HALK
MECLİSLERİ
HALKIN
İKTİDAR ORGANLARI
Halkın
yönetime doğrudan katılımı, karar alma süreçlerinde ve
uygulama evresinde bulunması, doğrudan demokrasinin işlediği
deneyler, insanlık için sürekli ilgi odağı olmuştur. Yakın
tarihimiz açısından bakarsak; Paris komünü – Sovyetler –
Alman fabrika komiteleri – İtalya'da işçi konseyleri - İspanya
iç savaşında işçi- köylü örgütleri - ülkemiz açısından
Direniş komitesi örneği...
Yaşanan
deneylere baktığımızda; sınıfsal ve düşünsel olarak farklı
bileşenleri ortak davranışa sürükleyen dış etkenleri dikkate
almak gerekir. Ülkelere göre KRİZ-DEVRİMCİ DURUM-İÇ SAVAŞ ve
FAŞİZM gibi olağan olmayan koşulların yaşandığı süreçler.
Ortak düşmana karşı, ortak davranma isteği. PM'nin çağrısı
daha çok AKP yönetiminden kurtulmak şeklinde somut bir hedef olsa da, yeni
sömürgecilik ilişkileri ve sömürge tipi faşizm olarak
tanımlanan baskıcı yönetimin sürekli hale geldiği yönetimler,
cephesel örgütlenmeler için her zaman zorlayıcı etkendir. Burada
belirleyici olan böyle bir oluşumu oluşturacak güçlerin
örgütlülük seviyesi ve sınıfsal kesimler içindeki politik
karşılığıdır.
Cephesel
örgütlenmelerin yapısı gereği kendi içerisinde sürekli olarak
politik farklılıkları ve rekabeti içerir. Politik ve pratik
olarak doğru önermeleri yapanlar süreci yönlendirir.
Örgütlenmenin oluşturulması bir aşama olduğu gibi, sürecin
yönlendirilmesi de başlı başına önemlidir. Organın kendisine
varlığının ötesinde anlamlar yükleyip sonuç beklemek, düş
kırıklıklarına hazır olmayı getirir. Sözcüklerin sihrinden
çok içerik önemlidir. İçeriği dolduracak düşünsel politikan
ve bu politikayı sürükleyecek örgütsel yapın yoksa, birlik
çağrıları kulağa hoş gelen bir sözcükten öte bir anlam
taşımaz. Örgütsel
ve kitlesel karşılığı olmayan kesimlerin gireceği cephesel
örgütlenme ilişkileri niyetlerin dışında kaçınılmaz olarak
yedeklenmeyi getirir. Yakın geçmiş bize bu konuda yeterli
örnekleri sunar. Bağımsız devrimci bir çizgi oluşturup bunun
toplumsal sınıflarda düşük düzeyde de olsa karşılığını
bulmadan gidilecek bu tarz örgütlenmelerin başkalarının
değirmenine su taşıyacağa bilinmelidir. Burjuva akımların birinin peşine takılınır. Sahte çözümler hiç bitmez; Özal
gider Demirel gelir, Demirel gider Erdoğan gelir...
2013
Haziran isyanı sonrası halk meclisleri konuşulmaya başlandı. 2-3
Aralık parti meclisi sonuç metninde örgütlenme çağrısına
dönüştü. Daha önce de ODTÜ Vişnelik tesislerinde yapılan
görüşmeler ile haziran hareketi oluşumuna gidildi. Tüm bu
çabalar olumlu ve değerlidir. Fakat bunun toplumsal karşılığı
pek fazla olmadığı gibi, daha çok birbirine yakın grupların yan
yana duruşu gibi bir sonuç üretti. Böyle bir sonuçtan hareketle
PM' nin çağrısı anlamlıdır ve yerindedir. Çağrıda üretim
alanları atlanmış, yaşam ve eğitim alanları dikkate alınmıştır.
Bunu bir kalem hatası olarak kabul etsek te, ÖDP ve işçi sınıfı
ilişkisini yansıttığı bir gerçektir.
İŞÇİ
MECLİSLERİ – MAHALLE MECLİSLERİ – OKUL MECLİSLERİ ve
gereksinim duyulan tüm alanlarda meclisleşme kaçınılmazdır.
Bunun yolu da tek başına siyasi yapılar ile yapılan uzlaşmalardan
geçmez. Bütün bu alanlarda örgütlenmeyi yürütebilecek örgütsel
bir yapıyı ve programatik bir çalışmayı içerir. Kısacası
ilmek ilmek işlemeyi gerektirir. Direniş komitesi örgütlenmesinde
bulunanların yakından bildiği gibi, işin teorisi pratikten sonra
gelmişti. Halk meclisleri çağrısını yapanların da tüm bunları
gören bir yerden hareket ettiği düşünülür. PM'nin sonuç
metnindeki çağrı kongreye giderken bir ajitasyon sözcüğü
olarak kullanılmayıp, bir projeyi yaşama geçirmek ise çok doğru
bir önermedir. Böyle bir önerme beraberinde ciddi görev ve
sorumlulukları da kapsar. Başarılabilir ise seksen sonrası bir
türlü aşılamayan solun MAKUS TALİHİ de aşılmış olur.
YAHYA
TAŞDEMİR. 11-12-2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder