24 Ocak 2025 Cuma

ORTA-DOĞUNUN YENİDEN PAYLAŞIMI VE KÜRTLER.

          ORTA-DOĞUNUN YENİDEN PAYLAŞIMI VE KÜRTLER.                  

03-05-2016 Tarihli "İTTİHAT VE TERAKKİ POLİTİKALARI" başlıklı yazımda kısaca Türkiye cumhuriyetinin kuruluş sürecine ve bu sürecin hakim bakış açısına, uygulamalarına değinmiştim. Yazının yazıldığı dönem "ÇÖZÜM SÜRECİ" tartışmalarının yapıldığı ve malum sonuçları hep birlikte yaşadığımız dönemdi. Şimdi tekrar farklı isimler ve farklı aktörler ile yeni bir süreç başlatıldı. Yeni sürecin belirleyici yanı SURİYE'deki yönetimin yıkılması ve orta doğudaki güç dengelerinin değiştiği bir zaman dilimine denk gelmesidir.  

İttihat ve terakki'den beri Türk devletinin azınlıklar ve farklı ulusal yapılara karşı davranış kalıpları daha çok baskı ve sindirme üzerinedir. Günümüz açısından aynı kalıplar geçerli olsa da, dış etkenlerin önemi artmıştır. ABD-İNGİLTERE VE AB merkezli emperyalist odak şimdilik orta-doğuda kazanan güç oldu. Enerji kaynaklarını paylaşma ve sevki konusunda belirleyici oldukları gibi, toplumsal yapıyı istedikleri gibi yönetmek isteyecekleri de açıktır. Böyle bir durumda Türkiye'nin geleneksel davranış biçimleri ile hareket etmesi ciddi tehlikeleri barındırmaktadır. NATO üyeliği ve geçmişten gelen ilişkiler, çıkar ilişkilerinin önüne geçemez. Çok kutuplu dünyada farklı dengeler olsa da, bölge açısından belirleyici olan ABD kutbudur. Ayrıca ekonomik yapı ilişkilerinin ağırlığını da batı dünyası oluşturmaktadır. Salt askeri değil, ekonomik olarak ellerindeki olanaklar ile ülke politikalarını etkileyecekleri kesindir. Zamanında Donalt Trump'ın ekonominizi yıkıma uğratırım tehdidi karşılığı olan bir uyarıdır.  

Günümüzde tekrar dini söylem üzerinden yol alınmaya çalışılmakta, ulusal ve kültürel farklılıklar görmezden gelinmektedir. Ayrıca 1789 Fransız devrimi ile başlayan ulus devletler yaratma süreci atlanmakta, pozitivizm ve aydınlanma yok sayılmakta ve tekrar YENİ OSMANLICILIK adı altında ÜMMETÇİLİK yapılmaktadır. Tüm bu süreçler ALT EMPERYALİZM mantığı ile paylaşımdan pay kapmanın bir aracı olarak görülmekte. Doğaldır ki böyle bir süreç emperyalist merkezlerin de kolayına gelmektedir. Böyle olması sürecin kolay olacağı anlamına gelmez. Günümüzde çıkar çatışması kurtlar sofrasına dönüşmüştür. Çıkarlar çatıştığı anda kapışmaların olabileceğini de öngörmek gerekiyor. Kısacası Suriye ve orta-doğu coğrafyası çok aktörlü ve çok bilinmeyenli bir süreç yaşayacaktır.   

                       KÜRT SORUNU VE BÖLGE DENGELERİNDEKİ ROLÜ

Osmanlının çöküş süreci, aynı zamanda orta-doğunun emperyalist merkezler tarafından cetvel ile sınırların belirlendiği, devletlere bölündüğü  ve paylaşıldığı dönemdir. Ne yazık ki paylaşım hala devam etmektedir. Tüm bunlar yapılırken ulusal - dini-mezhepsel  farklılıklar dikkate alınmamıştır. Bu konuda mağdur edilenlerin başında Kürt ulusu gelmektedir. Geniş bir haritada küçümsenmeyecek bir nüfusu temsil etmelerine rağmen dikkate alınmamışlardır. Böylece farklı ulusal devletlerin sınırları içinde asimile edilmeye çalışılmıştır. Gerek nüfus yoğunluğu, gerekse de köklü bir tarihsel ve kültürel birikimden gelmeleri sayesinde varlıklarını korumuşlardır. Yüz yıl sonra Kürt ulusal sorunu geniş bir coğrafyada kendini dayatmaktadır. Böyle olması, emperyalist güç merkezlerinin vekalet savaşlarında kendilerine olanaklar sunmaktadır. Emperyalist merkezler Kürt ulusal unsurlarını, verili devletlere karşı korumak için, hamiline soyunmakta ve beraberinde kendileri için sadık dostlar yaratmak istemektedir. Doğaldır ki karşılıklı zorunluluk bu tarz iş birliklerini zorlamaktadır. Ulusal hareketlerin pragmatik davranışları dünya genelinde bilinen bir deneydir. Bu davranışı sınıfsal mücadele değer yargıları ile yargılamak doğru bir yaklaşım değildir. Bilinen bir gerçek her hareketin kendisini oluşturan sınıfsal ve düşünsel çerçeve içinde hareket edeceğidir.

Konuya bölge dengeler açısından bakacak olursak  ABD'nin başını çektiği güç merkezi sürecin belirleyicisi olacaktır. İsrail-Suudi Arabistan ve Kürt oluşumlar yeni sürecin atlama tahtaları olacak gibi gözüküyor. Bunu söylerken Türkiye'nin rolü eskiden olduğu gibi sürmeyecek, daha geri plana düşecektir. Bu durumda Türkiye'nin yeni rolünü kabul etmeyeceği ve bazı ataklar yapabileceği gerçeği açıktır. Böyle olması bazı riskler içerse de bölge politikası açısında gel-gitlerin oluşacağı bir süreci ifade eder. Klasik ittihat-terakki politikalarının çok fazla esnetilmesi gerektiği bir dönem yaşanacak. Politika yürütücülerin sözlerine bakınca böyle bir sürece hazır olmadıkları görülmektedir. Kullandıkları dil uzlaşmadan çok, teslim almaya yöneliktir.

Tüm bu süreç, daha önceki çözüm sürecinde yaşandığı gibi; baskı ve zor araçlarının ön plana çıktığı yeni bir süreci ifade etmektedir. Her olayda "hayır" ve iyilik bekleyen LİBERAL kesimi kendi dünyasına bırakarak, karşı mücadelenin gereğini yapmak. "BİRLEŞİK MÜCADELE" sözcüğünü pazarlama ve propaganda malzemesi olmaktan çıkarıp fiziki mücadelenin bir aracı haline getirmek. Baskının-sömürünün ve yoksulluğun katlanılmaz noktaya geldiği, ekonomik krizin faturasının tümüyle ezilenlere yüklendiği bir dönemde sınıf-emek ve demokrasi mücadelesinin buna yanıt üretememesinin sonuçları çok ağır olacaktır. Türkiye'de 12 eylül öncesi benzeri bir iklim yaşanmaktadır. Baskı ve teslim alma yöntemlerinin artarak devam edeceği gerçeği üzerinden düşünmek ve çözüm aramak zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

                                                YAHYA TAŞDEMİR

                                                       24-01-2025



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder