23 Aralık 2017 Cumartesi

DEVRİM

                                                DEVRİM*

Eskiyi sorgulama, yeniyi tasarlama, tasarlanan yeninin yaşam bulması ve eskiden köklü bir kopuş. Basit bir tanım olsa da tüm alanlardaki “ekonomik-toplumsal-çevre-aile vs” köklü dönüşümleri ifade eder.

Sorgulama ve yeniyi arama öncelikli olarak aile içi ilişkilerde başlar. Giderek çevre-iş yaşamı-ülke ve dünya sorunlarına doğru yayılır. Sorgulamaların toplamından düşünsel bir bakış açısı oluşur. Böyle bir süreç bireylerin ekonomik durumları, arkadaş çevreleri, yaşam tarzları ve dönemin siyasal süreçlerinden bağımsız oluşmaz. Marks'ın tanımı burada da karşılığını bulur. Gerek bireysel, gerekse de toplumsal düşünsel edinim sınıfsal ilişkilerin dışında değildir. Sınıfsal ilişki ve çelişkilerin bütünü düşünsel oluşumların yatağıdır. Böyle olması basit bir indirgemecilikle değerlendirilemez. Çok güçlü toplumsal değişimlerin yaşandığı süreçler dışında hakim sınıfın düşünsel çizgisi baskındır.

Devrim var olandan köklü bir kopuşu ifade ediyorsa; mücadeleyi yürütenlerin de aynı kopuşu yaşaması zorunludur. Böyle bir kopuş yaşanmadan devrimci olunması mümkün değildir. Devrimci birey var olanı sorgulayıp kabul etmiyor ve yerini onu aşan bir önerme getiriyorsa bu sorgulayıcılığı sürekli kılmak zorundadır. Bunu bir davranış biçimi ve yaşam tarzı haline getirmek, başka bir anlatımla kültür haline getirmek. Gerek yaşanmış SOSYALİZM deneyleri, gerekse de yaşanıyor olan DERNEK-SENDİKA-PARTİ-ÇEVRE ÖRGÜTLERİ-KADIN ÖRGÜTLERİ vs görüldüğü gibi iradenin teslimi halinde işin sahipleri ortaya çıkmaktadır. Bir şeyin sahibi varsa senin özgürlük alanın, sahibin çizdiği sınırlar kadardır. Tanımlanan örgütsel yapıyla düşünsel olarak bire bir örtüşmüş olman sonucu değiştirmez. Sen artık oluşturulan yapının politikalarının oluşturucusu ve denetleyeni değil, sahiplerin belirlediği çerçevede koşturan bir elemanısın. Sahiplenme olayı bazen miras adı altında çatışmalara kadar gidebilmektedir. Mülk sahibi sistemin yarattığı miras kavgalarını anlamlandırmak kolaydır, fakat geçmiş bir sürecin miras kavgasını yapmak Marx'ın YADSIMANIN-YADSIMASI tanımlamasının solda yansıması olsa gerek.

Marksizmin sürekli gelişen ve derinleşen bir bilim veya Mahir'in anlatımı ile “hareketin hareket halindeki doktrinidir”(1) tanımlaması yapılırken salt dış dünyanın işleyiş yasalarını çözmek için değil, aynı zamanda devrimci mücadeleyi yürüten ilişkilerin de işleyiş yasalarını çözmek için kullanılmak zorundadır. Geçmiş mücadelesi günün mücadelesine deneyler sunar. Günü kotarma derdi olanlar bu deneylerden sonuçlar çıkarır ve güne uyarlar. Eğer düşünsel dünyada kapitalizmin düşünce kalıpları aşılamamış ise miras kavgaları da kaçınılmazdır. Böyle bir sonuçtan hareketle bireyler için süreçte özne veya nesne olma tanımlaması gündeme gelir. Burada belirleyici olan sürecin içinde yer alan bireylerin kendini nasıl konumlandırdıkları. İşin öznesi olanlar, bu konuda ısrarcı olanlar, tüm süreçlerde üreticiliğini ve katılımcılığını sürdürür. Kendilerini ifade etme olanakları kalmadığında var olan oluşumu terk eder, kendi düşüncelerine uygun yeni yapılar oluştururlar. Koşullara boyun eğme, kendisinin reddini getirir. Binlerce yıllık gelenekler, kapitalizm propaganda araçları ve eğitim sistemi düşünsel oluşum ve pratik davranış biçimlerinde belirli kalıplar oluşturur. Kapitalizmin düşünce ve davranış kalıplarının sistem karşıtı mücadele yapılarında da sürekli olarak kendini üreteceğinden, kesintisiz bir karşı mücadeleyi zorunlu kılar.

“HAREKETİN HAREKET HALİNDEKİ DOKTRİNİ” sürekliliğin ifadesidir. Eskiye takılıp kalmanın, ustaların sözlerine ilahi bir anlam yüklemenin vs gibi gerekçeler günümüz sınıf savaşımlarında yer almamanın gerekçesi olamaz. 1970'lerde oluşturulan 1980-90 sürecinde güçlü hale gelen 2008-2009 krizi ile duvara toslayan NEOLİBERALİZM sınırlarına dayanmıştır. Yerine yeni bir bakış açısı da konulmuş değildir. Emperyalist güç merkezlerinin bölgesel savaşlar ve popüler sağ politikalar dışında ürettiği yeni bir şey yoktur. Bölgesel savaşların daha geniş ve güçlü savaşlara dönüşmeyeceği, hatta insanlığın yıkımı olan bir nükleer felakete yol açmayacağı öngörülemez. 2008-9 krizinin kronikleşmesi emperyalist kapitalist ülkelerde ciddi sınıfsal ayrışma ve çatışmalar yaratmaktadır. Bunların henüz marksist bir yorumla gerçek anlamda sınıfsal bir zeminde sürmeyişi günün getirdiği eksikliktir. Az gelişmiş veya yeni sömürge diye tanımlanabilecek ülkelerde ise durum çok daha vahimdir. Kazanılmış hakların yok sayıldığı, sıcak para bağımlılığının yarattığı açıkları kapatmak için baş vurulan olağanüstü tedbirler. Hak kayıpları karşısında işçi sınıfı ve diğer emekçilerin direnişlerini kırmak için geliştirilen baskı yöntemleri. Gelişebilecek karşı mücadeleleri boğmak için pompalanan IRKÇI - DİNCİ propaganda. Hareketin hareket halindeki görünüşünün günümüze yansıması.

Kendilerini işin öznesi olarak tanımlayan ve bu çerçevede girilen örgütsel ilişkilerin daha sağlıklı ve sağlam olacağı öngörülebilir. Sınıf temelli örgütlenmeler, gençlik yapıları veya mahalle ve sokak örgütlenmeleri sahici bir temel üzerine oturur. Mutlaka kapitalizmin diliyle ifade edersek sürecin içinde bulunan her birey işin sahibidir. Eşitler arası ilişki samimi ve içten olur. Emperyalizmin krizi ve bu krizin bizim gibi az gelişmiş kapitalist ülkelere yansıması çok daha güçlü olduğu kesindir. Böyle bir süreci toplumsal yansıması; daha fazla baskı-sömürü-sindirme olacağından karşı mücadele-örgütlenme ilişkilerinin sağlıklı ve sağlam olması kaçınılmazdır. Bunu başarmanın yolu da eşitlik ilişkileri içinde oluşturulacak yoldaşlıktan geçmektedir. Böyle bir süreçte en güçlü engelin İDARE-İ MASLAHATÇILIK olacağı kesindir. 1980 sonrası saldırılar karşısında sürekli olarak geri çekilerek mevzilenme anlayışı günümüze kadar gelmiştir. Her dönemin kendine özel gerekçeleri olsa da sürekli geri çekilinmiş ve mevzi kaybedilmiştir. Gezi ve gezi dinamikleri dışarıda tutularak çizilen çemberi yarmak veya en azından gedikler açmak denenmemiştir. 16 nisan referandumun sonuçlarını kabullenmek te bu değerlendirmenin içindedir. Gelinen en son mevzide vicdan rahatlatma eylemleri ile geçiştirilerek sürdürülmektedir.

Günümüz koşullarında karşı mücadelenin birçok seçeneği vardır. MODERNİZM-SEKÜLER YAŞAM-CİNSİYET AYRIMCILIĞI-ÇEVRE VE DOĞA-EKONOMİK HAKLAR-DEMOKRASİNİN GELİŞİMİ vs. Tüm alanlardaki mücadeleler marksistlerin ilgi alanıdır ve en önde yerlerini alırlar. Buradan bir sonuca gidilmeyeceğini başka bir anlatımla kapitalist sistem sürdüğü sürece devam edeceğini bilseler de hiçbir mücadele yöntemini küçümsemez. Doğaldır ki kendilerine ve çevrelerine, sonra ne olacak sorusunu sorarlar. Böyle bir sorunun yanıtı da ne yapılmak istediğinle ilgilidir. Belirlenen alan mücadeleleri yeterli bulunur veya sistemden köklü bir kopuş hedeflenip gerekleri yerine getirilir. SÖZÜ-ÖZÜ bir olma ilkesi ile varılmak istenen hedef, hedefe varmak için kullanılacak araç ve yöntemler belirlenir. Özün ve sözün bir olması samimiyet ve güvenin vazgeçilmezidir.

SONRA NE OLACAK sorusunun yanıtı GEZİ İSYANININ izlerinde aranabilir. Gezinin genel olarak tüm solun düşünce ve davranış kalıpları dışında oluşması, gelecek sürecin nasıl olabileceğinin de göstergesidir. Öncelikli olarak talepleri ve iç oluşumu nasıl olursa olsun isyanın olabileceği gerçeğini göstermiştir. Beraberinde kitleler içindeki örgütlülüğün kadar etkin olabileceğini. Etkin olmanın yolunun da kapalı devre örgütlenmeler ile değil, sürekli gelişen ve derinleşen bir yapı ile olanaklı olduğu. Kısa dönemli, popülist, kolaycı çözümler değil, uzun dönemli stratejik hedefleri olan kalıcı ve sonuç alıcı bir çalışma tarzının zorunluluğu. Doğal olarak böyle bir çalışma tarzının yürütülmesinin bütünlüklü bir politikayı zorunlu kıldığı. Eklektik ve günlük sorunlara yanıt üretmeyi aşan, geçmiş ve gelecek ilişkisi ile birlikte SOSYALİZMİ ve DEVRİMİ amaçlayan gelecek tasarımının zorunluluğu.

                                    YAHYA TAŞDEMİR 23-12-2017

* Yazıyı daha önce yayınlanan “Ekim devriminin yüzüncü yılında sosyalim” yazısının devamı olarak okursanız daha anlaşılır olur.

   1- M. Çayan. Toplu yazılar. s.51. su. Yayınları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder