KANLI
GİDİŞ
Ülkede
son yaşananlara bakınca başka bir başlık atmak olanaksız. Yeni
bir iktidar değişim sancılarının yaşandığı günlerde her
zaman olduğu gibi fatura sola, emekten, barıştan ve insanlıktan
yana olanlara çıkıyor. Birçok kişinin ifade ettiği gibi ölüm
hep bize düşüyor.
Çok
gerilere gitmeden cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan süreçlere ve
politikalara bakmadan sağlıklı sonuçlara gitmek mümkün değil.
Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine baktığımızda çizgisini büyük
oranda İTTİHAT VE TERAKKİ kadrolarının belirlediği SÜNNİ-
HANEFİ İSLAM ve TÜRKÇÜ bir politik hat görürüz. Bu hat tekçi
ve asimilasyoncu olduğu için doğal olarak baskıcıdır. Bu
baskıcı yan zaman zaman Kürt isyanlarının imhacı bir şekilde
bastırılmasını sağlarken, zaman zaman da başta komünistler
olmak üzere her türlü muhalif harekete karşı her türlü zulmü
meşru görmüştür. Bu çizgi daha sonraları TÜRK-İSLAM sentezi
olarak isimlendirilmiştir.
Kuruluş
süreci ve felsefesi
demokratik bir mücadeleyi içermediği,daha çok askeri bürokrasinin
önderliğinde yapılan kurtuluş savaşı ile kurulan ülkemizde
iktidar değişimleri
dönemin koşullarına göre hep sancılı olmuştur.
1946-1971-1980-1992-VE 2000. Bu
gün yaşadığımız da bu sürecin devamıdır. TÜRK-İSLAM
SENTEZİNİN İslam yanı ağır basan(ılımlı İslam olarak
isimlendirilen) bir sürecin de sonuna geldik. Başta ABD
emperyalizmi olmak üzere, genel olarak emperyalizmin ILIMLI İSLAM
teorisi çöktü. Çöken bir düşünce akımının ülke
uygulayıcılarının direnmeleri sonucu değiştirmez.Yalnızca
geçişi zorlaştırır ve günümüzde olduğu bazı acıların
yaşanmasına neden olur. Kısacası dış medya organlarının
belirttiği gibi "TEK ADAM" yönetiminin istemlerine göre sürecek bir
yaşam yoktur.
Yukarıdaki
tanımlamalar daha çok emperyalizm ve sermaye güçlerinin
rolleriyle ilişkindir. Bir de buna bütün bu süreçlerin acılarını
yaşayan emek-demokrasi-sosyalizm ve barış savunucuları açısından
bakmak gerekiyor. Bütün süreçlerin bedelini ödeyen solcular ve
devrimcilerin yapabildikleri ve yapamadıkları nelerdir. Hem
faturayı ödeyen olmak hem de muhatap olamamak gibi bir sonuçla
karşı karşıyayız. Düzen içi araç ve yöntemlerle oluşturulan
mücadele geleneği ve kültürü ile düzen dışı muhalefet
geliştirilebilir mi? Başka bir tanımlama ile klasik burjuva
demokrasisinin işlediği ülkeler ile ülkemizdeki mücadele araç
ve yöntemler ayni olabilir mi? Kısacası hepimizin hızlı
bir sorgulayıcılık sürecinden geçmemiz gerekiyor. Doğru söz
söylemenin kulağa hoş
gelen bir tınısının dışında karşılığı yoktur, Doğru araç ve yöntemlerle hayata
ne kadar müdahale edebildiğimiz önemlidir. Aksi durumda geçmişte
olduğu gibi gelenleri ve gidenleri seyrederiz. 1980 den bu yana sürekli birilerinden kurtulmaya
çalışırken daha kötüleriyle karşılaştık.
Ne
yapmamız gerektiği konusunda biraz tarihe bakmakta yarar var.
Tarihsel süreçlerde yaşananlardan dersler çıkararak, tekrara
düşmeden,yeni koşulları ve mücadele yöntem ve araçlarını
gözden geçirmek gerekiyor. Bunu yaparken de MAHİR'İN deyimiyle
patlamayan eski tüfeklerle alınacak yol olmadığını da görelim.
27 Ekim-12015
YAHYA TAŞDEMİR.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder