EKONOMİK KRİZ ve SONUÇLARI
24 Ocak kararları ve beraberinde gelen 12 eylül açık faşizmi sayesinde ekonomik, toplumsal ve hukuki yapıdaki tüm işleyişler değiştirildi. Bu değişimler ABD planlaması ile uluslar üstü tekellerin istemleri çerçevesinde yapıldı. Kapitalist birikim modeli değiştirildi. İthal ikameci ekonomik modelden ihracata yönelik ekonomik modele geçildi. Böylece uluslar üstü sermaye ile birleşmenin yolu açıldı.
1980'den günümüze bu ekonomik politika, yarattığı sorunlar ile birlikte sürdürülmektedir. 1990-2000 ler sürecinde yaşanan krizler yeni sistemin meyvesidir. Bunların bazıları uyum süreci sancıları olurken, bazıları da sektörler arası çelişkilerin yarattığı sonuçlardır. Günümüzdeki yaşanan kriz ise bir yanı ile dünya krizinin yansıması, diğer yanı ile sermaye grupları çatışması ve ekonomik politikada yön belirleme kavgasıdır. Sermaye grupları kendi konumlarından hareketle yeni ekonomik politikalar önermektedir. Bir kesim katma değeri daha yüksek ürün üretimine geçmeyi savunurken, diğer kesim emek yoğun, ucuz iş gücü- ucuz ürün üretimini savunmaktadır. Devlet genel olarak güç çatışmalarının bileşkesi olarak görülse de, iktidarlar belirgin bir tavır belirlemek durumundadır. Saray yönetimi şimdilik her iki kesimi de ikna edecek bir ekonomik politika arayışı içindedir. Önümüzdeki dönem zik-zaklı bir hat izleneceği, çalkantılı bir dönem yaşanacağı görülmektedir. Dünya ekonomisine entegre olmanın beraberinde getirdiği iş bölümünde çeper ve geri ülkelere düşen ucuz iş gücü, ucuz ham madde ve katma değeri düşük ara mal üretimidir. Böyle bir tanımlama tüm ülkelerde birebir aynı politikaların uygulanacağı anlamını taşımaz. Merkez ülke ilişkileri ve gelişkinliği tek bir hat çizmediği gibi çevre ülkeler de düz bir hat üzerinde değildir. Ülkelerin coğrafi konumu, toplumsal yapısı, gelişkinlik düzeyi ve eğitimli insan potansiyeli ekonomik politikalarda farklılıklar yaratır. Ülkemizdeki gelişkinlik seviyesi katma değeri daha yüksek ürün üretimine olanak sağlamaktadır. Böyle bir üretim küresel ekonomiden bağımsız olmayacağı gibi, daha çok devlet destekli AR-GE çalışmalarına gereksinim duyar.
Küresel dünya ekonomisinin işleyişi kaçınılmaz olarak kapitalist merkezlerin krizlerinin de bizim gibi ülkelere fazlasıyla yansımasını getirmektedir. 2008 krizini aşamayan emperyalist merkezler, covit-19 salgının yarattığı ekonomik sonuçlar da eklenince ciddi sorunlar ile boğuşmak zorunda kaldılar. Emperyalist merkezler ekonomik güç ve birikim fazlalıkları nedeniyle sorunları daha kolay aşabiliyor. Krizin gerçek faturası ağırlıklı olarak çevre ve geri ülkelere çıkmaktadır. Ülkemizde de gerek sermaye grupları arasındaki çıkar çatışması, gerek alt ve orta sınıflardan üst sermaye kesimlerine aktarılacak sermaye nedeniyle ciddi toplumsal sorunlara gebedir. Genellikle büyük çaplı sermaye aktarımı kolay olmamakta ve beraberinde daha baskıcı yönetimleri zorlamaktadır. Ülke geçmişine bakınca 1960-1971 ve 1980 dönemi yaşananlar en göze batan örneklerdir. Önümüzdeki sürecin mutlak askeri mihverde oluşmasa bile, farklı yöntem ve araçlar ile daha baskıcı döneme evrileceği görülmektedir. Emek, sınıf ve demokrasi mücadelesi açısından zorlu bir dönemin yaşanacağı görülmektedir. Önümüzdeki günlerin zorlu geçeceği, yoksullaşmanın artacağı ve "geçinemeyenler" "açlar" olarak isimlendirilen küçümsenmeyecek bir insan nüfusunun oluşacağıdır.
"Sandık gelecek, yönetim değişecek, güçlendirilmiş parlamenter sistem ve beraberinde kurumsal işleyiş ile sorunlar çözülecek" demek temenni olarak güzeldir. Başka bir açıdan sosyal devlet ve kamuculuk istemlerinin de talepten ileriye gitme şansı yoktur. Ekonominin belirleyici olduğu, ülke ekonomisinin de küresel ekonomi ve iş bölümü çerçevesinde hareket etmek zorunda olduğu koşullarda, ulus devletlerin hareket olanakları sınırlıdır. Görünen o ki bu "küreselleşme" diye tanımlanan emperyalist sömürü sisteminden kurtulmadıkça görüntüsel bazı uygulamaları dışında ciddi anlamda değişiklik olması olanaksızdır. Önümüzdeki dönem iktidar ilişkilerini belirleyecek olan sermaye içi güç mücadelesi ve bu mücadelede güçlü sermaye grubunun istemlerine yanıt üretecek politik oluşumlardır. Bu oluşum "cumhur ittifakı" "millet ittifakı" veya bir başkası olması, sermaye güçleri için önemli değildir. Onlar için önemli olan çıkarları ve çıkarlarını kimin temsil ettiğidir.
Sınıfsal sömürünün, yoksulluğun ve açlığın artması beraberinde farklı şekillerde tepkileri getirecektir. Sendikal ve politik yapıların verili durumundan hareketle karamsar olmamak gerekir. Çünkü bilinen bir gerçek suyun yolunu bulması gibi, her dönemin mücadeleleri kendi araç ve yöntemlerini geliştirir tanımlamasıdır. Genel tanımların dışında mücadele içinde çelikleşmiş bir yapının, mücadeleye katkıları küçümsenemez. Ne yazık ki istemler üzerinden değil, var olan somut gerçekler üzerinden hareket etmek zorunludur. Sınıflar mücadelesi tarihinin öğrettiği; her tarihsel döneminin mücadeleleri geçmişin deneyleri üzerinden döneme uygun ideolojilerini, örgütsel ve önderlik ilişkilerini yaratır. Gelecek mücadele süreçlerine de deneylerini sunar.
YAHYA TAŞDEMİR 28-12-2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder