31 Mart 2019 Pazar

SOL LİBERALİZM


                                                 SOL LİBERALİZM

Özlemleri ve istemleri siyasi çalışma malzemesi olarak sıralamak, daha çok inançlı bir dindarın teslimiyet ruhu içinde sorunlarını çözümünü tanrısından beklemesi gibidir. Çünkü toplumsal sınıf ve tabakaların kendi sınıfsal çıkarlarını ifade eden talepleri vardır. Tüm sınıfların ortaklaştığı talepler oluşmaz. Eğer talepler ezilenler adına ise muhatapları ile buluşmalı veya buluşma konusunda ciddi bir yönelim olmalı. Politik iddiası olmayan, sınıflar çatışması içindeki güçlere dayanmayan, ricacı konumundaki yapıların kendi öz güçlerine güvenmedikleri için güçlü gördükleri yapılara yaslanırlar. Söylemleri dikkate almadan politik davranış biçiminin, politik bir arka planının olduğu unutulmamalıdır. Günümüzün gerçeği de bunun politik literatürdeki yerine oturtulmasıdır. Geçmiş güzellemeleri, keskin söylemler, içi boşaltılmış kavramlar ile konu açıklanamaz. Belirleyici olan politik davranış biçiminin sınıf çatışması mı? Ya da devlet ile sivil toplum olarak tanımlanan kesimler arasındaki mücadele mi? Haklar-sosyal devlet-keynesçi politikalar-sosyal demokrasi mücadelesi mi? Marksist bakış açısı ile sınıf yapıları ve sınıfsal güç dinamikleri arasındaki mücadele mi? Kısacası reformist bir çizgi mi? Devrimci bir çizgi mi?

Tanımlar ve mücadele pratikleri sınıfsal çatışma bağlamında değerlendirilmeyince, kavramlar ve içerikler kendilerine yabancılaşmaktadır. Eşitlik- özgürlük-adalet ve modernizm Fransız burjuva devriminin talepleridir. Aydınlanma dönemi ile birlikte ortaya çıkan liberalizm felsefesi, kişi hak ve özgürlükleri, mülkiyet hakları üzerine inşa edildi. Kapitalist üretim ilişkilerinin getirdiği yabancılaşma ve mülkiyet ilişkileri kişi haklarını büyük oranda sınırladı. Daha çok anayasal ve yasa metinlerinin süsü oldu. Gerçek kişi özgürlüğü ve eşitlik talebinin karşılanması özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, politik ve toplumsal devrim ile olanaklıdır. Marksizmin tarihsel ve diyalektik materyalizm bakışı ile akılcı ve uyumlu gelecek tasarımı olarak toplumsal özgürlük anlayışı liberal öğretiden kesin olarak ayrılır.

Günümüzün nesnel koşullarından da kaynaklı sol içinde etkili olan, kendilerini POST-MARKSİST diye isimlendiren öğretiye kısaca bir göz atmakta yarar var. POST MARKSİZM; Devrimci kalkışma ile iktidarın alınmasını-üretim ilişkilerinin belirleyiciliğini-işçi sınıfının rolünü-sınıf mücadelesini-işçi sınıfı demokrasisini kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Tarihsel sürecine ve savunucularına baktığımızda; Bernstein'ın “evrimci sosyalizm-ileri demokrasi” Kruşçev'in “ Barışçıl geçiş tezi” Gramsci'nin “Hegemonya ve sivil toplum tezi”, günümüze gelince Ernest Laclau ve Chantal mouffe'nin “radikal demokrasi ve toplumsal güçler tanımlaması”. Kendilerini marksist olarak adlandırsalar da marksizmden çok liberalizme yakındır. Sınıf mücadelesinin dışında toplumsal sorunların çözümü hedefleyen KAPİTALİZMİ AŞMA tanımlaması sosyal devleti amaçlamaktadır. Sosyal devlet uygulamalarının Avrupa'da bile büyük oranda daraltıldığı günümüz koşullarında gerçekleşme olasılığı ne kadardır? Kriz ve sınıfsal çatışmaların önüne geçmek için THOMAS PİKETTY 21.YY da kapital kitabında “Sonsuz bir eşitsizlik sarmalından kaçınmayı ve birikim dinamiklerini kontrol altına almayı sağlayacak ideal çözüm, sermayeden küresel ve artan oranlı bir vergi alınmasıdır” s.507. Arka sayfada “Ancak sermayeyi gerçekten küresel olarak vergilendirmek şüphesiz bir ütopyadır” s.508.

Liberal ve marksist felsefe kapitalizmin çocuklarıdır. Kardeşler ilk günden itibaren kavgalıdır. Marksist felsefe liberalizmden uzaklaştığı oranda devrimci olabilmiştir. Liberalizmde mülkiyet kutsallaştırılmış ve burjuvazinin çıkarları temel alınmıştır. Liberte (özgürlük) tanımı ise halk deyimi ile “altta kalanın canı çıksın” söyleminde kendini bulur. Marksizm üretim araçlarından yoksun kafa ve kol emeğini temel alır. Bileşenleri içine tüm ezilenler girer. Özgürlük anlayışı da daha geniş bir çerçevede kişinin kendini gerçekleştirmesini toplumsal özgürlük ile birlikte değerlendirilir. Kişi ve toplum özgürlük alanlarının iç içe geçtiği bir yaklaşım. Özgürlük dar anlamıyla bireysel değil, sosyo-ekonomik koşulların değişimini kapsayan toplumsallık taşır. Ekonomik-siyasal ve sosyal yabancılaşmanın aşılamadığı bir ortamda özgürlük alanlarının kullanımı sınırlıdır.

Bilinenlerin kısa bir anımsatılmasından sonra ülkemiz gerçeğine gelebiliriz. Sermayenin iç çatışma ve çelişkilerinden kaynaklı, politik kutuplaşmalar-kamplaşmalar ve beraberinde gelen pazarlıklar uzlaşmalar. Kamplaşma ile birlikte kendi tabanlarını konsolide etme ve olası sistem dışına çıkabilecek hareketlerin kontrolü. Kontrol zorluğu (HDP'de olduğu gibi) çekilenleri cezalandırma. Kamplar arasında sistemin işleyişine dokunmayan atışmalar. Belirlenen hat genel anlamı ile sermayenin çıkar ve istemleri yönündedir. Burada emeğin talepleri ve mücadelesi yoktur. Kendine sol veya devrimci diyen kesimlerin sözüm ona demokrasi adına kamplardan birileri ile ortak hareket etmelerini yorumlamak zordur. Engels Londra konferansında “İşçi partisi bir burjuva partisinin kuyruğu olarak değil, kendi hedefi kendi siyaseti olan bağımsız bir parti olarak inşa edilmelidir”. (Demokrasi savaşçıları olarak Marx-Engels. s.321. Yordam kitap.) Kısacası düşünsel ve pratik bütünsel bir yapı ve marksist perspektif ile sürdürülen bir mücadele olmayınca sapmalar da kaçınılmaz olur.

Neoliberal politikaların tahribatları sonucu oluşan tepkileri örgütlemede ve yönlendirmede sol popülist olarak isimlendirilen oluşumlar etkili olmuştur. Böyle bir sürece sosyalizmin itibar kaybının da katkısı vardır. Sorunları ekonomik merkezli ve sınıfsal temelde yorumlamayıp, mağdur kesimlerin çıkarlarını gözeten bir yerden duygulara seslenmeyi seçmişler ve etkili olmuşlardır. Güney Amerika ve güney Avrupa'daki bu yapıların bazıları iktidara da gelmişlerdir. Komşumuz Yunanistan'da Syrizu iktidarı da genel olarak sevinçle karşılanmış ve beklenti yaratmıştır. Beklentilerin karşılanamayışı ise düş kırıklığı ve eleştirileri beraberinde getirmiştir. “Syriza iktidara geldikten sonra, bu toplumsal hareketleri geliştirme ve ona dayanma yerine doğrudan Avrupa oligarşisi ile pazarlığa oturarak kazanabileceğini düşündü.”YOL s.1.s.21. Bazıları ise işi daha ileri götürüp popülist hareketten sınıf hareketi yaratılabileceği yorumuna kadar gitmişlerdir. Tepkilerin harekete geçirilmesi ve yönlendirilmesi önemli bir gelişmedir. Unutulan ise sistemin hukuku çerçevesinde iktidara geliş, tepkisel bir kitle örgütlenmesini aşan örgütlenme ve mücadele araçlarının olmadığı bir ortamda sistemin sahipleri ile kavga beklemek. Ayrıca reformist hareketler bazı iyileştirmeler ve kapitalizmin ehlileştirilmesini aşan talepler içermezler. Sorunları yorumlayış ve çözüm önerileri küçük burjuvazinin bakış açısı ile sınırlıdır. Ayrıca örgütlenmelerin ana gövdelerini küçük burjuva ve orta kesimlerden oluştuğu da gözden kaçırılmamalıdır. Her sınıf kendi politik reflekslerini gösterir. Program olarak kapitalizmin işleyişini aşan bir bakış açısı, örgütlenme ve mücadele oluşturulmadığı sürece düş kırıklıkları sürekli yaşanacaktır. Sorun sürecin sonunda yanılgıda değil, sürecin başındaki bakış açısındadır. Tepkiler üzerinden iktidarı almayı hedeflenmiş ise iktidarı alınır ve beraberinde tepkileri yumuşatacak tavizler kazanım olarak sunulur. Detaylara boğulmadan eleştiriyi düşünce sisteminin bütününe yöneltmek gerekir. Kısacası reformizmi - sol liberalizmi eleştirmek.

Ülkemiz açısından ; 12 eylül faşist darbesi ve solun yenilgisi, beraberinde reel sosyalizmin çöküşünün de getirdiği inanç yitimi. 12 eylül öncesi kadroların dönemin koşullarından kaynaklı ağırlıklı olarak öğrenci kökenli genç insanlardan oluşması. 1980 sonrası döneminin belirleyici politik rüzgarının bireysel kurtuluşu yücelttiği bir dönemde dünün öğrencisi-devrimcisi, günün işletmecisi-reklamcısı şirket yöneticisi vs oldular. Sınıfsal mücadele alanından ve yoksul bölgelerden uzaklaşıldı. Boşaltılan yerleri dini ve dayanışma görünümlü tarikatlar doldurdu. Sınıfsal değişim beraberinde düşünsel bakış açısına yansıdı. Doğal olarak bireyler kendi yaşam tarzlarının ideolojisini oluşturdular. Küçük burjuva ve orta sınıf insan profilinin oluşturduğu politik yapılar daha çok demokrasi ve haklar mücadelesi çerçevesinde kaldılar. Sistemin çizdiği sınırlar içinde oynama-sistemin sunduğu nimetlerden yararlanama ve beraberinde sistem dışına çıkabilecek gelişmeleri bloke etme. Bu tarz politik oluşumların tanımlaması sınıfsal bakış açısı ile devrimcilik değil, olsa olsa SOL LİBERALİZM'dir.

Günümüzün en önemli görevi bu çemberi yarmak, başta işçi sınıfı olmak üzere tüm ezilenlerin mücadelesini buluşturmak. Önümüzdeki görev ideolojik-örgütsel ve pratik politika olarak sınıf mücadelesini yürütecek bir örgütlenme yaratmaktır.

                              YAHYA TAŞDEMİR. 31-03-2019



















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder