TEHLİKELİ GİDİŞ
30 Ekim 2024 tarihinde Esenyurt belediye başkanı ile başlayan belediyelere el koyma operasyonu giderek tüm toplumu teslim almaya yönelmiştir. Temsili sistem olarak isimlendirilen işleyişi tümüyle ortadan kaldırmak için ne gerekiyorsa yapılıyor. Kısacası Cumhuriyet dönemi sistem işleyişi bitirilmek isteniyor. Son durağa gelince yolun sonu görünmüş olacak.
MODERNİZM - İLERLEME VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ
Osmanlının son döneminde kapitalizmin gelişimi ile birlikte Avrupa kökenli düşünce akımları da karşılığını buldu. Çöküş dönemi Osmanlı için çözüm arayışları arttı. Burada belirleyici olan modernizm ve ilerleme ile dini temelli veya Osmanlıcı tutucu akımların mücadelesi oldu. Günümüzde de karşılığını bulan böyle bir mücadelenin devam etmesidir. CHP geçmişten gelen modernist ve ilerlemeci akımların devamcısı, kurtuluş savaşını yürüten ve Türkiye Cumhuriyetini kuran bir geleneğin partisidir. Ülkedeki kapitalizmin gelişiminde belirleyici rol oynamıştır. İki çizgi arasındaki mücadele tek partili dönemde toplumsal kesimleri etkilemek üzerinde sürerken, çok partili dönemde ise partisel oluşumlar üzerinden de sürmüştür. Dönemin özelliği ve kapitalist gelişmenin dayattığı ilerleme eğilimi belirli bir süre için CHP' nin elini güçlü kılmıştır. 1946 sonrası ve çok partili dönem ise güç mücadelelerinin olduğu inişli-çıkışlı bir süreçtir.
Günümüze gelince emperyalist sistem krizini aşamamış, çürümüşlük içinde boğuşmakta, son çare olarak savaş ve baskıcı yönetimler ile ömrünü sürdürmeye çalışmaktadır. Sınırda kapitalizmin çözümü her zaman olduğu gibi FAŞİZMDİR. Günün modası (otoriter-totoliter) gibi süslü tanımlamalar işin özünü kapatamaz. Ülkemize biçilen de böyle bir yönetim tarzının tamamlanması görevidir. Böyle bir yönetim tarihsel kotlar üzerinden neo liberal sermayenin talebidir. "Sermaye demokrasi ister" söylemi günün koşullarında uydurulmuş bir ifade şeklidir. Sermaye yalnız kendi çıkarlarının garanti altında olmasını ister. Gelinen aşamada CHP laiklik tutumu üzerinden aşılması gereken bir engel olarak görülmektedir. Ayrıca CHP'nin bir burjuva partisi olması ve bünyesinde burjuvazinin çeşitli kesimlerin olması doğası gereğidir. Böyle bir partinin zayıf yanı ise ekonomik yapısından dolayı geçirgen olması, sıkıştıkları zaman çıkarları yönünde hareket etmeleridir. AKP'ye geçenleri bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca kitlesel miting türü mücadelenin de sınırlarına gelinmiştir. Tüm bunlara yorgunluk belirtilerini de eklersek konunun önemi daha anlaşılır olur. Uzun sözün kısası salt CHP'ye dayanan mücadelenin çok fazla şansı yoktur. Ayrıca sistemin uygulamalarından mağdur olan emekçiler-emekliler ve tüm çalışanların mücadeleye ağırlığını koyması zorunluluktur.
SINIFSAL MEVZİLENME
Küresel sermayenin geldiği aşama, devletleri salt güvenlik ile uğraşan yapılara dönüştürdü. Devletin kamu hizmeti görevi sonlanmış oldu. Devletin rıza üretme rolünün kalmaması, salt baskı ve şiddete dayanması meşrutiyetinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. Meşruluk oluşturmanın yolu düşman ülkeler yaratma ve savaş oldu. Savaşın sonuçlarının ne olduğu da Filistin halkının yaşadıklarına bakılarak görülebilir. Sayıları parmakla sayılacak kadar az, bir avuç finans sermayesi ve yerli iş birlikçilerinin yürüttüğü böyle bir yönetim biçimine ülkelerin gerçek sahipleri olan tüm emekçiler sessiz kalacak mıdır? Başka bir soru ile ne zamana kadar katlanacaktır. Sorunun yanıtı hayatta karşılığını bulduğu oranda gerçeğe dönüşür. Böyle bir gerçeklik meşruiyet arayışlarının halkta değil, başka mecralarda aranmasını getirmektedir. Bunun tipik örneği son dönemde ülkemizde yaşananlardır.
Burada kaçınılmaz olarak bir sınıfsal mevzilenmenin oluşturulması gerçeği karşımıza çıkar. Belirleyici olan üretimdeki (beden ve fikir işçiliği) tüm emekçilerin kendi ve içinde yaşadıkları ülkenin çıkarları için mevzilenmesi gereğidir. Bu mevzilenme sistemin sorgulanması, sistemin uygulamalarına karşı tavır alış ve beraberinde mücadele örgütlerinin yaratılmasıdır. Başka bir tanımla; düşünsel tavır alış, pratik mücadele ve mücadeleyi yürütecek örgütsel ilişkileri yaratmaktır. Örgütsel ilişki tanımı mücadelenin gereksinmelerini karşılayacak tüm yapıları kapsar. Sınıfsal tavır kaçınılmaz olarak farklı bir mevzilenme alanıdır. Böyle bir mevzilenme sermaye akımlarının (ister modernist ilerlemeci olsun-ister tutucu) hiç birisi tarafında hoş karşılanmaz. Osmanlının son dönemi, tek parti ve çok partili dönemde yaşanmış bir çok olay bize yol gösterir. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının acı sonu öğreticidir. Ayrıca tek parti sonrası 1946 seçimlerinde bazı sol aydınların daha özgürlükçü ortam olur diye destekledikleri DP döneminde çok kısa zamanda düş kırıklığı yaşadığı gerçeği önümüzde durmaktadır.
Sınıfsal tavır güçlü bir direnme hattının kurulmasıdır. Böyle bir hat başta işçi sınıfı olmak üzere tüm çalışanların ve emeklilerin ortak mücadelesi ile kurulabilir. Böyle bir mücadele bir yandan bu günden yarına geriye gidişin önünü keserken, diğer yandan gerçek kurtuluş olan eşitlikçi toplum yaratmanın taşlarını döşer. Tavırları bu günden geleceğe yol gösterici olur. Kendilerini sol-sosyalist ve komünist olarak isimlendiren yapıların takındıkları tavır, kendi konumları ile uygunluğu tartışmaya açıktır. Daha özgürlükçü olmak, bir nefes almak gibi geçici beklentiler genel izlenmesi gereken çizgiden kopmayı getirebilmektedir. Günümüz ekonomik ilişkilerinin belirleyiciliği yeni gelecek yönetimler için de geçerlidir. Değişiklikten yararlanacaklar yeni iş birlikçiler ve onların çevreleridir. Sosyal devlet olayı sermaye-mülkiyet ve sömürü ilişkileri değişmeden olanaksızdır. Dünya'daki sermaye birikiminin geldiği aşama buna olanak tanımamaktadır. Talep olarak istemler ileri sürülür. Ne yazık ki gerçekliğin duvarını aşmak kolay değildir.
DİRENİŞ HATTI
Direniş hattı nasıl örülebilir. Öncelikle günümüzde var olan "BİR ŞEY YAPILAMAZ" ön yargısını yıkmak kaçınılmaz. Yaşanmış tarih ve deneyler günümüzde kendini çaresizlik olarak yansıtmaktadır. Yapmak için yola çıkmadan neyin yapılamayacağını öngörmek, olsa olsa yılgınlık göstergesidir. Sınıfsal çelişkilerin, sömürünün ve yoksulluğun dayanılmaz noktaya geldiği günümüzde, sorun kendini devrimci diye tanımlayanlardır. CHP eylemlerinde boy göstermek, gölgesine sığınmak bir şeyler yapıyor görüntüsünün ötesine geçmez. Gerek birey olarak, gerekse de örgütlü ilişki olarak kavganın olduğu her yerde, içinde ve parçası olmanın dışında yol gözükmemektedir. Günümüzün moda anlayışı resim çekip, sosyal medyada paylaşmak sorunu çözmüyor.
Geçmişe masal anlatmak olarak değil ders çıkarmak olarak bakarsak gereğinden fazla örnek bulunur. Gecekondu bölgesinde can güvenliği ve barınma sorununun giderilmesi için bulunmadan, gecekondu halkı ile ortak mücadele yürütülür müydü? Aynı zamanda öğrenim hakkının engellenmesi karşısında, faşistlerle kavgayı göze almadan öğrenci mücadelesinde var olmak mümkün müydü. İş yerlerinde işçi hak mücadelesinin parçası olmadan işçi sınıfı ile organik ilişki kurmak olanaklı mıydı? Soruları çoğaltmak ve yanıtlarını düşünmek gerekiyor. Görünen o ki, gerek Dünya gerekse de ülke emek ve demokrasi mücadeleleri zorlu süreçlerden geçmiş, özverili çalışmalar sayesinde yol almıştır. Günümüzde koşullar ve riskler daha fazla artmış, daha sert mücadele şekilleri zorunlu hale gelmiştir.
Gelinen evrede sorunları seyretmek veya edebiyatını yapmak yerine mücadelenin parçası olmak kaçınılmazdır. İstemenin yerini yapma iradesinin alması gerekiyor. İçi boş birleşik cephe çağrılarının hayatta karşılığı yoktur. Cephesel örgütlenmeler mücadele alanlarında (fabrikalarda-atölyelerde-okullarda ve mahallelerde) kurulur. Halkımızın kullandığı bir deyim vardır; KURU DONLA BALIK TUTULMAZ.
YAHYA TAŞDEMİR 09-11-2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder