İttihat ve terakki Ermeni sorununun çözümünü imha ve tehcirde bulmuştu. Sonuç olarak tarihçilerin yüzyıldır tartıştığı sonuçlar yaşandı. 1918 de ittihat ve terakkinin dağılması ile birlikte bu kadrolar daha sonra Kuvayı -Milliye' yi ve CHP yi oluşturdular. Bu arada kadro devamlılığı ile birlikte düşünsel çerçeve devamlılığı da sürdü. Cumhuriyet dönemi boyunca bazı güncellemelere rastlansa da ana bakış açısı kalıcı oldu.
Kurtuluş savaşı ve cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtlere daha esnek bir yaklaşım sergilenmiştir. Genellikle dini yaklaşım üzerinden birlik sağlanma yoluna gidilmiş, İşgalin yarattığı ortam bunu kolaylaştırmıştır. AMASYA PROTOKOLÜ,1921 Anayasa'sının 11.maddesi ve ATATÜRK'ÜN İzmit konuşmaları bu tutumun belgeleridir. Gerek kurtuluş savaşı, gerekse de Lozan süreci ayrılıkları ön plana çıkarmaya uygun değildi. Durum böyle olunca bazı yetkilerin yerellere verildiği bir yönetim tarzı ikna aracı olarak kullanıldı. Bir de bunlara belgeye dayanmayan birçok görüşme ve verilen sözler eklenince Kürt meselesi, koşulların getirdiği şekilde yönetilmiştir. Koçgiri isyanı gibi bazı aksilikler çıksa da süreç açısından sorun yaratmamıştır. Bu yaklaşımın bütününde dereyi geçme mantığı belirleyicidir. Yönetim erki içindeki yaklaşım farklılığının sonucu belirlediği şeklideki bir mantık bana inandırıcı gelmiyor. Abdullah Öcalan 'ın İmralı tutanaklarında sözünü ettiği Atatürk'ün teslim alınma savı da ikna edici değildir. Kısacası ittihat kadrolarının oluşturduğu KUVAYI MİLLİYE İttihat politikalarını yürütmeye devam etmişlerdir.
Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte hızlı bir şekilde ulus devlet yaratma sürecine girildi. Lozan ile bazı gayri - müslüm topluluklara tanınan haklar dışında kalan tüm topluluklar, TÜRK kabul edildi. Bunun doğal sonucu da hızlı bir şekilde Türkleştirme ve İslamlaştırma (sünni - hanefi) politikaları geliştirildi. Diyanet işleri başkanlığı(1924) ile devlet kontrolünde din, harf devrimi(1928) ile yeni bir alfabe ile kaynaştırma, Türk dil kurumu(1932) ile yabancı dillerden arınma gibi bir çizgi izlenmiştir. İmparatorluktan kaynaklı gerek Türk gerekse de farklı uluslardan Müslüman kesimlerin geri göçü ve yerleştirilmesinde de ayni duyarlılık gösterilmiştir. Bu gün sarayın sözünü ettiği TEK MİLLET, TEK DİN, TEK BAYRAK vs söyleminin kökleri bir hayli eskidir. (Yeni olan dinci politika ve laikliğin fiilen ortadan kaldırılmasıdır.)
Osmanlı'da başlayıp Cumhuriyet döneminde hız verilen Türk ulusu yaratma politikaları büyük oranda başarılı olmuştur. Birçok farklı ulus(Lazlar-Çerkezler-Boşnaklar-Arnavutlar-Pomaklar-Çeçenler vs) asimile edilmiştir. Burada ciddi bir direniş gösteren Kürtler olmuştur. Gerek tarihten gelen kültür birikimleri, gerekse de nüfus olarak belli bir bölgede ağırlıklık oluşturmaları kendilerine bu olanağı sunmuştur. Cumhuriyet tarihi ayni zamanda Kürt isyanlarının da tarihidir. 1924-1938 yılları arasında 18 ayaklanma olmuştur. Bunların tümünü din temelli laiklik ve Modernizm karşıtı aşiret ayaklanması olarak sunmak, Kürtlerin ulusal taleplerini gizlemeye yönelik yaklaşımlardır. Resmi tarihin bize sundukları daha çok yaptıklarının doğruluğu üzerinden propagandist malzemelerdir.
Durum böyle olunca izlenen politik hat Kürtler karşısında büyük oranda başarısızdır. Kürtlerin uluslaşmada bir hayli yol aldıklarını da görebilirsek, asimilisyon politikasında ısrarcı olmanın kan ve göz yaşından başka getirisi olmadığı görülecektir. Orta doğu boyutunu da değerlendirmeye alırsak akılcı ve inandırıcı bir çizgiye gereksinim vardır. Bütün bu koşullara karşın Sarayın güdümündeki AKP Hükümeti, son çare olarak demografik yapıyı değiştirme gibi bir yola girmiştir. Bir taraftan şehirler bombalanarak yerli halk göçe zorlanırken, diğer yandan yurt dışından gelen göçmenleri bölgeye yerleştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Daha önce birçok kez denenmiş bir yöntem tekrar uygulamaya sokulmuştur. Bu yöntemin de başarı şansı yoktur.
Tüm bu tanımlamaları yaparken cumhuriyet dönemi boyunca değişen sınıfsal ilişki ve çelişkilerin politik uygulamalarda farklılık yarattığı doğrudur. Bu farklılık hiç bir zaman İTTİHAT ve TERAKKİ 'nin sorun çözmede kullandığı yöntemlerde farklılık yaratmamıştır. Bu konuda baştan beri farklı bir çizgi izleyen sosyalistler olmuştur. Sürekli olarak çözümün inkarda değil, eşit yurttaşlıkta olduğunu savunmuşlardır.
03-05-2016 YAHYA TAŞDEMİR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder