SOL LİBERALİZM
Özlemleri ve
istemleri siyasi çalışma malzemesi olarak sıralamak,
daha çok inançlı bir dindarın teslimiyet ruhu içinde sorunlarını
çözümünü tanrısından beklemesi gibidir. Çünkü toplumsal
sınıf ve tabakaların kendi sınıfsal çıkarlarını ifade eden
talepleri vardır. Tüm sınıfların ortaklaştığı talepler
oluşmaz. Eğer talepler ezilenler adına ise muhatapları ile
buluşmalı veya buluşma konusunda ciddi bir yönelim olmalı.
Politik iddiası olmayan, sınıflar çatışması içindeki güçlere
dayanmayan, ricacı konumundaki yapıların kendi öz güçlerine
güvenmedikleri için güçlü gördükleri yapılara yaslanırlar. Söylemleri
dikkate almadan politik davranış biçiminin, politik bir arka
planının olduğu unutulmamalıdır. Günümüzün gerçeği de
bunun politik literatürdeki yerine oturtulmasıdır. Geçmiş
güzellemeleri, keskin söylemler, içi boşaltılmış kavramlar ile
konu açıklanamaz. Belirleyici olan politik davranış biçiminin
sınıf çatışması mı? Ya da devlet ile sivil toplum olarak
tanımlanan kesimler arasındaki mücadele mi? Haklar-sosyal
devlet-keynesçi politikalar-sosyal demokrasi mücadelesi mi? Marksist
bakış açısı ile sınıf yapıları ve sınıfsal güç
dinamikleri arasındaki mücadele mi? Kısacası reformist bir çizgi
mi? Devrimci bir çizgi mi?
Tanımlar ve
mücadele pratikleri sınıfsal çatışma bağlamında
değerlendirilmeyince, kavramlar ve içerikler kendilerine
yabancılaşmaktadır. Eşitlik- özgürlük-adalet ve modernizm
Fransız burjuva devriminin talepleridir. Aydınlanma dönemi ile
birlikte ortaya çıkan liberalizm felsefesi, kişi hak ve
özgürlükleri, mülkiyet hakları üzerine inşa edildi.
Kapitalist üretim ilişkilerinin getirdiği yabancılaşma ve
mülkiyet ilişkileri kişi haklarını büyük oranda sınırladı.
Daha çok anayasal ve yasa metinlerinin süsü oldu. Gerçek kişi
özgürlüğü ve eşitlik talebinin karşılanması özel mülkiyetin
ortadan kaldırılması, politik ve toplumsal devrim ile olanaklıdır.
Marksizmin tarihsel ve diyalektik materyalizm bakışı ile akılcı
ve uyumlu gelecek tasarımı olarak toplumsal özgürlük anlayışı liberal öğretiden kesin olarak ayrılır.
Günümüzün
nesnel koşullarından da kaynaklı sol içinde etkili olan,
kendilerini POST-MARKSİST diye isimlendiren öğretiye kısaca bir
göz atmakta yarar var. POST MARKSİZM; Devrimci kalkışma ile
iktidarın alınmasını-üretim ilişkilerinin
belirleyiciliğini-işçi sınıfının rolünü-sınıf
mücadelesini-işçi sınıfı demokrasisini kabul etmeyen bir
düşünce sistemidir. Tarihsel sürecine ve savunucularına
baktığımızda; Bernstein'ın “evrimci sosyalizm-ileri demokrasi”
Kruşçev'in “ Barışçıl geçiş tezi” Gramsci'nin “Hegemonya
ve sivil toplum tezi”, günümüze gelince Ernest Laclau ve Chantal
mouffe'nin “radikal demokrasi ve toplumsal güçler tanımlaması”.
Kendilerini marksist olarak adlandırsalar da marksizmden çok
liberalizme yakındır. Sınıf mücadelesinin dışında toplumsal
sorunların çözümü hedefleyen KAPİTALİZMİ AŞMA tanımlaması
sosyal devleti amaçlamaktadır. Sosyal devlet uygulamalarının
Avrupa'da bile büyük oranda daraltıldığı günümüz
koşullarında gerçekleşme olasılığı ne kadardır? Kriz ve
sınıfsal çatışmaların önüne geçmek için THOMAS PİKETTY
21.YY da kapital kitabında “Sonsuz bir eşitsizlik sarmalından
kaçınmayı ve birikim dinamiklerini kontrol altına almayı
sağlayacak ideal çözüm, sermayeden küresel ve artan oranlı bir
vergi alınmasıdır” s.507. Arka sayfada “Ancak sermayeyi
gerçekten küresel olarak vergilendirmek şüphesiz bir ütopyadır”
s.508.
Liberal ve
marksist felsefe kapitalizmin çocuklarıdır. Kardeşler ilk günden
itibaren kavgalıdır. Marksist felsefe liberalizmden uzaklaştığı
oranda devrimci olabilmiştir. Liberalizmde mülkiyet kutsallaştırılmış
ve burjuvazinin çıkarları temel alınmıştır. Liberte (özgürlük)
tanımı ise halk deyimi ile “altta kalanın canı çıksın”
söyleminde kendini bulur. Marksizm üretim araçlarından yoksun
kafa ve kol emeğini temel alır. Bileşenleri içine tüm ezilenler
girer. Özgürlük anlayışı da daha geniş bir çerçevede kişinin
kendini gerçekleştirmesini toplumsal özgürlük ile birlikte
değerlendirilir. Kişi ve toplum özgürlük alanlarının iç içe
geçtiği bir yaklaşım. Özgürlük dar anlamıyla bireysel değil,
sosyo-ekonomik koşulların değişimini kapsayan toplumsallık
taşır. Ekonomik-siyasal ve sosyal yabancılaşmanın aşılamadığı
bir ortamda özgürlük alanlarının kullanımı sınırlıdır.
Bilinenlerin
kısa bir anımsatılmasından sonra ülkemiz gerçeğine
gelebiliriz. Sermayenin iç çatışma ve çelişkilerinden kaynaklı,
politik kutuplaşmalar-kamplaşmalar ve beraberinde gelen pazarlıklar
uzlaşmalar. Kamplaşma ile birlikte kendi tabanlarını konsolide
etme ve olası sistem dışına çıkabilecek hareketlerin kontrolü.
Kontrol zorluğu (HDP'de olduğu gibi) çekilenleri cezalandırma.
Kamplar arasında sistemin işleyişine dokunmayan atışmalar.
Belirlenen hat genel anlamı ile sermayenin çıkar ve istemleri
yönündedir. Burada emeğin talepleri ve mücadelesi yoktur. Kendine
sol veya devrimci diyen kesimlerin sözüm ona demokrasi adına
kamplardan birileri ile ortak hareket etmelerini yorumlamak zordur.
Engels Londra konferansında “İşçi partisi bir burjuva
partisinin kuyruğu olarak değil, kendi hedefi kendi siyaseti olan
bağımsız bir parti olarak inşa edilmelidir”. (Demokrasi
savaşçıları olarak Marx-Engels. s.321. Yordam kitap.) Kısacası
düşünsel ve pratik bütünsel bir yapı ve marksist perspektif ile
sürdürülen bir mücadele olmayınca sapmalar da kaçınılmaz
olur.
Neoliberal
politikaların tahribatları sonucu oluşan tepkileri örgütlemede
ve yönlendirmede sol popülist olarak isimlendirilen oluşumlar
etkili olmuştur. Böyle bir sürece sosyalizmin itibar kaybının da
katkısı vardır. Sorunları ekonomik merkezli ve sınıfsal temelde
yorumlamayıp, mağdur kesimlerin çıkarlarını gözeten bir yerden
duygulara seslenmeyi seçmişler ve etkili olmuşlardır. Güney
Amerika ve güney Avrupa'daki bu yapıların bazıları iktidara da
gelmişlerdir. Komşumuz Yunanistan'da Syrizu iktidarı da genel
olarak sevinçle karşılanmış ve beklenti yaratmıştır.
Beklentilerin karşılanamayışı ise düş kırıklığı ve
eleştirileri beraberinde getirmiştir. “Syriza iktidara geldikten
sonra, bu toplumsal hareketleri geliştirme ve ona dayanma yerine
doğrudan Avrupa oligarşisi ile pazarlığa oturarak
kazanabileceğini düşündü.”YOL s.1.s.21. Bazıları ise işi
daha ileri götürüp popülist hareketten sınıf hareketi
yaratılabileceği yorumuna kadar gitmişlerdir. Tepkilerin harekete
geçirilmesi ve yönlendirilmesi önemli bir gelişmedir. Unutulan
ise sistemin hukuku çerçevesinde iktidara geliş, tepkisel bir
kitle örgütlenmesini aşan örgütlenme ve mücadele araçlarının
olmadığı bir ortamda sistemin sahipleri ile kavga beklemek. Ayrıca reformist hareketler bazı iyileştirmeler ve
kapitalizmin ehlileştirilmesini aşan talepler içermezler. Sorunları
yorumlayış ve çözüm önerileri küçük burjuvazinin bakış
açısı ile sınırlıdır. Ayrıca örgütlenmelerin ana
gövdelerini küçük burjuva ve orta kesimlerden oluştuğu da
gözden kaçırılmamalıdır. Her sınıf kendi politik
reflekslerini gösterir. Program olarak kapitalizmin işleyişini
aşan bir bakış açısı, örgütlenme ve mücadele oluşturulmadığı
sürece düş kırıklıkları sürekli yaşanacaktır. Sorun sürecin
sonunda yanılgıda değil, sürecin başındaki bakış açısındadır.
Tepkiler üzerinden iktidarı almayı hedeflenmiş ise iktidarı
alınır ve beraberinde tepkileri yumuşatacak tavizler kazanım
olarak sunulur. Detaylara boğulmadan eleştiriyi düşünce
sisteminin bütününe yöneltmek gerekir. Kısacası reformizmi -
sol liberalizmi eleştirmek.
Ülkemiz
açısından ; 12 eylül faşist darbesi ve solun yenilgisi,
beraberinde reel sosyalizmin çöküşünün de getirdiği inanç
yitimi. 12 eylül öncesi kadroların dönemin koşullarından
kaynaklı ağırlıklı olarak öğrenci kökenli genç insanlardan
oluşması. 1980 sonrası döneminin belirleyici politik rüzgarının
bireysel kurtuluşu yücelttiği bir dönemde dünün
öğrencisi-devrimcisi, günün işletmecisi-reklamcısı şirket
yöneticisi vs oldular. Sınıfsal mücadele alanından ve yoksul
bölgelerden uzaklaşıldı. Boşaltılan yerleri dini ve dayanışma
görünümlü tarikatlar doldurdu. Sınıfsal değişim beraberinde
düşünsel bakış açısına yansıdı. Doğal olarak bireyler
kendi yaşam tarzlarının ideolojisini oluşturdular. Küçük
burjuva ve orta sınıf insan profilinin oluşturduğu politik
yapılar daha çok demokrasi ve haklar mücadelesi çerçevesinde
kaldılar. Sistemin çizdiği sınırlar içinde oynama-sistemin
sunduğu nimetlerden yararlanama ve beraberinde sistem dışına
çıkabilecek gelişmeleri bloke etme. Bu tarz politik oluşumların
tanımlaması sınıfsal bakış açısı ile devrimcilik değil,
olsa olsa SOL LİBERALİZM'dir.
Günümüzün
en önemli görevi bu çemberi yarmak, başta işçi sınıfı olmak
üzere tüm ezilenlerin mücadelesini buluşturmak. Önümüzdeki görev ideolojik-örgütsel ve pratik politika olarak sınıf
mücadelesini yürütecek bir örgütlenme yaratmaktır.
YAHYA TAŞDEMİR. 31-03-2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder