6 Ocak 2018 Cumartesi

696 NOLU KHK ve HALK MECLİSLERİ

                           696 NOLU KHK ve HALK MECLİSLERİ


Ekonomik krizin derinleştiği, çözüm yollarının tıkandığı ve krizin faturasının ezilenlere çıkarıldığı dönemler, aynı zamanda halkın teslim alınmaya çalışıldığı dönemlerdir. Böyle süreçlerde devletin resmi kurumlarının yanında yarı resmi ve sivil örgütlenmeler de devreye sokulur. Amaç ise açıktır, İTİRAZ etme teslim ol. Günümüzün deyimi ile BİAT et. Farklı bir anlatımla normal yollardan üretilemeyen RIZA' nın zor yoluyla üretilmesi.

7 Haziran 2015 seçimlerinden beri yaşanan sürecin 1980 öncesi sürece benzerlikleri çok fazladır. Ekonomik tıkanıklık-yönetememe krizi-baskı ve şiddet unsurlarının ağırlık kazanması. Günümüzü geçmişten ayıran ideolojik örtüsünün ve oluşum tarzının farklılığıdır. 696 nolu KHK ile tartışması alevlenen süreç bu günün konusu değildir. Uzun bir dönemdir alt yapısı hazırlanan, medyaya yansıdığı kadar fiziki örgütlenmeleri oluşturulan bir süreç. Kafamızı kuma gömmeye gerek yok. Her şey çok açık ve net yaşanıyor. Burada sorun demokrasiden yana olduğunu söyleyen kesimlerin görevlerini yerine getirmeyişleri. 696 sonrası yayınlanan açıklamaların mezarlıktan geçerken ıslık çalmaktan farkı yok. Gelen dalgayı karşılayacak anlayış ve oluşumlara hızla gereksinim var. Tarihsel sorumlulukları yerine getirememenin yarattığı sonuçlar öz eleştiriler ile kapatılamıyor. Bir halk deyimi olan “korkunun ecele faydası yok” sözü öğreticidir. Yaşanan süreci meşrulaştırmak veya risksiz bir çizgi izlemek için kalemini dolandıranlara söylenecek söz yok. Onlar yeni dönemin “YETMEZ ama EVET”çileridir. Önemli olan karşı olduğunu söyleyenlerin kalemlerini eğip, bükmeleridir. Her zaman çalı dolaşılarak yol alınmaz. Bazen de çalının üzerine yürümek gerekir. Önümüzdeki dönem RİSK alınmadan yürünemez. Esnek sözcüklerin arkasına saklanmadan açık ve net bir dil kullanılmalıdır.

Sözün özü kapsayıcı bir demokrasi programı ile birlikte hızla DEMOKRASİ güçlerinin birliği oluşturulmak zorunda. Detaylara takılmadan-kazanç hesabı yapılmadan yerine getirilmesi gereken birinci görev. Böyle bir oluşumun toplumsal karşılığı olarak HALK MECLİSLERİ örgütlenmesi sürecin vazgeçilmezidir. Halk meclisleri ile birlikte saldırılar karşısında halkın meşru savunması kaçınılmazdır. Hazırlıksız yakalanmaların faturasının ağır olduğu MARAŞ-SİVAS katliamlarında görülmüştür. Burada belirleyici olan halk adına birilerinin değil, halkın kendisinin savunma yapılarını oluşturabilmesidir.

Halk meclisleri daha çok yerleşim alanları üzerinden kurgulanır, mahalle meclisleri ve sokak meclisleri şeklinde. Üretim ve eğitim alanları da aynı anlayışla kurgulanmak zorundadır. Demokrasi mücadelesinde en belirleyici olan işçi sınıfı örgütlenmesine ağırlık verilmek zorundadır. Küçük burjuva aydın kesimlerle derinlemesine Entelektüel tartışmalar yapılabilir, fakat yol alınamaz. Kitlelerin mücadelesinden söz edeceksek, onlarla buluşmak zorundayız. Çalışanlarının %70' ücretli olduğu bir ülkede belli bir alana sıkışan mücadele iç çekişmelere ve duygusal doyum alanlarına dönüşür. İşçi meclisleri, genel örgütlenmenin bel kemiğini oluşturmak zorundadır. Post modern akımların etkisinden sıyrılıp iş yerlerinde işçi meclisleri örgütlenmelerine yoğunlaşmak zorunludur. İşçilerin ekonomik kazanım mücadelelerinin içinde, politik bilinç ve eylem süreçlerinde işçi meclisleri önemli görevleri yerine getirebilir. Eğitim alanlarına gelince; birçok tartışmada tanımlanan gençliğin ataklığı ve günlük çıkar ilişkilerine henüz girmemiş olması onları ülke sorunlarına daha fazla duyarlı hale getirir. Gençliğin özelliği onların daha çabuk örgütlenmesini ve harekete geçirilmesini sağlar. Ayrıca mahalle ve sokak meclislerine güç katarlar.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de görevden kaçmanın veye savsaklamanın yüzlerce gerekçesi sıralanacaktır. Ne yazık ki tüm tarihi süreçlerde yaşanan sapmalara bakılarak yön belirlenemez. Önümüzdeki dalga karşılanamazsa, daha sonrakileri karşılamak olanaklı olmayabilir. Bu gün için belirleyici görev halkası tehlikeli gidişin önüne set çekmektir. Çekilemediği takdirde on yıllar sürecek karanlık bir döneme razı olunur. Devrimcilerin böyle bir gidişi kabullenmeleri kendilerinin inkarıdır. Koşulların ağırlığı, örgütlenmelerin zayıflığı gerekçe olamaz. Belirleyici olanın doğru politik önermeler ile mücadelenin içinde olmaktır. Doğru politikalar hayatın içinde karşılığını bulur.

Gelecek süreci tepkili bazı kesimlerin ateşleyiciliği üzerinden de kuramayız. Gezi isyanı 31 mart 1909 olayı gibi büyük ayaklanmalar çok özel koşullarda ve çok seyrek olarak yaşanan gelişmelerdir. Böyle bir olasılığa yapılacak yatırım düş kırıklığı ile sonuçlanabilir. Yapılması gereken öncelikli kendine ve mücadele güçlerine güvendir. Mücadele bileşenlerini daraltacak ve etkisizleştirecek tanımlamalardan da kaçınmalıyız. Ayrıca toplumsal karşılığı olmayan bileşenlerin bir araya gelmesinin de bir karşılığı olmaz. Yapılması gereken tüm demokrasi güçlerini kapsamaktır. Gerekli olan ise devrimci kararlılıktır. Böyle bir süreç konformist yaşam tarzlarını terk etmeyi de zorunlu kılar.

Teknolojinin gelişmediği, tarlaların hayvan gücü ile sürüldüğü günlerde büyüklerimiz “ÇARIK GİYMEDEN TARLA SÜRÜLMEZ” derlerdi...

                                    YAHYA TAŞDEMİR 06-01-2018

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder