Bazı kaynaklara göre on üç buçuk milyon insanın sokağa çıktığı bir eylem bile var olan iktidarın sonunu getirememiştir. 

İktidar bloku; devlet ve toplum içinde küçümsenmeyecek örgütlülüğe sahiptir. Yerel seçim kaybı ile eriyip gideceklerini beklemek gerçeklikten kopmaktır. Seçimlerin sağlıklı olup olmaması bir yana, seçim sonuçlarına ne değer verecekleri de ayrı bir tartışmadır. VAN seçim sonuçlarının kabul edilmesi güçlü bir toplum tepkisinin sonucudur. Seçim sonrası duyarlılığın sürekli olmayacağı da düşünülmelidir. Ayrıca iktidarın küçük ortağının "BU ÜLKE SEÇİM İLE KURULMADI" sözünün bir anlamı olsa gerek. Bu tür sözleri salt tehdit olarak algılamak işin kolayına kaçmak veya tehlikeyi görmemektir. Tüm bu tanımlamalar iktidar blokunun ve ilişkilerinin yaratacağı zorlukları gösterir

 Burada kaçırılmaması gereken nokta yerli ve yabancı sermaye güçlerinin yönelimidir. Makas değiştirme ve daha yumuşak bir süreç ile yola devam etmek kendileri için daha akılcı gözükmektedir. Daha fazla rızanın üretildiği bir sürece yönelinecek gibi gözüküyor. REALİST diye tanımlanan ekonomik sürecin belirli bir evresinde, faturayı da var olan iktidara kesip yeni bir iktidar değişimi büyük olasılıktır. Böyle bir süreç uygulamaya konulduğu andan itibaren eski iktidar güçlerinin çok fazla direnme şansı kalmaz. Ülke tarihi bu konuda yeterli deney birikimine sahiptir. Dokunulmaz gözüyle bakılan yapılara yapılanlar en yakın örneklerdir. Kısacası sınıfsal hakimiyet son sözü söyler.

  MAKAS DEĞİŞİMİ VE EKONOMİK-DEMOKRATİK- POLİTİK MÜCADELE

Dünya genelinde yaşanan ekonomik krizin aşılamaması, dayatılan çatışma ve savaş koşullarını artması genel anlamda ciddi riskler içermektedir. Ayrıca neo-liberalizmin yarattığı küreselleşme düşüncesi ciddi darbe yemekte, ulusal kapanmalara yönelik düşünceler giderek artmaktadır. Ülkemiz de coğrafi olarak sıcak çatışma bölgesinde bulunmaktadır. Çatışma koşulları olası ekonomik, toplumsal ve politik gelişmeleri etkiler.  Ayrıca BOP projesi ve ılımlı islam yönetimler teorisi büyük oranda geçerliliğini yitirmiştir. Böyle olması ABD ve diğer emperyalist merkezler açısından AKP yönetiminin devamlılığı diye bir sorun belirleyici değildir. Emperyalist merkezler açısından önemli olan ilişkilerin sürekliliği ve uyumudur. Gelecek dönem yönetim erkinde CHP ve EKREM İMAMOĞLU olması memnuniyetle karşılanır. Böyle olması yönetim biçimi, araç ve yöntemleri açısından çok fazla değişim getirmez. Sınıfsal konumlanış ve sömürü sistemi aynı şekilde işler. Değişim; din temelli kültürel hakimiyetin zayıflatılması, seküler yaşamın gelişimi şeklinde olabilir. 

Toplumsal yaşam ve sınıfsal konumlanış, hak mücadeleleri böyle zamanlarda daha fazla gündeme gelir. Yeni iktidara gelecek olan doğal olarak daha demokratik bir yaşam ve ezilenlerin ekonomik sorunlarının iyileştirileceği savlarını ileri sürer. İktidar değişiminin yaratacağı boşluklar, demokrasi ve haklar söylemi kitlelere ve kitle örgütlerine hareket olanakları sunar. Bu koşulları değerlendirebilen kitle örgütleri ve sendikalar toplumsal güç  olma ve hak alma olanaklarını genişletebilirler. Bilinen bir denklem üzerinden gidersek DEMOKRASİ ve EZİLEN SINIF hakları, sınıflar arası güç çatışmasının sonucunda oluşur. Böyle bir süreç iyi değerlendirilebilinir ise; Sınıfsal sömürünün iyice arttığı, yoksulluk ve açlığın dayanılmaz bir aşamaya geldiği bir evrede bazı iyileştirmeler sağlanabilir. 1989 madenci yürüyüşü ve diğer alanlardaki işçi hareketleri bazı DÜZELTME hareketini zorunlu kılmıştır. DÜZELTME hareketi olarak tanımladığım ezilenlerin ve yoksuların yaşamlarının sınırlı olarak iyileştirilmesini ifade eder. Demokratik gelişim ise daha güçlü sınıfsal ve toplumsal mücadeleleri gerekli kılar. Sermaye için belirleyici olan DEMOKRASİ değil, kendi haklarının korunması ve sistemin sorunsuz işleyişidir.

Gerek demokrasi gerekse de sınıfsal alanda güçlü ve kalıcı kazanımlar daha çok marksist anlayıştan hareketle mücadele yürüten örgütlenmeler tarafından gerçekleştirilmiştir. Sosyal devlet uygulamalarını zorlayan önemli etkenlerden birisi "sosyalist" diye tanımlanan ülkelerin varlığıdır. Günümüzde ise bölge ve ülkelere göre farklılık içerse de marksist sol büyük oranda toplumsal güç olmaktan çıkmıştır. Ülkemiz açısından bakıldığında toplumsal karşılığı olan marksist bir sol mevcut değildir. Yönetme işi de alternatifsiz bir şekilde sistem partilerinin yer kapma mücadelesine dönüşmüştür. Yakın geçmiş ve yakın gelecekte de bu durum sürecek gibi gözükmektedir. Günü kavrayan marksist yorum-örgütlenme ve mücadele oluşuncaya kadar bu süreç devam eder. Kendini bu konuda sorumlu hissedenler; "MEHTİ BEKLEMEDEN" basitten zora, tabandan yukarıya doğru, hayat içinde ve sınıf çıkarları temelinde bir mücadelenin parçası olmak zorundadır. Geçmiş mücadeleler yararlanmak için gerekli deney birikimine sahiptir.

                                  YAHYA TAŞDEMİR.  20- 02- 2024  



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder